‘İbadet yerlerine yapılan saldırılar toplumsal barışı tehdit ediyor’
Êzidî Evi Kadın Meclisi yöneticisi Suad Hassou, Suriye’de sivillere ve ibadet yerlerine yönelik suçları “cezasızlık kültürünü pekiştiren ve toplumsal barışı tehdit eden suçlar” olarak nitelendirerek, geçici yönetimin sorumluluk alması çağrısında bulundu.
ASMA MAHAMMED
Qamişlo – Suriye’de sivillere, ibadet yerlerine ve dini sembollere yönelik suçlar, dünyanın gözü önünde işleniyor. Êzidî Evi Kadın Meclisi yöneticisi Suad Hassou, bu suçları görmezden gelmenin, birlikte yaşamanın ve sivil barışın temelini tehdit eden yeni katliamlara kapı araladığını vurguladı. Suriye geçici yönetimi Alevi, Dürzi ve Hristiyan topluluklarına yönelik artan ihlallerden tamamen sorumlu tutan Suad Hassou, bugün yaşananların dini ve mezhepsel ayrımcılığa dayalı, cezasızlıkla ve hesap verebilirlik eksikliğiyle işlenen sistematik şiddet modelinden ayrılamayacağını belirtti.
‘Êzidîler için tehdit’
Bu yaklaşımın devam etmesinin Suriye’deki kültürel ve dini çeşitliliğe varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu dile getiren Suad Hassou, bunun adalet ve eşit vatandaşlığa dayalı bir Suriye inşa etme umudunu baltaladığını kaydetti. Suad Hassou, “Bu suçları görmezden gelmek geçmişte tüm toplulukların, özellikle de Êzidîlerin yaşadığı soykırıma, kadınların sistematik olarak hedef alınmasına ve kimlikleri ile varlıklarının ortadan kaldırılmasına yol açan koşulları yeniden üretir” uyarısında bulundu.
‘Uluslararası toplumun utanç verici sessizliği derin yaralar bırakıyor’
Suad Hassou, sözlerinin devamında, “2014 yılında IŞİD’in Êzidîlere karşı gerçekleştirdiği katliamlar, özellikle doğrudan kadınları hedef alan suçlardı. Bu saldırılar rastgele şiddet olayları değildi, Êzidî topluluğunu tarihsel kökenlerinden koparmayı, kültürel ve dini kimliğini yok etmeyi ve bölgedeki özgün varlığını silmeyi amaçlayan bir soykırım projesiydi. Binlerce Êzidî kadın sadece dini görüşleri nedeniyle köleleştirildi, kaçırıldı, işkenceye uğradı ve katliama maruz kaldı. Bu saldırılar, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla eşdeğerdi. Yedi binden fazla kadın bu ihlallerden etkilendi. Uluslararası toplumun utanç verici sessizliği ve faillerin hesap vermemesi, bugün hala derin yaralar bırakıyor” ifadelerinde bulundu.
Suad Hassou, Suriye’deki mevcut durumun, özellikle Türk devleti tarafından işgal edilen bölgelerde, aynı soykırım senaryolarının yeniden canlanmasının tehlikeli göstergelerini taşıdığına dikkat çekti. Suad Hassou, devam eden ihlallerin, sivilleri hedef alma ve kimlik ile aidiyete dayalı dışlama ve yıldırma politikaları açısından tüm uluslararası yasaları ve insani sözleşmeleri aştığını kaydetti. Bu ihlallerin en ağır bedelini kadınlar ve çocukların ödediğini belirten Suad Hassou, “Kadınlar ve çocuklar çeşitli fiziksel, psikolojik ve sosyal şiddete maruz kalıyorlar. Bu şiddet, çeşitliliğin inkarına ve ötekinin reddine dayalı aşırılıkçı bir zihniyetten kaynaklanıyor. Aynı zihniyet daha önce Şengal ve Efrîn’deki katliamların yolunu açmıştı ve şimdi farklı araç ve yöntemlerle kendini yeniden gösteriyor” diye konuştu.
‘Başkalarının yaşam hakkını tanımayan dışlayıcı bir zihniyet’
Suriye’deki halklara karşı işlenen suçlar konusunda uluslararası alandaki sessizliğin ve ciddi ihlallerin seçici şekilde ele alınmasının, yalnızca cezasızlık kültürünü pekiştirdiğini ve katliam ile sistematik şiddetin tırmanmasına kapı açtığını belirten Suad Hassou, sözlerine şöyle devam etti:
“Geçici yönetim, ‘kasıtlı bir kanunsuzluk hali’ olarak tanımladığı durumdan ve sivilleri ile ibadet yerlerini hedef alan suçlara karışanları sorumlu tutmak için gerekli önlemleri almamaktan tamamen sorumludur. Dini bayramlar ve etkinlikler sırasında gerçekleştirilen bombalamalar da dahil olmak üzere kiliselere ve camilere yapılan saldırılar, kutsal yerlerin kutsallığını ihlal etmekte ve halk arasında kaos, korku ve nefret söylemi yayarak toplumsal dokuyu zayıflatmayı amaçlayan sistematik bir girişim oluşturmaktadır. Bu uygulamalar mezarların ve dini-kültürel sembollerin tahrip edilmesine kadar uzanıyor. Bu davranışlar başkalarının yaşam veya var olma hakkını tanımayan dışlayıcı bir zihniyeti yansıtıyor ve şiddet ile yıldırma üzerine kurulu bir gerçekliği dayatmayı amaçlayan bir anlayışı temsil ediyor.”
‘Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi örnek alınmalı’
Kuzey ve Doğu Suriye halkının her türlü ihlal ve saldırıya karşı direnişini sürdüreceğinin altını çizen Suad Hassou, “Kuzey ve Doğu Suriye halkı, istikrarı ve birlikte yaşamı baltalama girişimleri karşısında birlik içinde kalacak. 14 yıllık Rojava Devrimi, sosyal uyum ile kültürel ve dini çeşitliliğin korunması konusunda gelişmiş bir model oluşturdu. Bölge halkı, miraslarını ve farklı kimliklerini korumayı başardı, ortaklık, adalet ve demokrasiye dayalı bir yönetim kurdu. Bu deneyim, güvenli ve adil bir vatan inşa etmeyi amaçlayan herkes için örnek alınması gereken bir modeldir” sözlerine vurgu yaptı.
‘Geçici yönetim sorumluluk almalı’
Suriye’de güvenlik veya adalette somut bir iyileşmeye tanık olunmadığını vurgulayan Suad Hassou, “Suriye geçici yönetiminin lideri Ahmed El-Şara, mevcut durumun sona erdirilmesi için sorumluluk almalıdır. Güvenlik açığı ve suçluların hesap vermemesi doğrudan onun omuzlarındadır, ayrıca bölünmeleri derinleştiren nefret söylemine son vermelidir. Geçici hükümet, şehit Hevrin Xelefi katletmekle suçlanan Hatem Ebu Şakra’ya karşı hala herhangi bir yasal işlem başlatmadı, aksine bu kişi, geçici hükümet içinde bir liderlik pozisyonuna atandı” diye belirtti.
Sözlerinin sonunda tüm bileşenleri kapsayan ve yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine güvenli bir şekilde dönüşünü garanti eden bir Suriye inşa edilmesi çağrısında bulunan Suad Hassou, şöyle konuştu:
“Binlerce yerinden edilmiş insan, soğuk, bitkinlik ve en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun bir şekilde, zorlu insani koşullar altında kamplarda yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler de dahil tüm uluslararası kuruluşlar, yasal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeli, ihlalleri durdurmak, suçluların hesap vermesini sağlamak ve yerinden edilmiş kişilerin onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönüşünü güvence altına almak için acil önlemler almalıdır. Adaleti sağlamak ve çeşitliliği korumak, bölgenin tanık olduğu soykırım senaryolarının tekrarlanmasını önlemenin ve barış ile insan onuruna dayalı bir Suriye geleceği inşa etmenin tek yoludur.”