İran çevresel çöküşün eşiğinde

Dünya Çevre Günü’nde İran’ın çevresel tablosu alarm veriyor. Kuruyan nehirler ve sulak alanlar, yok olan ormanlar, artan toz fırtınaları ve çöken toprak yapısı, uzmanlara göre ülkeyi geri dönüşü zor bir ekolojik krizin içine sürüklüyor.

Haber Merkezi- 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yapılan değerlendirmeler, İran’ın son yıllarda giderek ağırlaşan çevre sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, ülkenin çevresel krizinin artık yalnızca bir uyarı aşamasında olmadığını, geri dönüşü zor sonuçlar doğuran yapısal bir çöküş sürecine dönüştüğünü belirtiyor.

Kuruyan nehirler ve sulak alanlar, hızla yok olan ormanlar, yaygınlaşan toz fırtınaları, hava kirliliği ve yeraltı su kaynaklarının aşırı tüketimine bağlı toprak çökmesi, ülkenin karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında yer alıyor.

Uzmanlara göre, onlarca yıldır süren yanlış kaynak yönetimi, sürdürülebilir olmayan kalkınma politikaları, yapısal yolsuzluklar ve doğal kaynakların aşırı kullanımı, İran’ı "ekolojik iflas" olarak tanımlanan bir noktaya taşıdı.

Yaşananlar yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamaz

Dünyanın birçok ülkesi iklim değişikliği, küresel ısınma, su kıtlığı ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi sorunlarla mücadele etmek için yenilenebilir enerji yatırımlarını artırırken, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmaya ve uluslararası çevre anlaşmalarını uygulamaya çalışıyor. Ancak uzmanlar, İran’da çevresel sorunların yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını, yönetim anlayışı ve kalkınma politikalarının da krizin büyümesinde belirleyici rol oynadığını ifade ediyor.

İran'ın ormanları yok oluyor

Ülkenin en önemli ekosistemlerinden olan Hirkani ve Zagros ormanları son yıllarda ciddi tahribatla karşı karşıya kaldı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Hirkani Ormanları; kaçak ağaç kesimi, yapılaşma, arazi kullanım değişiklikleri, aşırı otlatma ve atık kirliliği nedeniyle tehdit altında bulunuyor.

Batı İran’daki Zagros Ormanları ise kuraklık, sıklaşan yangınlar, bitki hastalıkları ve kömür üretimi nedeniyle önemli ölçüde zarar gördü. Bazı tahminlere göre bölgedeki meşe ormanlarının yüzde 30’dan fazlası ağır hasar aldı veya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Kuruyan sulak alanlar toz fırtınalarını besliyor

İran’daki sulak alanlar da çevre krizinin en büyük mağdurları arasında yer alıyor. Önemli sulak alanlar su kaynaklarının büyük bölümünü kaybetti. Bazı bölgelerde ise tamamen kuruma yaşandı. Uzmanlar, bu alanların yok olmasının yeni toz fırtınası merkezlerinin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve milyonlarca insanın sağlığını tehdit ettiğini belirtiyor.

Huzistan, Sistan-Belucistan ve Kirmanşan gibi eyaletlerde toz fırtınaları artık günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda.

Urmiye Gölü krizin sembolü oldu

Bir dönem dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan Urmiye Gölü, bugün İran’daki su yönetimi krizinin simgesi olarak görülüyor. Gölü yeniden canlandırmaya yönelik yıllardır verilen sözlere rağmen su seviyesindeki düşüş devam ederken, kuruyan göl tabanından kaynaklanan tuz fırtınalarının kuzeybatı İran’da yaşayan milyonlarca insanı tehdit ettiği belirtiliyor. Uzmanlar, aşırı barajlaşma, su yoğun tarım faaliyetleri ve yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı nedeniyle gölün ekolojik dengesinin bozulduğunu ifade ediyor.

Hava kirliliği kalıcı bir soruna dönüştü

İran’da hava kirliliği artık mevsimsel değil, sürekli bir sorun olarak öne çıkıyor. Başkent Tahran'ın yanı sıra İsfahan, Ahvaz, Arak ve Karac gibi büyük kentlerde hava kalitesi sık sık sağlıksız seviyelere ulaşıyor. Kış aylarında enerji üretiminde kullanılan düşük kaliteli yakıtlar ve sanayi kaynaklı emisyonlar kirliliği artırırken, yaz aylarında kuraklık ve toz taşınımı hava kalitesini daha da kötüleştiriyor. Yetkililerin verilerine göre hava kirliliği her yıl binlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden oluyor.

Toprak çökmesi kritik seviyede

Uzmanların en ciddi çevre tehditlerinden biri olarak gösterdiği toprak çökmesi, yeraltı su kaynaklarının aşırı tüketilmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Tahran, İsfahan, Fars, Kirman ve Horasan eyaletlerinde bazı bölgelerde yıllık çökme oranlarının 50 santimetreyi aştığı belirtiliyor. Bu oran, uluslararası ölçekte son derece yüksek kabul ediliyor. Bilim insanları, bu durumun ulaşım ağları, tarihi yapılar, yerleşim alanları ve kritik altyapılar için ciddi risk oluşturduğunu vurguluyor.

Büyük projeler ve su politikaları tartışılıyor

Çevre politikalarına yönelik eleştirilerin önemli bir bölümü, devlet kurumları ve büyük altyapı projelerine yöneliyor. Eleştirmenler; çok sayıda baraj inşası, havzalar arası su transfer projeleri ve çevresel etkileri yeterince değerlendirilmeden kurulan su yoğun sanayi tesislerinin doğal kaynaklar üzerinde kalıcı zararlar bıraktığını savunuyor. Bu kapsamda sıkça örnek gösterilen projelerden biri olan Gotvand Barajı'nın, tuzlu jeolojik yapı üzerine inşa edilmesi nedeniyle Karun Nehri'nin tuzluluk oranını artırdığı ve Huzistan'daki tarımsal üretime zarar verdiği öne sürülüyor.

Tarımsal politikalar su kaynaklarını zorluyor

Uzmanlara göre tarımda kendine yeterlilik hedefi doğrultusunda kurak bölgelerde yüksek su tüketen ürünlerin yetiştirilmesi, derin kuyuların açılması ve yeraltı sularının yoğun kullanımı ülkenin stratejik su rezervlerini ciddi ölçüde azalttı. Ayrıca çelik, petrokimya ve demir-çelik gibi yüksek su tüketen sanayi yatırımlarının su kaynakları sınırlı bölgelerde yoğunlaşması da çevresel baskıyı artırdı.

Çevre aktivistlerine yönelik baskılar artıyor

Çevre krizinin yanı sıra, son yıllarda çevre aktivistlerine yönelik gözaltılar, soruşturmalar ve çeşitli kısıtlamalar da gündeme geldi. Uzamanlar, bağımsız çevre savunucularına yönelik güvenlik odaklı yaklaşımın, kamu denetimini zayıflattığını ve çevre politikalarının eleştirel biçimde tartışılmasını engellediğini savunuyor.

Uzmanlar, mevcut eğilimin devam etmesi halinde İran'ın bazı bölgelerinde yaşam koşullarının ciddi şekilde kötüleşebileceği, iklim kaynaklı göç hareketlerinin artabileceği ve ekonomik-sosyal sorunların derinleşebileceği uyarısında bulunuyor.

Çevre uzmanlarına göre, krizin aşılabilmesi için su yönetiminden tarım politikalarına, kalkınma modelinden yönetişim sistemine kadar kapsamlı reformların hayata geçirilmesi gerekiyor. Ancak bu yönde güçlü bir siyasi iradenin henüz ortaya çıkmadığını belirtiyor.