Tunuslu hak savunucusu: Korku iklimi giderek büyüyor

Tunuslu kadın hakları savunucusu Mewedde el-Cemii, güvenlikçi politikalar, yargı süreçleri ve medya kampanyalarının insan hakları savunucularını susturmayı hedeflediğini ifade etti.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus - Tunus'ta siyasi ve insan hakları alanında yaşanan hızlı gelişmeler, insan hakları savunucularının maruz kaldığı sistematik baskıları yeniden gündeme taşıyor. Son dönemde yükselen hak savunuculuğu söylemi, yalnızca güvenlik güçlerinin doğrudan müdahalelerini değil, aynı zamanda kamuoyunu yönlendirmeyi ve aktivistleri itibarsızlaştırmayı hedefleyen medya stratejilerini de gözler önüne seriyor.

İnsan hakları savunucularına göre yaşananlar, yalnızca hak ihlallerinin belgelenmesinden ibaret değil; aynı zamanda "ulusal çıkar" söylemi altında giderek yaygınlaşan nefret dili ve hedef göstermeye karşı açık bir mücadele çağrısı niteliği taşıyor.

Söz konusu atmosfer, ülkede köklü değişim talep eden siyasi eğilimlerin güç kazanmasına da zemin hazırladı. Bunun sonucunda alınan olağanüstü kararlar, siyasi dengeleri değiştirirken, Tunusluların yıllar içinde elde ettiği siyasi katılım alanını ve temel hak ve özgürlükleri önemli ölçüde daralttı.

Bir dönem "demokratik dönüşümün örnek modeli" olarak gösterilen Tunus'un bugün yaşadığı siyasi belirsizlik, ekonomik iyileşmeyle desteklenmeyen demokratik kazanımların ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre kurumsal istikrarın sağlanamaması ve ekonomik sorunların derinleşmesi, yurttaşların demokratik sürece duyduğu güveni de zayıflatıyor.

Hak savunucuları artan baskılara dikkat çekiyor

Kadın hakları ve azınlık hakları savunucusu Mewedde el-Cemii, kadın ve insan hakları aktivisti olarak yaşadığı deneyimleri paylaşarak, Tunus'ta mevcut siyasi atmosferin sivil toplum ve insan hakları çalışmalarını giderek daha zor hale getirdiğini söyledi. Mewedde el-Cemii, hak savunucularının yalnızca sahadaki faaliyetleri nedeniyle değil, doğrudan hedef gösterilerek de baskı altına alındığını belirtti.

Tunus'ta "hukuk devleti ve kurumlar" anlayışının uygulamalarını eleştiren Mewedde el-Cemii, muhaliflere yönelik baskıların arttığını, aktivistlerin çalışmalarının engellendiğini ve haklarında yargı süreçlerinin işletildiğini ifade etti.

Ülkedeki mevcut tabloyu "iktidar politikalarının yarattığı bir zaman ayarlı bomba" olarak nitelendiren Mewedde el-Cemii, yaşanan ekonomik ve sosyal krizlerin özellikle çocuklar başta olmak üzere toplumun geniş kesimlerini düşünsel, fiziksel ve psikolojik açıdan olumsuz etkilediğini söyledi.

Aktivistlerin karşılaştığı hukuki engellere de değinen Mewedde el-Cemii, büyük şirketlere karşı dava açma girişimlerinin "çalışmayı engelleme" suçlamasıyla karşılık bulduğunu belirtti. Açtığı acil davaların ise sürekli ertelendiğini ve sonuçlandırılmadığını dile getirdi.

Bazı bölgelerde hastaneler ve sağlık hizmetlerinin bilinçli şekilde işlevsiz bırakıldığını, bu durumun yurttaşları başka kentlerde tedavi aramaya zorladığını ifade eden Mewedde el-Cemii, bunun kirliliğe bağlı hastalıkların gerçek boyutunun gizlenmesine ve kamuoyuna gerçeği yansıtmayan sağlık verilerinin sunulmasına neden olduğunu savundu.

Hain’ söylemi ve hak savunucularına yönelik baskılar

Mewedde el-Cemii, iktidarın muhalifleri "devlet karşıtı" ya da "vatan haini" olarak nitelendiren söylemini sert sözlerle eleştirerek, bu dilin meşru hak talepleri ile çevresel ve sosyal mücadeleleri bastırmak için kullanıldığını söyledi.

Hükümetin, insanca yaşam talep edenlere karşı "analiz etme, tartışma, kınama ve suç sayma" politikası izlediğini savunan Mewedde el-Cemii, devletin ekonomik çıkarlarının toplumun ve yurttaşların haklarının önüne geçirildiğini ifade etti. Yürüttükleri mücadelenin halkların kendi kaderini tayin hakkı ile çevre haklarına dayandığını belirten Mewedde el-Cemii, hak mücadelesinin yıllardır sürdüğünü ve yeni ortaya çıkmış bir hareket olmadığını vurguladı.

Tunus'taki hak mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Mewedde el-Cemii, iktidar çevrelerinin geçmişten gelen mücadele birikimini yok saydığını ve farklı yöntemlerle muhalif sesleri susturmaya çalıştığını söyledi.

Mewedde el-Cemii, iktidarın yalnızca muhalifleri "şeytanlaştırmakla" kalmadığını, ailelerini de baskı altına almaya, mesleki ve kişisel yaşamlarını hedef almaya çalıştığını, insan hakları savunuculuğu, dernek üyeliği ve sivil toplum faaliyetlerinin muhalifleri sindirmek ve kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak için gerekçe haline getirildiğini ifade etti.

Hak mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirten Mewedde el-Cemii, geçmişten bugüne sürdürülen hak arama mücadelesinin kararlılıkla devam edeceğini söyledi. Bu süreçte hak savunucuları ve dayanışma ağlarının desteğinin büyük önem taşıdığını vurguladı.

Çevre politikalarına ve baskı yöntemlerine tepki

Mewedde el-Cemii, çevre sorunlarına da dikkat çekerek özellikle Gafsa bölgesindeki fosfat madenciliğini sert sözlerle eleştirdi. Fosfat çıkarma faaliyetlerinde "aşırı ve doğal olmayan bir sömürü" yaşandığını savunan Mewedde el-Cemii, bu faaliyetleri yürüten ve "ölüm kompleksi" olarak nitelendirdiği yapıların ne yurttaşların sağlığını ne de çevreyi gözettiğini söyledi.

Mewedde el-Cemii, "yeşil hidrojen" projeleri gibi yeni yatırımların da şeffaflıktan uzak şekilde onaylandığını belirterek, kamuoyunun sürece dahil edilmemesinin bu projelerden asıl kimlerin fayda sağladığına ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.

Hak ve çevre mücadelelerine yönelik iktidarın güvenlikçi bir yaklaşım benimsediğini dile getiren Mewedde el-Cemii, hak talebinde bulunan ya da ihlalleri ortaya çıkarmaya çalışan aktivist ve avukatların bu nedenle cezaevine gönderildiğini dile getirdi.

Mevcut siyasi sistemin geçmişteki baskı yöntemlerini yeniden ürettiğini belirten Mewedde el-Cemii, sorunun yalnızca yöneticilerden değil, baskıcı mekanizmalarla işleyen sistemin kendisinden kaynaklandığını söyledi. Bu yapının örgütlenme, ifade özgürlüğü ve temel hakları kısıtlayan bir anlayış üzerine kurulduğunu ifade etti.

Bireysel çıkar odaklı yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulunan Mewedde el-Cemii, toplumun "cehennem döngüsü" olarak tanımladığı inkar ve gerçeklerden kaçış sarmalından çıkması gerektiğini söyledi. İnsan hayatının değersizleştirilmesine dayalı anlayışın çözüm olmadığını belirten Mewedde el-Cemii, bencil yaklaşımlardan uzak, ortak bir mücadeleyle kalıcı ve köklü değişim sağlanabileceğini vurguladı.

Tunus'taki insan hakları mücadelesinin zorlu bir dönemden geçtiğini ifade eden Mewedde el-Cemii, hak ve özgürlük savunucularının maruz kaldığı "fikri baskının", özgür düşünceyle bağdaşmayan kalıpların topluma dayatılmasından kaynaklandığını sözlerine ekledi.

Hak savunucularına yönelik baskı ve korku ortamı derinleşiyor

Mewedde el-Cemii, Tunus'ta insan hakları mücadelesine yönelik baskıların giderek arttığını belirterek, hak ihlallerini dile getirmenin ve insan hakları savunuculuğu yapmanın genel bir korku atmosferiyle karşılandığını söyledi. Bu durumun çok sayıda aktivist, aydın ve yurttaşı güvenlik ve yargı soruşturmalarından çekinerek otosansür uygulamaya yönelttiğini ifade etti.

Sokaktaki güvenlik uygulamalarının artık hukukun uygulanmasına dayanmadığını savunan Mewedde el-Cemii, muhaliflerin siyasi kimlikleri nedeniyle hedef alındığını, haklarında asılsız suçlamalar üretildiğini ve kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Aktivistlere yönelik baskının sistematik bir yöntem haline geldiğini dile getiren Mewedde el-Cemii, kadınların "namus" söylemleri üzerinden hedef gösterildiğini, erkeklerin ise kimlikleri ve aidiyetleri sorgulanarak itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını belirtti.

Medya şiddeti meşrulaştırıyor’

Mewedde el-Cemii, iktidarın benimsediği medya söyleminin temel amacının şiddet vakalarının üzerini örtmek olduğunu savunarak, özellikle son altı ayda kadın katliamlarındaki artışın kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığını ifade etti.

"Bu medya yalnızca gerçekleri gizlemiyor; aynı zamanda hak savunucuları ve aktivistlere yönelik sistematik karalama kampanyalarıyla iktidarın politikalarına hizmet ediyor" diyen Mewedde el--Cemii, nefret söylemi ve hedef göstermenin hak savunucularına yönelik baskının önemli araçlarından biri haline geldiğini söyledi.

Yetkililerin korku politikalarını bireylerin iradesini kırmak amacıyla kullandığını belirten Mewedde el-Cemii, hak savunucularının hem asılsız suçlamalarla hem de kendileri ve aileleri üzerindeki baskılarla karşı karşıya bırakıldığını ifade etti. Buna rağmen halkın hak mücadelesinin sürdüğünü vurgulayan Mewedde el-Cemii, Gabes kentinde düzenlenen kitlesel yürüyüşlerin Tunus toplumunun korku duvarını aşabildiğini gösterdiğini dile getirdi.

Gerçek hak mücadelesi ile iktidarın yarattığı söylemler arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten Mewedde el-Cemii, "Güvenlik soruşturmalarından duyulan korku, bugün insan hakları savunucularının önündeki en büyük engel haline geldi" dedi.

Mewedde el-Cemii, insan hakları ihlallerini meşrulaştırdığını savunduğu "zehirli medya söylemine" karşı ortak mücadele çağrısında bulunarak sözlerini tamamladı.