Enerji, ticaret ve savaş: Kürdistan küresel koridor mücadelesinin merkezinde

Son savaş sadece ideolojik veya güvenlik savaşı olarak görülemez. Bu savaş, İran'ın ve çevresinin, özellikle Kürdistan'ın, dünyanın jeoekonomik satranç tahtasındaki konumunu belirleme girişimidir.

ŞİLAN SAQİZİ

Haber Merkezi – İran, Ortadoğu ve Federal Kürdistan hattında son dönemde yaşanan gelişmeler, çoğunlukla İran-İsrail gerilimi, Tahran-Washington ilişkileri, Hürmüz Boğazı, nükleer kriz ve kırılgan ateşkes tartışmaları üzerinden ele alınıyor. Buna göre bölgede yaşananlar, sadece askeri ve siyasi gerilimlerle sınırlı değil, aynı zamanda petrol, doğalgaz, ticaret yolları, limanlar ve demiryolları gibi küresel ekonominin kritik hatları üzerinde yürütülen daha kapsamlı bir güç mücadelesine işaret ediyor.

ABD–Çin rekabeti: Enerji yolları üzerinden hegemonya mücadelesi

Körfez'de, Akdeniz'de, Irak ve Suriye sınırlarında ve hatta Federal Kürdistan'ın askerileştirilmiş tepelerinde görülenler, aslında iki büyük küresel projenin çatışmasının işaretleridir: Amerika'nın enerji ve ulaşım arterleri üzerindeki hakimiyetini sürdürme projesi ve Çin'in alternatif yollar inşa etme ve Washington'un jeoekonomik ablukasını kırma projesi. Daha açık ifade etmek gerekirse, bu savaş sadece devletler savaşı değil, haritalar savaşıdır. Küresel zenginliğin otoyollarının önümüzdeki on yıllarda nereden geçeceği ve hangi gücün aslan payını elinde tutacağı üzerine bir savaş. Bu nedenle, İran ve Federal Kürdistan artık sadece kriz içindeki siyasi coğrafyalar değil, her patlamanın, her askeri tehdidin, her yaptırımın ve her güvenlik operasyonunun esasen dünyanın gelecekteki yollarını kontrol etme veya bozma mesajı olduğu bu küresel savaşın kritik noktaları haline geldiler.

Haritalar kağıtta değil, insanların hayatında çiziliyor

Ancak haritalar her zaman kağıda çizilmez; dünyanın büyük haritaları çoğu zaman insanların bedenlerine çizilir. Düşünce kuruluşlarında tasarlanan her boru hattı, dışarıdan bakıldığında askeri bir köy, mayınlı bir sınır, kapalı bir atölye ve boş bir masa olarak kendini gösterir. Her küresel koridorun, diplomatik raporlarda adı geçmeyen isimsiz kurbanları vardır: her yeni yaptırım turunda fabrikadan kovulan işçi, geçişler kapatıldığında ekmeği kesilen tanker ve küresel ticaretin yükünü taşıyan ancak bu ticaretten payına sadece mermi ve uçurumlar düşen kolbar. Bundan böyle, yaşananlar artık sadece "bölgesel gerilim" diliyle açıklanamaz; çünkü yaşananlar geçici bir çatışmadan daha derindir, koridorlar, enerji ve dünyanın yeni bir haritası üzerine bir savaştır.

İki rakip proje: Çin’in kara yolu, ABD’nin çevreleme hattı

Bu artık sadece santrifüjler, füzeler ve diplomatik açıklamalarla ilgili değil. Soru şu: Ukrayna sonrası dünya düzeninde, petrol, gaz ve mal taşımacılığı otoyollarını kim kontrol edecek? Deniz kontrol ağı ve bölgesel müttefikleriyle Amerika Birleşik Devletleri mi, yoksa Doğu-Batı kara ve deniz bağlantı projesiyle Çin mi? Daha basit bir ifadeyle, İran semalarında siren sesleri ve patlamalarla duyulan şey, koridor savaşının yankısıdır. Bu koridor savaşı, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin gümrük vergileri ve teknolojinin ötesine geçerek "küresel ekonominin hayati damarlarını kontrol etme" seviyesine ulaşmasıyla başladı. Çin artık dünyanın tek fabrikası değil; dünyanın yollarını da kontrol altına almak istiyor. Orta Asya'dan Basra Körfezi ve Akdeniz'e kadar demiryollarına, limanlara, boru hatlarına, serbest bölgelere ve kuru limanlara yatırılan milyarlarca dolar tek bir anlama geliyor: Pekin, enerji ve malların yolunu Amerikan gemilerinin tekelinden almak istiyor.

Ortadoğu: Vekalet savaşlarından koridor mühendisliğine

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri, güçlerin gerilemesinin askeri yenilgiyle değil, geçiş damarları üzerindeki kontrolün kaybıyla başladığını çok iyi biliyor. Washington, on yıllardır boğazları, denizleri, nakliye sigortası, dolarları ve askeri üsleriyle dünya ticaretinin nabzını tutuyor. Eğer Çin, Basra Körfezi petrolünü ve Avrupa pazarını karadan ve alternatif koridorlar aracılığıyla birbirine bağlayabilirse, Amerika Birleşik Devletleri sadece ticaretinin bir kısmını kaybetmekle kalmayacak; hegemonyasının omurgası da kırılacaktır.

Buradan iki rakip plan doğuyor: Birincisi, Çin'in Doğu Asya'yı Orta Asya, İran, Irak, Türkiye ve ardından Avrupa'ya bağlama planı; ikincisi ise ABD'nin Hindistan'dan Basra Körfezi, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Akdeniz'e uzanan, hem İran'ı bypass edecek hem de Çin'i çevreleyecek paralel bir rota inşa etme planı. Bu nedenle bugün Ortadoğu sadece vekalet savaşlarının değil, koridor mühendislerinin de savaş alanıdır.

ABD, her hayati arterin ya müttefiklerinin gölgesinde ya da füze menzili ve askeri baskısı altında kalmasını sağlayacak şekilde rotaları düzenlemek istiyor. Çin ise aynı arterleri karadan, sermayeden ve demiryolu bağlantılarından geri almak istiyor. Bu da her limanın, her demiryolunun, her boru hattının ve her boğazın bir güvenlik sorunu haline geldiği anlamına geliyor.

İsrail’in rolü: Jeoekonomik projenin askeri ayağı

Bu arada, İsrail artık sadece bir güvenlik aktörü veya İran İslam Cumhuriyeti'nin geleneksel düşmanı değil; İsrail, Amerikan projesinin askeri-lojistik kolu haline geldi. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridoru, İsrail'in Akdeniz limanları ve bölgesel güvenliğin normalleşmesi olmadan eksik kalır. Bu nedenle, Tel Aviv sadece Tahran'ın nükleer programıyla değil, İran'ı Doğu ve Batı arasında bir bağlantı haline getiren her türlü düzenle de ilgilenmektedir. İsrail için, istikrarlı ve transit bir İran, Batı'nın jeoekonomik projesinin bir bölümünün başarısızlığı anlamına gelirken, baskı altında ve kuşatma altındaki bir İran ise alternatif rotaların üstünlüğünün korunması anlamına gelir ve bu iki haritanın tam merkezinde İran yer almaktadır.

İran, sadece Ortadoğu'da krizlerle boğuşan bir ülke değil, aynı zamanda dünyanın en hassas jeopolitik düğüm noktalarından biridir; hem Basra Körfezi'ne hem de Hürmüz Boğazı'na hakim olan, Orta Asya ve Kafkasya'ya bağlı ve Doğu Asya'yı Batı Asya ve Avrupa'ya bağlayan bir kara bağlantısı olabilecek bir ülkedir. İran'ı bölgesel bir oyuncudan "küresel stratejik bir düğüm"e dönüştüren de bu konumdur; Çin ve Rusya'nın yörüngesinde kurulması halinde ABD'nin çevreleme denkleminin bir kısmını bozacak ve kronik istikrarsızlık içinde tutulması halinde doğu yollarının güvenliği için kalıcı bir engel haline gelecek bir düğüm.

Kürdistan: Dört parçalı coğrafya, tek stratejik merkez

Ancak bu büyük düğümün kalbinde, Federal Kürdistan'ın daha hassas coğrafyası da yer almaktadır. Rojhilat, Başur, Rojava ve Bakur olmak üzere Kürdistan’ın dört bölgesi, Basra Körfezi, Anadolu, Kafkaslar, Akdeniz ve Orta Asya arasındaki kara bağlantı şeritlerinde yer almaktadır. Bu sadece çözülmemiş bir ulusal soruna sahip bir bölge değil, aynı zamanda petrol boru hatları, potansiyel demiryolu hatları, transit hatları ve askeri otoyollar üzerinde yer almaktadır.

Başka bir deyişle, Kürdistan'ın çevresinden geçmeden, İran'ın Akdeniz'e kara bağlantısı, Irak'ın Türkiye'ye bağlantısı, Suriye'nin Batı Asya'nın derinliklerine bağlantısı ve hatta güneye giden Kafkas enerji yollarının bir kısmı tamamlanmış olmayacaktır. Yani Kürdistan, dört devletin sadece siyasi çevresi değil, aynı zamanda dört devletin jeopolitik birleşme noktasıdır.

Militarizasyonun nedeni: Koridor denklemini kontrol etme

Bu nedenle Kürdistan, son yüzyılda militarize edildi, güvenlikleştirildi ve hükümetler arasında bölündü; çünkü bölgesel ve küresel güçler, bu coğrafyada gerçek bir özerkliğin, halk istikrarının veya bağımsız bir iradenin oluşmasının koridor denklemlerini değiştirebileceğini çok iyi biliyorlar. Kürdistan sadece milliyet ve kimlik meselesi yüzünden baskı altında değil; stratejik konumu veya coğrafi gerekliliği nedeniyle de kuşatılmış durumda.

Başur petrol boru hatlarından Rojava'nın iletişim yollarına, Bakur sınır geçişlerinden Rojava'nın İran ve Irak'ın merkeziyle olan transit bağlantılarına kadar her şey, bu coğrafyanın güzergah rekabetinin kalbinde olduğunu gösteriyor. Kuzey Irak'taki Türk askeri güçlerinin sürekli varlığı, Rojhilat Kürdistan sınırlarında İran'ın baskısı ve ABD ile Rusya'nın Rojava'ya yönelik sürekli hassasiyeti sadece iç güvenlik meselesiyle açıklanamaz; bunlar gelecekteki koridorların silahlı korunmasıdır.

Küresel savaşın görünmeyen yüzü

Bu nedenle İran, bu krizde "nihai hedef" değildir; Bu, “basınç düzenleyici alan”dır ve Kürdistan bu basınç alanının aslanlarından biridir. Hürmüz her titrediğinde, petrol piyasası sarsıldığında ve Kürdistan her askerileştirildiğinde, generaller bir plan çizmeden önce, karda düşen kolbar, eşinin geri dönmediği yola bakan Kürt kadın ve bir fabrika kapandığında, bir dünya savaşının sessizce yemeğine nasıl girdiğini anlayan işçi olur.

Bu nedenle, son savaş sadece ideolojik veya güvenlik savaşı olarak görülemez. Bu savaş, İran'ın ve çevresinin, özellikle Kürdistan'ın, dünyanın jeoekonomik satranç tahtasındaki konumunu belirleme girişimidir: Bu coğrafyalar Doğu ve Batı'yı birbirine bağlayan güvenli ve karlı bir rota mı olacak, yoksa sermaye ve ticaretin kaçtığı riskli, yaptırım uygulanan ve güvensiz bölgeler olarak mı kalacak?

İran politikası: Kontrollü zayıflatma stratejisi

İşte acı gerçek şu ki, Amerika, İslam Cumhuriyeti'nin tamamen yok edilmesini mutlaka hedeflemiyor. Hürmüz Boğazı'nın ağzında harap olmuş ve çökmüş bir ülke, küresel enerji piyasası için çok tehlikelidir. Washington'ın istediği, yıpranmış, kontrol altında ve baskı altında bir İran'dır; ne Çin ve Rusya'yı birbirine bağlayan güvenilir bir sütun olacak kadar istikrarlı, ne de dünya petrol düzenini bozacak kadar güçlü bir İran. Bu, modern bir çevreleme politikasıdır; yani, ülkeyi boğulma halinde hayatta tutmak; nefes alması gereken ama asla özgürce yürüyemeyen bir ülke.

Çin’in dili: Savaş değil, yatırım ve altyapı

Öte yandan Çin, İran için doğrudan bir savaşın bedelini ödemeye istekli değil. Pekin için İran ideal bir müttefik değil, gerekli bir güzergah; enerji bulmacasının önemli bir parçası ve Kürdistan da aynı bulmacanın geçiş ve kontrol kuşağı. Çin bu oyunda füze dilini konuşmuyor; sözleşmelerin, demiryollarının, kuru limanların ve yatırımların dilini konuşuyor. Ancak sermaye dili, sessiz olsa da, aynı derecede acımasız olabilir; çünkü insan sermayesi için ancak geçişi engellemediği zaman anlam ifade eder.

Küresel politikanın acımasız dilinde, her iki güç de bu coğrafyaları kendi planları için istiyor ve burada İslam Cumhuriyeti'nin rolü her zamankinden daha trajik hale geliyor.

Yıllar boyunca bağımsızlık ve "ne Doğu ne de Batı" sloganıyla konuşan bir hükümet, bugün ülkeyi tam olarak Batı'ya güvenmediği ve Doğu'da eşit bir ortaklığa sahip olmadığı bir yere getirdi. İran pratikte ne Çin'in stratejik ortağı ne de Batı'nın müzakere edilebilir bir aktörü haline geldi; Aksine, her gücün kendi çıkarı için istikrarsızlığından yararlanmaya çalıştığı bir yakıp yıkma alanı haline geldi. Bu arada, Kürdistan, diğer ulusal sınır bölgeleri gibi, transit konumundan faydalanmak yerine bir güvenlik kuşağı ve baskı alanı haline geldi.

Kaybedenler: Jeopolitiğin dışında bırakılan halklar

Bu trajedi sadece diplomasi düzeyinde değil, günlük yaşam düzeyinde de kendini gösterdi. Dış politika halkın çıkarlarından arındırıldığında, bu durum ekmek kuyruğunda, ilaç kıtlığında, sessiz fabrikada, harap okulda ve omuzlarında esasen tüm devletlerin başarısızlığının yükünü taşıyan kolbarın yüzünde kendini gösterir. Kolbar sadece bir sınır işçisi değil; aynı küresel düzenin yoğunlaştırılmış görüntüsüdür, yani omuzlarında coğrafyanın ağır yükünü taşıyan bir kişidir.

İslam Cumhuriyeti, bu istisnai coğrafi konumu kalkınma, transit, yatırım ve İran'ı bölgesel bir merkez haline getirme konusunda tarihi bir fırsat olarak kullanabilirdi, ancak bunu ideolojik bir erozyon alanına dönüştürdü. Demiryolları, limanlar ve ticaret yolları inşa etmek yerine, bir kriz ağı kurdu. Uluslararası güven inşa etmek yerine, yaptırımlar duvarı ördü. İran ve Kürdistan'ı kavşak noktaları haline getirmek yerine, tehditlerin kavşak noktaları haline getirdi ve coğrafya ekmek yerine garnizonlar getirdiğinde, ilk kurbanları her zaman düşük gelirli sınıf oluyor.

Tüm bu denklemlerde, İran ve Kürdistan halkı ne Washington'ın düşünce kuruluşlarında, ne Pekin'in ekonomik hesaplamalarında, ne de kapalı ve açık müzakere oturumlarında yer almıyor. Amerika için bu coğrafyalar baskı noktaları. Çin için enerji ve bağlantı yolu, bölgesel hükümetler için ise güvenlik kontrol kuşağı. Ama halk için burası evleri, başkalarının projeleri yüzünden yıllardır yanan bir ev.