Yemen’de kadınların kamusal alanda değişen gerçekliği
Yemenli kadınlar, Güney’deki ilerici miras ile birleşme sonrası siyasi değişimlerin yol açtığı gerileme arasında derin bir dönüşüm geçirirken, bu kazanımların yeniden elde edilmesi ve kamusal varlığın güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
RANİA ABDULLAH
Yemen - Güney Yemen’de 1970’ler ve 80’lerde yaşanan sosyalist deneyim, kadınların kamusal alandaki görünürlüğü ve siyasal katılımı açısından Arap dünyasında dikkat çekici bir dönem olarak öne çıkıyor. Yargıdan orduya, eğitimden siyasete kadar birçok alanda aktif rol üstlenen kadınlar, bu dönemde “eşit vatandaşlık” idealinin önemli bir parçası haline gelmişti. Ancak 1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinin ardından yaşanan siyasi ve toplumsal dönüşümler, bu kazanımların önemli ölçüde gerilemesine yol açtı. Bugün ise hem akademik çalışmalar hem de kadın aktivistlerin değerlendirmeleri, bu “altın çağ” olarak anılan dönemin mirasının ne ölçüde korunabildiği ve yeniden nasıl inşa edilebileceği sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
1970’ler ve 80’lerde Güney Yemen’de kadınlar yalnızca vatandaş değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinin, siyasi katılımın ve kamusal yaşamın aktif birer parçasıydı. Bu dönemde Aida Said’in Sosyalist Parti Merkez Komitesi’ndeki rolü dikkat çekerken, Hamida Zakaria Arap dünyasının ilk kadın hakimi olarak yargı alanında tarihe geçti. Intisar Hawash ise Yemen ve Arap Yarımadası’nın ilk kadın paraşütçüsü olarak öne çıktı. Ayrıca bu dönem, kadın gazeteci ve sanatçıların kültürel ve entelektüel yaşamda güçlü bir şekilde yer aldığı bir dönem oldu. Bu durum şu soruları gündeme getiriyor: Kadınların kamusal alandaki katılımı neden azaldı, bu kazanımlar nasıl kayboldu ve söz konusu miras nasıl oldu da giderek marjinalleşmiş bir gerçekliğe dönüştü?
Neden geriledi?
Araştırmacılar, bu feminist hareketin kökenlerini inceleyerek güçlü bir konumdayken neden gerilediğini anlamaya çalışıyor. Anwar Qasim Al-Khadri, “Yemen’deki Feminist Hareket” adlı çalışmasında, Güney’deki kadın hareketinin İngiliz işgaline karşı gelişen ulusal mücadelenin bir parçası olarak ortaya çıktığını belirtir. Anwar Qasim Al-Khadri’ye göre, Yemen Sosyalist Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından kadınların sosyal ve hukuki statüsünü dönüştürmeye yönelik kapsamlı bir yaklaşım benimsenmiş, kadınların siyaset, eğitim, silahlı kuvvetler ve güvenlik alanlarına katılımı teşvik edilerek kadın liderliğini destekleyen bir toplumsal zemin oluşturulmuştur.
Bölgenin ilerici adımı
Rasha Abdul-Kafi’nin “Yemen’de İnsan Haklarının Geliştirilmesinde Feminist Hareketin Rolü” başlıklı saha çalışması da, Sosyalist Parti döneminin 1969’dan itibaren eşit vatandaşlık ilkesine dayanan ilerici bir ideolojiyle kadınların kamusal yaşama katılımı açısından “altın çağ” olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Rasha Abdul-Kafi, Güney’de 1974 Aile Kanunu’na dikkat çekerek, bu düzenlemenin geleneksel engelleri ve kadınların potansiyelini sınırlayan toplumsal yapıları aşmada önemli bir rol oynadığını belirtmektedir. Rasha Abdul-Kafi’ye göre söz konusu yasa, evlilik, boşanma, miras ve istihdam gibi alanlarda sağladığı kapsamlı yasal korumalar nedeniyle “bölgedeki en modern ve ilerici kanun” olarak değerlendirilmektedir.
Kazanımlar sistematik olarak zayıflatıldı
Yemen kadınlarının “altın çağı” olarak anılan dönem, 1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinin ardından ciddi zorluklar ve marjinalleşme süreçleriyle karşı karşıya kaldı. Rasha Abdul-Kafi’nin çalışmasına göre, bu kazanımlar savaş ve siyasi dönüşümler sonrası iktidara gelen “geleneksel aşiret, dini ve askeri güçlerin ittifakı” tarafından sistematik biçimde zayıflatıldı. Bu gerileme, kadın ve erkek arasında “tam eşitliği” garanti eden maddelerin kaldırılması ve yerine kadınları “erkeklerin kız kardeşleri” olarak tanımlayan, hakları ise belirsiz yasal ve dini yorumlara bağlayan düzenlemelerin getirilmesiyle de kendini gösterdi. Bu değişikliklerin, anayasal düzeydeki eşitlik güvencesini zayıflattığı belirtilmektedir.
Yeniden doğuş için bir zemin
Anwar Qasim al-Khadri’nin çalışmasına göre, birleşmenin ardından feminist hareket dar partizan çerçeveler içinde parçalanmış ve siyasi iktidara bağımlı hale gelmiştir. Bu durum, hareketin etkisini ve önceki kazanımları koruma ya da yeni haklar talep etme kapasitesini zayıflatmıştır. Mevcut koşulların zorluklarına rağmen birçok kadın, Güney’deki sosyalist deneyimin mirasının yalnızca nostaljik bir hatıra olmadığını, aynı zamanda yeni bir feminist yeniden doğuş için temel oluşturabilecek bir zemin sunduğunu düşünmektedir.
‘Öncü kadınların varlığı önemli bir referans’
Hanaa Al-Sharjabi, Güney Yemen’de kadınların geçmişte elde ettiği ilerlemelerin unutulmaması gerektiğini belirterek, Sosyalist Parti’nin kadınları karar alma süreçlerine ve toplumsal yaşama katma konusundaki rolüne dikkat çekiyor. Hanaa Al-Sharjabi, kadınların kamusal alandaki rolünün zamanla azaldığının gözlemlendiğini, ancak bunun umutsuzluk nedeni olmaması gerektiğini ifade ederek, bu deneyimin yeniden canlandırılabileceğini söylüyor. Hanaa Al-Sharjabi’ye göre, öncü kadınların varlığı önemli bir referans noktası oluşturmakta ve siyasi partilerin kadınları karar alma mekanizmalarına ve kamusal hayata daha fazla dahil etmesi gerekmektedir.
‘Kadınlara yönelik haklar zayıflatıldı’
Araştırmacı ve aktivist Rasha Abdul-Kafi, Sosyalist Parti’nin kadınların özgürleşme mücadelesini sosyal adalet projesinin bir parçası olarak benimsediğini ifade ederek, Güney Yemen’deki deneyimin Arap Yarımadası’nda öncü ve ilerici bir model oluşturduğunu söyledi. Rasha Abdul-Kafi, bu dönemde kadınların özellikle Aile Hukuku başta olmak üzere çeşitli yasal haklar elde ettiğini belirtti. Rasha Abdul-Kafi, kadınların iş gücü piyasasına katılımının arttığını ve devlet kademelerinde liderlik pozisyonlarına yükselme imkanı bulduğunu kaydetti. 1990 sonrasında ise bu kazanımların gerilemeye başladığını söyleyen Rasha Abdul-Kafi, 1994 savaşının ardından kabul edilen yeni anayasal düzenlemelerle birlikte kadınlara yönelik hakların büyük ölçüde zayıflatıldığının altını çizdi.
‘Kadınların rolü küçümsenmemeli’
Yemen Sosyalist Partisi Merkez Komitesi üyesi Jamila Mar’i, o dönemin eğitim yapısına ilişkin olarak şunları söyledi:
“Ülke, Arap Yarımadası’ndaki en gelişmiş eğitim sistemine sahipti, bu sistem kadınları güçlendirdi ve onlara önemli bir rol verdi. Yargıya yükseldiler ve hatta Ulusal Cephe’ye katıldılar. Kadınlar, yetkililerden gelen siyasi baskı sonucu gerileme yaşadılar ve hakları ihlal edildi, bu da katılım oranlarının en üstten en alta kadar düşmesine yol açtı. Feminist hareket, kadınların yeniden ön plana çıkması için bir temel oluşturdu. Umutsuzluğa yer yok; bugün sağlam bir feminist çekirdek ve nesilleri ilhamlandıran kalıcı rol modelleri var. Bu nedenle mesajımı Sosyalist Parti’ye ve diğer partilere yöneltiyorum: Kadınları yalnızca siyasi arenada perde arkasında çalışmaya hapsetmek yerine karar alma pozisyonlarına yeniden entegre etmek gerekir. Kadınların rolü, toplumu inşa etmede erkeklerin rolünden hiçbir şekilde daha az önemli değildir.”
‘Gerileme savaşın bir sonucu’
Yemen Sosyalist Partisi Sekreteri Shafiqah Ahmed ise, Yemen Sosyalist Partisi’nin Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti dönemindeki deneyiminin yalnızca kadınları güçlendirmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda tüm savunmasız ve marjinalleştirilmiş grupların toplumsal ve siyasal hayata katılımını artırmayı hedeflediğini söyledi. Shafiqah Ahmed, bu yaklaşımın söz konusu grupların parti ve devlet içinde çeşitli liderlik pozisyonlarına taşınmasını da kapsadığını ifade etti.
Shafiqah Ahmed, bugün kadınların toplumsal statüsünde ve kazanımlarında yaşanan gerilemenin Yemen’in içinde bulunduğu baskıcı koşulların ve savaş ortamının bir sonucu olduğunu kaydetti. Buna rağmen umut olduğunu söyleyen Shafiqah Ahmed, Sosyalist Parti içinde kadınların liderlik pozisyonlarına ulaşması için hala geniş bir alan bulunduğunu ve diğer siyasi partilerde de kadınların en üst düzey görevlere gelmesine yönelik olumlu gelişmeler gözlemlediğini kaydetti.