Tunus’ta Kişisel Statü Kanunu tartışması: Kadın hakları risk altında

Tunus’ta Moussawat Örgütü’nden Doha Qalali, ülkede Kişisel Statü Kanunu gibi kritik konuların tehdit altında olduğunu belirterek, sahada feminist dayanışma ve mücadelelerini sürdürerek kadınların haklarını korumaya çalıştıklarını açıkladı.

 

NEZİHA BOUSSAİDİ

Tunus – Mevcut yasal düzenlemelere ve başta CEDAW olmak üzere uluslararası sözleşmelerin onaylanmasına rağmen, Tunus’ta toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması konusunda kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Aksine, kadın haklarını güvence altına alan bazı yasal düzenlemelerde değişiklik yapılmasına yönelik girişimlerin gündeme geldiği ve bu durumun mevcut kazanımları geriye götürebileceği yönünde endişeler artıyor. Özellikle miras eşitliği konusunda planlanan olası değişikliklere ilişkin kamuoyunda yeterli açıklama yapılmaması dikkat çekiyor. Eşitlik ilkesinin zayıfladığı yönündeki değerlendirmeler, sivil toplum kuruluşlarını da harekete geçirdi. Kadın hakları savunucuları, kadınların kazanımlarını geriye götürebilecek her türlü girişime karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguluyor.

Tunus’ta 2012 yılında kurulan Moussawat (Eşitlik) Örgütü, hem ülkede hem de küresel ölçekte kadınların karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi sorunları ele almayı öncelikleri arasına aldı. Örgüt, kadın haklarını savunmanın yanı sıra, Tunus’taki kadınların zor ve adaletsiz koşullarla mücadelesine destek olmayı ve bu koşulları iyileştirmeye yönelik çözüm önerileri geliştirmeyi hedefliyor.

Birçok alanda farkındalık çalışmaları

Yürüttükleri çalışmaları ajansımıza anlatan Moussawat Örgütü Üyesi Doha Qalali, Moussawat’ın kendisini Tunus’taki kadın hareketinin bir parçası olarak gördüğünü belirterek, örgütün sahada aktif çalışmalar yürüttüğünü kaydetti. Doha Qalali, “Pazarlarda, işçi sınıfı mahallelerinde, şehirlerde, kasabalarda ve kırsal alanlarda programlar geliştiriyor, çeşitli faaliyetler düzenliyoruz. Özellikle sanayi ve tarım sektörlerinde çalışan kadınlara ve yaşamları evle sınırlı kalan kadınlara odaklanıyoruz. Özellikle tarım sektöründe çalışan kadınlara yönelik farkındalık kampanyaları yürütüyoruz. Grev, protesto ya da iş kazaları gibi durumlarda da kadınlara destek sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Doha Qalali, kadın dernekleri ve örgütleriyle ortak çalışmalar yürüttüklerini belirterek, “Kadın dernekleri ve örgütleriyle ortak çalışmalar yürütülüyor. Tunus’taki birçok kadın örgütü ve hareketle birlikte çok sayıda faaliyet gerçekleştiriliyor ve çeşitli vesilelerle iş birliği yapılıyor. Belki de devrimden bu yana Tunus tarihindeki en önemli örnek, 13 Ağustos 2013 yürüyüşüdür. O dönemdeki Troika hükümeti, anayasa taslağında kadınları ‘erkeklere tamamlayıcısı’ olarak konumlandırmayı planlıyordu. Büyük yürüyüşler düzenlendi ve ‘Moussawat’ diğer derneklerle birlikte bu yürüyüşlere katıldı. Ayrıca saha faaliyetleri yürütüldü ve ortak bildiriler yayınlanan ‘Tunus’un Özgür Kadınları’ koalisyonuna da katılım sağlandı” dedi.

Çok yönlü şiddet biçimleri ve savaş

Örgütün, odak noktasının sadece Tunus veya Arap dünyasındaki kadınlarla sınırlı olmadığının altını çizen Doha Qalali, sözlerine şöyle devam etti:

“Dünya çapındaki kadın örgütleriyle de ortaklıklar kuruluyor. Kadın tarım ve sanayi işçilerinin koşulları, ayrımcılık, eşit ücret eksikliği, iş kazaları ve dijital şiddet gibi sorunların farklı ülkelerde de benzer olduğu görüldükten sonra, Arap ve uluslararası kadın hareketleriyle ortak faaliyetler ve seminerler aracılığıyla uluslararası bir çerçevede çalışmalar yürütülüyor. Bu sorunların bölgedeki ve dünyadaki kadınlar tarafından paylaşıldığını görmek mümkün. Her yerde kadınlar çok yönlü ve karmaşık şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddetin yanı sıra, savaş bölgelerinde ve işgal altındaki alanlarda kadınlar ağır ve ek şiddet biçimlerine maruz kalıyor. Kadınlar genellikle savaşın sonuçlarından en çok etkilenenler oluyor, tacize, tecavüze ve tutuklamaya maruz kalırken, toplum tarafından en zayıf halka olarak görülüyor.

Ağ kurmak artık bir seçenek değil, acil bir gereklilik

Kadınların herhangi bir ülkede özgürleşmesi, dünyanın geri kalanındaki kadınların karşılaştığı sorunlardan ayrı düşünülemez. Bu nedenle ağ kurmak ve feminist dayanışmayı güçlendirmek artık bir seçenek değil, acil bir gereklilik. Tunuslu kadınların durumunu iyileştirmek, diğer bölgelerdeki kadınların karşılaştığı sorunları anlamak ve ele almakla doğrudan bağlantılı. Çünkü kadınlar, baskı, ayrımcılık, yasaların uygulanmaması ve uluslararası anlaşmaların göz ardı edilmesi gibi ortak bir gerçekliği paylaşıyor. Bu durum, istatistikler, fotoğraflar ve videolarla belgelenmiş ciddi ihlallerle somutlaşıyor.

Kadınlar, ister gerici veya otoriter rejimler altında, ister doğrudan veya dolaylı işgal altında olsunlar, özellikle ‘Üçüncü Dünya’ olarak sınıflandırılan ülkelerde özgürlük ve yaşam haklarından mahrum bırakıldıkları yerlerde çeşitli sömürü ve şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu rejimler, seminerler, açıklamalar ve göz alıcı fotoğraflar aracılığıyla yurt dışında cilalı bir imaj sunarken, kadınların farklı toplumlarda karşılaştığı sert gerçekliği gizleyerek kadınların ne yapması gerektiğini dikte ediyor.”

Sosyal ve ekonomik ayrımcılık büyüyor

Doha Qalali, Tunus'ta ‘eşitlik’ kavramını keyfi olarak dillendirmediklerini söyleyerek, “Bu, yalnızca cinsiyet eşitliğini değil, tüm kadın vatandaşlar arasındaki eşitliği ifade ediyor. Ancak bazı yasaların varlığına rağmen, ücretler de dahil olmak üzere birçok alanda ayrımcılık devam ediyor ve sahada eşitliğin uygulanması zayıf kalıyor. Kadınlar arasındaki işsizlik oranı yüzde 22’yi aştı ve bu oran oldukça yüksek. Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün verilerine göre, Tunus’ta yüksek lisans derecesine sahip kadınlar, tüm akademik derece sahiplerinin yüzde 70’ini oluşturuyor ve işsizlik oranları yüzde 30’u geçiyor. Bu resmi istatistikler, hükümetin dahi işsizliğin kadınlaşması ve yoksulluğun kadınlaşmasından söz etmesine kadar varan ifadelerle destekleniyor” şeklinde konuştu.

‘Sosyal ve kültürel baskılarla mücadele etmeliyiz’

Doha Qalali, kadın çiftçileri koruyan yasa ile kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önlemeye çalışan yasaların sahada uygulanmamasının ataerkil zihniyeti ve kadınlara yönelik küçümseyici bakış açısını daha da güçlendirdiğini belirtti. Bazı erkeklerin kadınlara tam haklarını vermekten çekindiğini ve gerçek eşitlik olasılığını bir tehdit olarak gördüğünü kaydeden Doha Qalali, “Kadınlar cinsiyetleri veya inançları ne olursa olsun, sadece insan olarak haklarını talep ediyorlar. Sorunun temelinde, yeni nesillerin ataerkil bir zihniyetle yetiştirilmesi yatıyor. Çocuklarımız sosyal ve kültürel baskılarla şekillendirilmiş bir ortamda büyüyor ve bu durumla başa çıkmak için mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

Ailede erkek ve kız çocuklarına yönelik davranışların farklı olduğunu dile getiren Doha Qalali, “Erkek çocuklar aile içinde ayrıcalıklı muamele görerek büyüyor. Ev işleri onların sorumluluğu olarak görülmüyor, odalarını toplamıyor, çamaşırlarını yıkamıyor veya bulaşıkları yıkamıyorlar. Kadınlar, erkeklerin sadece dışarıdan ihtiyaçlarını karşılamakla ilgilendiği fikriyle yetişiyor; bu da cinsiyetler arasında bir tür ayrımcılık ve eşitsizlik yaratıyor. Sosyalizasyon, erkeklerde kadınlara göre fiziksel ve entelektüel üstünlük fikrini pekiştiriyor. Bu düşünce, kadınları daha az rasyonel ve daha duygusal gösteren dini ve sosyal yorumlara dayanıyor. Teknolojik gelişmeler ve feminist hareketin etkisiyle yeni nesillerde gözle görülür bir iyileşme olmasına rağmen, bu algılar nesilden nesile aktarılıyor” sözlerine vurgu yaptı.

Yasal alanda eşitlik tartışması

“Eğitim almış ve çok çalışmış bir kadının hak ettiği pozisyona gelmesini engelleyen şey nedir, oysa eğitim almaya zahmet etmemiş bir erkek sadece erkek olduğu için ayrıcalıklı muamele görüyor?" diyen Doha Qalali, parlamento ve siyasi kurumlar içindeki tartışmaların genellikle yasaların revize edilmesine odaklandığını belirtti. Doha Qalali, ancak bu revizyonların her zaman ilerlemeye yol açmadığını, hatta kadınların kazanımlarını geri çevirmek için kullanılabileceğini açıkladı. 2014 anayasasından önce Moussawat Örgütü’nün yasaları eşitlik ilkesiyle uyumlu hale getirmek için kampanya yürüttüğünü hatırlatan Doha Qalali, ancak sorunun bugün de devam ettiğini ve bazı mevcut önerilerin daha da geriye gittiğini söyledi.

Kişisel Statü Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliklerin kadınların mevcut kazanımlarını geriye götürebileceğini belirten Doha Qalali, söz konusu düzenlemelerin mirasta eşitliğin reddedilmesi, aile reisliğinin yalnızca erkeklere ait bir alan olarak korunması ve kadınların elde ettiği hakların sınırlandırılması riskini taşıdığını söyledi. Nafaka gibi başlıklara da değinen Doha Qalali, amaçlarının kadın ve erkek için adil ve eşitlikçi alternatifler geliştirmek olduğunu vurguladı. Eşitliğin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Doha Qalali, bunun eğitim sistemi, kültürel yaklaşımlar ve toplumsal zihniyetin kapsamlı biçimde gözden geçirilmesini zorunlu kıldığını belirtti. Doha Qalali, “Toplumun hiçbir kesimine hizmet etmeyen gerici çerçevelere geri dönmek yerine, toplumu daha iyiye dönüştüren eşitlikçi bir yaklaşımı benimsemeliyiz” diyerek sözlerini tamamladı