Sebha'daki kırbaç cezası insan hakları tartışmalarını büyüttü

Libya'nın Sebha kentinde bir kadına kırbaç cezası uygulanmasının ardından hukukçular ve hak savunucuları, infazın görüntülenerek paylaşılmasının insan onurunu zedelediğini ve hukuk önünde eşitlik ilkesini yeniden tartışmaya açtığını belirtti.

MONA TOUKA

Libya- Libya'nın güneyindeki Sebha kentinde "zina" suçlamasıyla bir kadına alenen kırbaç cezası uygulanmasının ve infaz anının görüntülenerek dijital medyada geniş şekilde paylaşılmasının üzerinden iki hafta geçmesine rağmen olay, insan onuru, cezaların aleni infazının sınırları ve hukuk önünde eşitlik ilkesi konusundaki tartışmalar sürüyor.

Sebha'da bir kadına kırbaç cezasının infaz edilmesi, Libya Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki eksiklikleri yeniden gündeme taşıdı. Hukukçular ve insan hakları savunucuları, mevcut düzenlemelerin çağdaş adalet anlayışı ve adil yargılanma güvenceleri karşısında yetersiz kaldığını belirtiyor. Cezaların uygulanmasını hukukun gereği olarak görenler bulunsa da, hak savunucuları aleni cezaların insan onuruyla ve adil yargılanma ilkeleriyle ne ölçüde bağdaştığını sorguluyor. Ayrıca infazın görüntülenerek paylaşılmasının, mahkeme kararını hükümlü ve ailesi üzerinde kalıcı etkiler bırakan toplumsal bir cezaya dönüştürdüğü ifade ediliyor.

'Gerçekten sarsıcı bir manzaraydı'

Sebha'dan kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir insan hakları savunucusu, çocuklar ve yaşlıların da bulunduğu kalabalığın önünde bir insanın kırbaçlanmasının "yalnızca bir mahkeme kararının uygulanması" şeklinde değerlendirilemeyeceğini belirterek, yaşananları "gerçekten sarsıcı ve dehşet verici" olarak nitelendirdi.

Yaklaşık üç yıl önce tesadüfen benzer bir infaza tanık olduğunu söyleyen hak savunucusu, Libya'da böyle bir manzarayla karşılaşmayı beklemediğini ifade etti. Gördüklerinin hala hafızasında canlı olduğunu belirten hak savunucusu, toplumun bu tür görüntüleri sıradanlaştırmasının kendisinde büyük bir öfke ve üzüntü yarattığını dile getirdi.

Mevcut hukuk sisteminin, insan onurunu zedelemeden caydırıcılık sağlayacak yaptırımları benimseyemediğini sorgulayan hak savunucusu, birçok ülkede kamu yararına çalışma, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma programları gibi alternatif cezalara yönelindiğini, cezanın amacının bireyi ve toplumu onarmak olması gerektiğini, bedensel acı çektirmek ya da hükümlüyü teşhir etmek olmadığını söyledi.

'Yasaların gözden geçirilmesi adaletin gelişiminin parçasıdır'

Hak savunucusu, tartışmanın yalnızca cezanın yasal olup olmadığıyla sınırlı kalmaması gerektiğini, aynı zamanda adaleti sağlayıp sağlamadığı ve insan onurunu koruyup korumadığı sorularının da sorulması gerektiğini belirtti.

Yasaların değişmez metinler olmadığını, toplumların insan ve ceza anlayışı geliştikçe gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eden hak savunucusu, “Gelişmiş toplumlar yalnızca yasaları uygulamakla yetinmez, bunları sürekli adalet ve insan onuru ilkeleri çerçevesinde değerlendirir” dedi.  Libya'da kırbaç cezasının sıradan bir görüntüye dönüşmesini istemediğini dile getiren hak savunucusu, çocukların bedensel aşağılanmayı günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görerek büyümemesi gerektiğini vurguladı.

'İnfazın görüntülenmesi cezayı teşhire dönüştürüyor'

Sebha'dan gazeteci ve insan hakları aktivisti Selma Mesud ise, herhangi bir cezanın meşruiyetinin yalnızca mahkeme kararıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda savunma hakkı, yargının bağımsızlığı ve kararlara itiraz imkanı gibi adil yargılanma güvencelerinin eksiksiz sağlanıp sağlanmadığının da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Selma Mesud, infazın görüntülenip sosyal medyada yaygın şekilde paylaşılmasının, cezayı bir teşhir aracına dönüştürdüğünü ve tutuklunun hüküm kesinleştikten sonra dahi onur ve özel hayat hakkını zedelediğini belirtti. Bu görüntülerin internette uzun süre dolaşımda kalmasının, hükümlü ve ailesi üzerinde uzun vadeli sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını, böylece cezanın mahkeme kararının sınırlarını aşarak toplumsal bir yaptırıma dönüştüğünü ifade etti.

Selma Mesud, infaz görüntülerinde yalnızca kadının yer almasına, aynı davada suçlanan erkeğin ise kamuoyuna yansımamasına dikkat çekerek, bunun hukuk önünde eşitlik ilkesinin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı konusunda haklı sorular doğurduğunu söyledi.

Selma Mesud, hukukun tüm taraflara ayrım gözetmeksizin eşit uygulanması, herhangi bir hüküm infaz edilmeden önce adil yargılanma güvencelerinin eksiksiz sağlanması ve infazların medya aracılığıyla teşhir edilmesini önleyecek açık kuralların oluşturulması çağrısında bulundu. Bunun hem yargının saygınlığını hem de bireylerin temel haklarını koruyacağını ifade etti.

Sebha'daki olay, cezanın davanın diğer tarafı hakkında da uygulanıp uygulanmadığına ilişkin soruların ardından hukuk önünde eşitlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Ayrıca infaz yöntemlerinin, hukukun uygulanması ile insan onurunun korunması arasında denge sağlayacak şekilde yeniden değerlendirilmesi yönündeki çağrılar da arttı.

Olayın üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen, cezaların aleni infazının sınırları ile yargı ve güvenlik kurumlarının infaz sürecini hukuka uygun, bireylerin haklarını ve yargının saygınlığını koruyacak şekilde yürütme sorumluluğu konusundaki tartışmalar devam ediyor.