İran’da gıda krizi derinleşiyor: Açlık ve yetersiz beslenme protestoları tetikliyor

İran’da ekonomik kriz, milyonlarca ailenin temel gıdaya erişimini imkansız hale getirirken, özellikle çocuklar ciddi yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya. Gıda yoksulluğu ülkede artık artan sokak protestolarının da temel nedeni.

NASİM AHMEDİ

Kirmanşah - İran’da yaşanan ekonomik kriz ve özellikle gıda maddelerindeki anlık fiyat dalgalanmaları, birçok hanenin satın alma gücünü kaybetmesine yol açtı. Bunun sonucunda temel gıda ürünlerinin önemli bir bölümü ailelerin beslenme sepetinden çıkarıldı ya da daha düşük besin değerine sahip alternatiflerle değiştirildi. En güncel uluslararası verilere göre İran, gıda enflasyonunun en yüksek olduğu dünyadaki 15 ülke arasında, Güney Sudan’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Üçüncü sıradaki Nikaragua ise İran’a kıyasla daha iyi bir durumda bulunuyor.

Üretim kapasitesi olan bir ülke, açlığın eşiğinde bir halk

İran, verimli topraklara ve elverişli coğrafi koşullara sahip olmasına rağmen, mevcut politikalar ve yasalar halkın yeterli ve sağlıklı gıdaya sürdürülebilir erişimini engelliyor. Veriler, İranlıların gıda tüketiminde en büyük payın pirinç ve ekmeğe ait olduğunu gösteriyor. Bu ürünler yalnızca sahte bir tokluk hissi yaratırken, besin değerleri oldukça sınırlı kalıyor. İran’da kişi başına buğday ve pirinç tüketimi, gelişmiş ülke ortalamasının sırasıyla 3 ve 6 katı düzeyindeyken; et ve süt ürünleri tüketimi ise dünya ortalamasının yüzde 60 ve yüzde 70 altında seyrediyor.

Gizli yetersiz beslenme

Kirmanşah’ta Beslenme Bilimleri Bölümü öğrencisi Şekiba K., İran genelinde ve özellikle Kirmanşan’ta yaşanan yetersiz beslenme krizini şu sözlerle anlatıyor:
“Kirmanşan’taki yaygın yoksulluk, yoksulluk sınırının altında yaşayan birçok aileyi günlük beslenmelerini en ucuz gıdalarla karşılamaya zorluyor. Bu gıdalar yalnızca sahte bir tokluk hissi veriyor ve besin değeri son derece düşük. Çoğu durumda insanlar, vücudun temel ihtiyaçlarını karşılayacak sağlıklı ve çeşitli besinler yerine, kalitesiz ve besleyici olmayan ikamelere yöneliyor. Bunun en somut örneği, birçok ailenin günlük öğününün yalnızca ekmek ve yağda kavrulmuş domates salçasından oluşmasıdır. Su eklenerek çorba benzeri bir yiyecek hazırlanıyor. Yoksulluğun gölgesindeki bu beslenme biçimi, vücudun ihtiyaç duyduğu temel maddelerden yoksun olduğu için ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, bulaşıcı ve kronik hastalıkların artışı, fiziksel ve zihinsel kapasitenin düşmesi bu beslenmenin doğrudan sonuçlarıdır. Kirmanşah’ta açlık ve yetersiz beslenme dışarıdan bakıldığında görünmez olabilir; ancak yüksek işsizlik, yoksulluk ve şiddet gibi sosyal sorunlar bu kentte gıda yoksulluğunun yayılması için uygun bir zemin oluşturuyor. Bu koşullarda yetersiz beslenme yalnızca bireysel değil, gelecek kuşakların sağlığını da tehdit eden toplumsal bir krizdir.”

Son yıllarda artan enflasyon ve özellikle gıda fiyatlarındaki yükseliş, İran’da birçok temel besinin sofralardan tamamen kalkmasına neden oldu. Sayısız hane yılda yalnızca birkaç kez et tüketebilirken, süt ürünleri ve kuruyemişler fiilen beslenme sepetinden çıkarıldı.

Açlıktan ölümler: İnkar edilen rakamlar

Sağlık Bakanlığı Toplum Beslenmesini İyileştirme Dairesi Başkanı Ahmed İsmailzade, bu yılın Ekim ayında yaptığı açıklamada, ülkede yılda yaklaşık 400 bin ölümün gerçekleştiğini ve bunların yaklaşık yüzde 35’inin beslenmeyle ilişkili olduğunu belirtti. Bu da her yıl İran’da yaklaşık 140 bin kişinin gıda yoksulluğu, yetersiz beslenme ve açlık nedeniyle hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Bu çarpıcı veriler, beslenme krizinin artık doğrudan ölüm oranlarını etkilediğini ortaya koyuyor.

Açık çelişki: Dışarıya gıda yardımı, içeride açlık

İran’da açlıktan ölümler yaşanırken, geçen yılın Mayıs ayında İran Kızılayı Başkanı’nın özel danışmanı Said Ohadi, İran’ın Gazze Şeridi’ne 10 bin ton gıda yardımı gönderdiğini açıkladı. Oysa küresel verilere göre bir insanın yıllık gıda tüketimi 500–1000 kilogram arasında değişiyor; yoksul ülkelerde bu miktar 500 kilogramın altına düşüyor. İran’da kişi başına yıllık gıda tüketiminin yaklaşık 400 kilogram olduğu varsayıldığında, Gazze’ye gönderilen bu yardım 25 bin kişinin bir yıllık gıda tüketimine eşdeğer. Bu karşılaştırma, İran’daki gıda yoksulluğunun kaynak eksikliğinden değil, başarısız politikalar ve yanlış yasalaştırmalardan kaynaklandığını gösteriyor.

Kenar mahallelerde mutlak gıda yoksulluğu

Sivil toplum aktivisti Şehnaz Y., Kirmanşah’ın kenar mahallelerindeki durumu şöyle anlatıyor:
“Ağacan, Çemen, Caferabad, Koliabad, Şatırabad gibi yoksul mahallelerde yaşayan birçok aile, haftada dört tam öğün bile tüketemiyor. Bu ailelerin çoğu dengeli bir öğünün ne anlama geldiğini dahi bilmiyor. Et ve besleyici gıdalar yerine genellikle tavukçulardan ayak ve kelle gibi atıkları alıyorlar. Bazı durumlarda ise çöplerden toplanan gıda artıklarını tüketmek zorunda kalıyorlar. Bu koşullarda en büyük bedeli çocuklar ödüyor. Gelişim çağında hiçbir sağlıklı ve besleyici gıdaya ulaşamayan bu çocuklar, mutlak gıda yoksulluğu içinde büyüyor. Bu durum bağışıklık sistemlerini ciddi biçimde zayıflatıyor ve kronik hastalıklara, enfeksiyonlara ve parazitlere zemin hazırlıyor. Ne yazık ki bu hastalıkların birçoğu ya tedavi edilemiyor ya da yüksek maliyetler nedeniyle erişilemez durumda.”

Çocuklar: Gıda yoksulluğunun sessiz kurbanları

Sağlık Bakanlığı’nın en son verilerine göre, İran’da 12 yaş altındaki çocukların yaklaşık yüzde 8’i yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. 2022’de yayımlanan bir rapora göre İran’da 12 yaş altı çocuk sayısı yaklaşık 18 milyon. Bunun yüzde 8’i, yani yaklaşık 1 milyon çocuk yetersiz beslenme ile karşı karşıya. Bu sayı, Kirmanşah büyüklüğünde bir kentin nüfusuna eşdeğer. Hükümet, yetersiz beslenme belirtileri gösteren 5 yaş altı çocuklar için 1 milyon tümenlik bir yardım açıklasa da uzmanlar bunun yetersiz ve sembolik bir adım olduğunu vurguluyor. Şekiba K. bu konuda şöyle diyor:
“Bu miktar, her gün artan enflasyon karşısında hiçbir anlam ifade etmiyor. Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için et, kuruyemiş, meyve, süt ürünleri ve çeşitli protein kaynaklarına ihtiyacı var. Ancak mevcut fiyatlarla bu yardım ancak bir kalıp peynir ve az miktarda meyve almaya yetiyor. Bu, gerçeği gizleme çabasından başka bir şey değil.”

Gıda, bir tahakküm aracı

Açlık ve beslenme krizi kısa vadeli kararlar ve sınırlı bütçelerle çözülemez. Bu kriz, üretim, dağıtım ve sosyal destek alanlarında uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç duyar. Ancak İslam Cumhuriyeti bu sorumluluğu bilinçli olarak üstlenmiyor. Çünkü açlık ve yetersiz beslenme içinde büyüyen bir neslin daha zayıf ve daha itaatkar olacağını biliyor. “Kim ekmek verirse, o buyurur” anlayışıyla yoksulluğu kalıcı hale getiriyor; çünkü aç bırakılan bir toplum, daha büyük talepler ve itirazlar geliştiremiyor. Bu yapısal yoksulluk, özellikle çocuklar üzerinden topluma bilinçli biçimde dayatılıyor.

Son protestoların maddi zemini

Son günlerde birçok kentte patlak veren sokak protestoları, yoksulluk ve açlığın artık sessiz bir toplumsal sorun olmaktan çıkıp siyasi ve patlayıcı bir güce dönüştüğünü gösterdi. Ekmek, et ve en temel yaşam ihtiyaçlarının sofralardan kalkması, bugün sloganlara ve meydanlara yansıyan bir öfke birikimi yarattı. Sokaklarda görülen tepki, tek bir zam ya da karara değil; milyonlarca insanın hayatını çekilmez hale getiren yılların politikalarına yönelik. Bu anlamda son protestolar, yetersiz beslenme verilerinde, açlıktan ölümlerde ve çocukların maruz kaldığı gıda yoksulluğun da görülen krizin doğal bir devamı olarak değerlendiriliyor. Bu krizi çözmekte başarısız olan değil, onu bizzat üreten temel aktör ise İslam Cumhuriyeti şeklinde açıklanıyor.