İran’da Ocak ayı protestoları sonrasında baskı derinleşti

Ocak ayındaki kitlesel protestoların ardından İran’da rejim, yalnızca sokakları değil özel yaşam alanlarını da kapsayan geniş çaplı bir baskı süreci yürütüyor.

SARA PURKHAZRİ

Kirmanşah- Ocak ayı, İran’da iktidar ile toplum arasındaki çatışmanın en kritik dönemlerinden biri ve aynı zamanda İslam Cumhuriyeti’nin gerileme sürecinin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Ocak ayında rejim, güç gösterisi yapmak ve korku yaratmak amacıyla on binlerce protestocuyu eşi benzeri görülmemiş bir şekilde katletti. Bu yolla, iktidarda kalmak için hiçbir sınır tanımayacağını göstermek istedi.

Bu geniş çaplı katliamın ardından rejim, hayatta kalan protestocuları tespit edip ortadan kaldırmaya yöneldi. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş başlamadan önce, protestoculara yönelik yoğun bir gözaltı ve takip dalgası yürütüldü. Ancak asıl kırılma noktası, Mart ayında, rejimin güçlü olduğunu düşündüğü bir dönemde, Ali Hamaney ve iktidar yapısının önde gelen isimlerinin ölümüyle yaşandı. Bu gelişme, binlerce kişinin kanı üzerine kurulu sistemin temellerini sarsarak rejimi çöküşün eşiğine getirdi. Buna rağmen baskı politikaları durmadı, şiddet devam etti.

Pazar grevinden kitlesel ayaklanmaya

Ocak ayındaki protestolar, esnaf ve tüccarların grevleriyle başladı ve kısa sürede toplumun diğer kesimlerine yayıldı. Tahran’daki esnafın başlattığı eylemler, diğer şehirlerde de karşılık buldu; dükkanlar kapatıldı, grevler yapıldı ve protesto sloganları atıldı.

Bu dayanışma dalgası, toplumsal hoşnutsuzluğun artık belirli bir kesimle sınırlı olmadığını gösterdi. Ancak aynı anda rejim de sert bir baskı süreci başlattı. Sokaklarda protestocuların öldürülmesi, son yılların en kanlı baskı dönemlerinden biri olarak kayda geçti. Amaç, protestoları bastırmak ve toplumda korku yaratmaktı. Ardından ikinci aşama başladı: protestocuların tespit edilmesi ve fiziksel olarak ortadan kaldırılması.

Gözetim ve özel hayatın ihlali

Protestolar sırasında güvenlik güçleri, dronlar, şehir kameraları ve gözetim sistemleri kullanarak göstericileri tespit etmeye çalıştı. Ancak yerel kaynaklara göre rejim bununla yetinmeyerek ev ve iş yerlerindeki güvenlik kameralarının kayıtlarına da erişmeye çalıştı.

Bu girişimlerin amacı, protesto liderlerini ve göstericilere destek veren kişileri belirlemekti. Bu durum, rejimin yalnızca sokakları değil, özel yaşam alanlarını da baskı alanına dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.

Savaşın başlamasıyla birlikte bu süreçlerin duracağı düşünülse de, rejim protestocuları “casus” olmakla suçlayarak baskıyı artırdı. Aradan aylar geçmesine ve dış cephede çatışmalar sürmesine rağmen gözaltı ve takip süreçleri devam ediyor.

Sistematik baskı

Baskı sadece protestocularla sınırlı kalmadı. Birçok vatandaş, güvenlik güçlerinin tehdit ve baskı yoluyla iş yeri ve bina sahiplerini kamera kayıtlarını teslim etmeye zorladığını aktardı. Bazı durumlarda güvenlik güçleri, mahkeme kararı olmadan binalara girerek kayıtları ele geçirdi.

Bu uygulamalar, rejimin protestoları kontrol altına almak için hiçbir sınır tanımadığını ve toplumda güvenli alan bırakmadığını gösteriyor. Rejim, savaş koşullarında protestoların yeniden başlayabileceği endişesiyle gözaltı ve idam politikalarını sürdürmeye çalışıyor.

Buna karşılık, toplum içinde yeni direniş biçimleri gelişti. Birçok kişi kameralarını kapattı veya kayıtları sildi. İnsanlar, protestocuların tespit edilmesini engellemek için dayanışma ağları kurdu.

İçeriden tanıklık: Esnaf odalarının rolü

Kirmanşah Esnaf Odası çalışanı Şerare N., protestoların başından itibaren esnaf odalarının baskı mekanizması olarak devreye girdiğini belirtiyor. Yapılan toplantılarda dükkanlarını kapatan esnafa ruhsat iptali ve ağır cezalarla tehditler yöneltildi.

Grevler yaygınlaşınca bu kez esnaf odaları, güvenlik güçleriyle iş birliği yaparak grev organizatörlerini tespit etmeye başladı. Esnaftan hem isim listeleri hem de kamera kayıtları talep edildi. Güvenlik güçleri birçok iş yerine baskın düzenleyerek kamera kayıtlarına el koydu.

Meslek örgütlerinin dönüşümü

Bu durum, esnaf odalarının bağımsız bir meslek örgütü olmaktan çıkarak güvenlik mekanizmasının bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Normalde devlet ile esnaf arasında aracı olması gereken bu kurumlar, protestolar sırasında denetim ve kontrol aracına dönüştü.

İktidarın hayatta kalma mücadelesi

Şerare’nin aktardıkları, rejimin protestolardan duyduğu korkunun boyutunu ortaya koyuyor. Dış cephede savaş sürerken bile içerde baskıyı sürdürmesi, iktidarın varlığını koruma çabasının ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak rejim, iktidarını sürdürebilmek için geniş çaplı gözetim ve sert baskı yöntemlerine başvuruyor. Buna karşılık gelişen toplumsal dayanışma ağları ise protestoların tamamen bastırılmasını engelleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.