Çatışma, göç ve yoksulluk: Kadınların çok katmanlı mücadelesi

Ortadoğu’daki çatışmalar kadınları hem şiddetin hem yoksulluğun hem de göçün merkezine itiyor; buna rağmen kadınlar toplumsal dayanışma ve barış inşasında belirleyici rol üstleniyor.

MAHASEN ABDULRAHMAN MADALLA*

Haber Merkezi - Ortadoğu ve Arap bölgesinde artan çatışmaların gölgesinde, kadınların yaşadığı acılar, insanlık krizlerinin en zorlu ve karmaşık örneklerinden biri olarak ortaya çıkıyor. Savaşlar ve silahlı çatışmalar artık sadece sınırlı askeri mücadeleler değil; toplulukların yapısını derinden sarsan, sosyal ve ekonomik dokusunu çözen ve bireylerin aile içi ve toplumsal rollerini yeniden şekillendiren kapsamlı krizler haline geldi. Bu şiddetli dönüşümlerden en ağır bedeli ödeyenler arasında kadınlar başı çekiyor.

Çatışma döneminde kadınlar yalnızca doğrudan şiddet tehdidi ile karşı karşıya kalmıyor; devletin çöküşü, hukukun yokluğu, temel hizmetlerin gerilemesi ve sosyal koruma mekanizmalarının dağılması gibi sonuçları taşımak zorunda kalıyor. Sıklıkla aileyi geçindiren tek kişi haline geliyor ve korku, istikrarsızlık ve belirsizlik içinde yaşam mücadelesi veriyor.

Kadınlar daha savunmasız hale geliyor

Kadınların çatışmalardaki acılarını anlamak, bu savaşların üretildiği siyasi, sosyal ve ekonomik bağlamdan bağımsız değil. Savaşlar, tarihsel eşitsizlik ve ayrımcılık kalıplarıyla kesişiyor; bu da kadınları, özellikle çatışma öncesi zaten hakları zayıf olan topluluklarda, istismara, marjinalleşmeye ve ihlallere karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Modern savaşlar, sivil ile savaşçıyı ayırmayan yeni şiddet biçimleri ortaya çıkarıyor. Tüm toplumlar çatışma sahasına dönüştü ve kadınlar çok yönlü hedefler haline geldi: cinsel şiddet, istismar, zorla çalıştırma, özgürlük ve onur ihlalleri gibi fiziksel, psikolojik ve sosyal ihlallere maruz kaldı.

Etkileri yıllarca devam ediyor

Çoğu zaman kadınların bedenleri, çatışmanın bir sahası, baskı ve intikam aracı ya da aşağılama yöntemi olarak kullanılıyor. Bu ihlaller yalnızca bireysel mağdurları değil, aileyi ve toplumu etkileyen derin etkiler bırakıyor; sessizlik, korku ve sosyal damgalanma döngüleri yaratıyor ve psikolojik ve sosyal etkileri yıllarca devam ediyor.

Zorunlu göç, silahlı çatışmaların en belirgin sonuçlarından biri. Milyonlarca kadın, güvenlik arayışıyla evlerini terk etmek zorunda kaldı. Göç yollarında kadınlar barınma eksikliği, mahremiyetin olmaması, gıda ve temiz su kıtlığı, özellikle üreme sağlığı hizmetlerinin yetersizliği gibi ciddi zorluklarla karşılaştı.

Kadınlar tek geçim kaynağı haline geliyor

Mülteci kamplarında durum daha da ağırlaşıyor: kadınlar kalabalık, yetersiz kaynak ve hizmetlerin bulunduğu ortamlarda yaşıyor; yasal koruma eksikliği var; eşlerini veya aileyi geçindiren kişileri kaybettiklerinde çoğu kadın tek geçim kaynağı haline geliyor. Ekonomik ve sosyal kısıtlamalar, kadını en fazla etkileyen bir yoksulluk türü olan “kadınlaşmış yoksulluk” durumunu doğuruyor; birçok kadın güvencesiz ve resmi olmayan işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Bu bağlamda yoksulluk sadece maddi boyutla sınırlı değil; fırsatlar, eğitim, sağlık hizmetleri ve yasal koruma alanında da kadınları savunmasız kılıyor ve dayanıklılıklarını, toparlanmalarını ve geleceklerini güvence altına alma kapasitelerini azaltıyor.

Eğitim ve eşitsizliğin katlanması

Eğitim, çatışma bölgelerinde en çok zarar gören sektörlerden biri; okulların yıkılması ve eğitim altyapısının çökmesi, milyonlarca kız çocuğunun eğitim hakkından mahrum kalmasına, okul terki oranlarının artmasına, erken yaşta evliliklere ve artan aile yüklerine yol açıyor. Bu da nesiller boyu eşitsizliğin yeniden üretilmesine katkıda bulunuyor.

Sağlık alanında kadınlar, sağlık sistemlerinin çökmesi, tıp personeli eksikliği ve temel ilaç ve malzeme eksikliği gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya. Üreme sağlığı hizmetleri en çok zarar gören alanlardan biri ve bu durum anne ölümlerinin artmasına ve uzun vadeli sağlık sorunlarının büyümesine yol açıyor.

Sosyal dayanışmayı yükselttiler

Tüm bu zorluklara rağmen kadınlar sadece mağdur olmadı; insani ve toplumsal çalışmalarda merkezi roller üstlendiler. Etkilenen ailelere destek sağladılar, yerel girişimleri organize ettiler ve resmi kurumların zayıf olduğu ortamlarda sosyal dayanışmayı güçlendirdiler.

Ancak bu roller çoğunlukla görmezden geliniyor ve karar alma süreçlerinde yansıtılmıyor; kadınlar siyasi dışlanma, ataerkil yapılar ve eşitliği destekleyen yasaların zayıflığı ile karşı karşıya kalıyor.

Çoğu barış süreci ve siyasi müzakerede kadınlar ya dışlanıyor ya da sembolik olarak dahil ediliyor. Oysa uluslararası deneyimler, kadınların gerçek katılımının daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir barış inşasına ve şiddetin yeniden başlamasının önlenmesine katkı sağladığını gösteriyor.

Kadınların deneyimleri dikkate alınmalı

Suriye’deki kadınların yaşadıkları, Arap bölgesindeki kadınların deneyimlerinin yoğun bir örneğini sunuyor: savaş, mültecilik, göç, yakın kayıplar, ailelerin parçalanması… Kadınlar aileyi koruma, toplumu destekleme ve umut inşa etme konularında ön saflarda yer aldı; insani yardım, eğitim ve sivil faaliyetlerle aktif rol oynadı.

Çatışma sonrası bir gelecekten bahsedebilmek için, kadınların deneyimlerinin dikkate alındığı bir geçiş adaleti süreci şarttır. Adaletin sağlanması ve yeniden inşanın sadece taşları değil insanı ve toplumu da kapsaması gerekir. Kadınların katılımı, sürdürülebilir kalkınma ve daha adil toplumlar inşa etmek için temel bir koşuldur.

Uluslararası toplumun kadınlara yönelik sorumluluğu yalnızca insani yardım sağlamakla sınırlı değil; hakların korunması, siyasi katılımın desteklenmesi ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi de gereklidir.

Kadınların çatışmaların kalbindeki acısı kenara atılacak bir mesele değildir; insan haklarına bağlılığın gerçek sınavıdır. Barış, aktif, onurlu ve karar alma süreçlerine katılabilen kadınlar olmadan sağlanamaz.

Dünyanın giderek daha karmaşık bir hale geldiği bu ortamda, kadınlar acı ve kayıplara rağmen umut yaratıcı ve toplumu daha insancıl ve adil bir şekilde dönüştürebilecek bir güç olarak varlığını sürdürmektedir; geçmişin yaralarını aşarak gelecek nesiller için daha onurlu ve istikrarlı bir yaşam inşa edebilirler.

*Lübnan’dan Jineoloji üyesi