Zagros’tan Jin, Jiyan, Azadî’ye: Kadınların Bin Yıllık Direnişi (3)

Rojhilat Kürdistanı’nda gelişen kadın özgürlük mücadelesi, “Jin, jiyan, azadî” paradigmasıyla yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte etkili olan yeni bir toplumsal ve siyasal direniş hattına dönüştü.

Jin, Jiyan, Azadî: Kadınların yeni paradigması

ROJBİN DENİZ

Haber Merkezi - Rojhilat Kürdistanı’nda gelişen kadın özgürlük mücadelesi, yalnızca ulusal haklar ekseninde şekillenen siyasal bir hareket değil; aynı zamanda erkek egemen devlet sistemine, toplumsal cinsiyetçi tahakküme ve merkezi iktidar yapılarına karşı geliştirilen kapsamlı bir toplumsal dönüşüm arayışı olarak öne çıkmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin kadın bedeni ve kimliği üzerindeki denetim politikalarına karşı yükselen itirazlar, zamanla yalnızca bireysel hak taleplerinin ötesine geçerek kolektif bir özgürlük paradigmasına dönüştü. “Jin, Jiyan, Azadî” ekseninde gelişen bu mücadele; kadın özörgütlülüğü, özsavunma, demokratik toplum anlayışı ve kolektif yaşam fikriyle birlikte yeni bir toplumsal model ortaya koydu. Rojhilat Kürdistanı’nda faaliyet yürüten kadın örgütleri, gerilla yapılanmaları ve kadın platformları, kadınların yalnızca toplumsal yaşamın değil; siyasal direnişin ve toplumsal yeniden inşanın da öncü gücü hâline geldiğini gösterdi. Jina Emînî’nin katledilmesinin ardından İran’dan dünyaya yayılan toplumsal başkaldırı ise, kadın özgürlük mücadelesinin artık bölgesel sınırları aşan tarihsel bir dönüşüm dinamiğine dönüştüğünü ortaya koydu.

İran İslam Devrimi ve kadınları bekleyenler

1979 İran Devrimi, birçok toplumsal kesim tarafından başlangıçta monarşiye karşı gelişen özgürlük ve adalet hareketi olarak desteklense de, devrim sonrası kurulan İslam Cumhuriyeti kadınlar açısından yeni bir baskı döneminin başlangıcı oldu. Şah döneminde elde edilen birçok yasal ve toplumsal hak geri alındı. Kadınların kamusal alandaki görünürlüğü yeniden sınırlandırıldı ve kadın bedeni siyasal İslam’ın temel denetim alanlarından biri hâline getirildi.

Devrimin hemen ardından Ayetullah Humeyni, kadınların devlet kurumlarında başörtüsü takmasını zorunlu kılan açıklamalar yaptı. Bu açıklamalar, özellikle şehirli ve eğitimli kadınlar arasında büyük tepki yarattı. 8 Mart 1979 Dünya Kadınlar Günü’nde binlerce kadın Tahran başta olmak üzere birçok kentte zorunlu örtünmeye karşı kitlesel protestolar gerçekleştirdi. Kadınlar, “Özgürlük ne Doğulu ne Batılıdır, evrenseldir” ve “Devrim yapmadık ki geriye gidelim” sloganlarıyla meydanlara çıktı. Ancak kısa süre içinde rejim güçlerinin ve muhafazakâr çevrelerin baskısıyla bu gösteriler bastırıldı.

Yeni rejim, aile hukuku başta olmak üzere kadınların yaşamını doğrudan etkileyen alanlarda İslami kuralları yeniden yürürlüğe koydu. Şah döneminde kadınlara tanınan boşanma hakkı sınırlandırıldı, çocuk velayeti büyük ölçüde erkeklere bırakıldı ve kadınların mahkemelerdeki tanıklığı erkeklerin yarısı kadar kabul edildi. Evlilik yaşı düşürüldü ve kadınların birçok meslek alanındaki temsiliyeti geriletildi.

Zorunlu hicap uygulaması ise yalnızca kıyafet düzenlemesi değil; kadın bedeninin siyasal ve ideolojik denetimi anlamına geliyordu. Rejim, kadınların saçını, kıyafetini, bedenini ve kamusal görünürlüğünü “ahlak” ve “İslam toplumu” söylemleri üzerinden kontrol etmeye başladı. Bu amaçla ahlak polisi ve çeşitli denetim mekanizmaları kuruldu. Özellikle genç kadınlar, kamusal alanda sürekli baskı ve denetime maruz bırakıldı.

Buna rağmen İranlı kadınlar hiçbir dönemde tamamen geri çekilmedi. Üniversitelerde, basında, yeraltı örgütlenmelerinde, insan hakları alanında ve gündelik yaşamın her alanında direniş biçimleri geliştirdiler. İran’da kadınların eğitim oranı yükselmeye devam etti; üniversitelerde kadın öğrencilerin oranı birçok dönemde erkekleri geçti. Ancak eğitimli kadın nüfusunun artması, rejim ile kadınlar arasındaki çelişkiyi daha da görünür hâle getirdi.

Kadınlar bir yandan sistemin koyduğu sınırlar içerisinde yaşamaya zorlanırken, diğer yandan bu sınırları aşmanın yollarını aradı. Özellikle gazetecilik, edebiyat, sinema ve akademi alanında kadınların görünürlüğü arttı. İran sineması içinde kadın yönetmenlerin ve kadın merkezli hikâyelerin çoğalması da bu toplumsal dönüşümün kültürel yansımalarından biri oldu.

Devrim Sokağı Kızları

İran’da kadınların son yıllardaki en görünür sivil itaatsizlik eylemlerinden biri “Devrim Sokağı Kızları” hareketi oldu. Aralık 2017’de Tahran’daki İnkılap Caddesi’nde bir kadın, başörtüsünü çıkararak bir sopanın ucunda salladı ve kamusal alanda zorunlu hicap uygulamasına meydan okudu. Bu görüntü kısa sürede ülke geneline yayıldı ve birçok kadın benzer eylemler gerçekleştirdi.

Kadınlar başörtülerini çıkararak kamusal alanlarda sessiz protestolar düzenledi. Rejim bu eylemlere sert müdahalelerde bulundu; çok sayıda kadın gözaltına alındı, hapis cezaları verildi ve kamuoyunda itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ancak “Devrim Sokağı Kızları”, İran’daki kadınların yalnızca hukuki haklar değil; bedenleri ve yaşam tarzları üzerindeki denetimi reddettiğinin sembolü haline geldi.

İran’da kadın ve devlet arasındaki temel çelişki

İran’daki kadın mücadelesinin temel çelişkilerinden biri, devletin kadın bedenini ideolojik rejimin taşıyıcısı olarak görmesidir. Kadının nasıl giyineceği, nasıl davranacağı, hangi alanlarda görünür olacağı ya da olmayacağı doğrudan siyasal rejimin konusu hâline getirilmiştir. Bu nedenle kadınların attığı her adım, yalnızca bireysel bir özgürlük talebi değil; aynı zamanda devletin ideolojik yapısına karşı toplumsal bir itiraz anlamına gelmektedir.

İranlı kadınlar, bir yandan siyasal İslam’ın baskıcı uygulamalarıyla mücadele ederken diğer yandan kapitalist modernitenin kadın bedeni üzerindeki farklı tahakküm biçimleriyle de karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, kadın hareketinin yalnızca hukuki eşitlik değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel ve zihinsel özgürleşme talebini de büyütmesine yol açmıştır.

Bugün İran’da kadın mücadelesi; zorunlu örtünmeye karşı çıkıştan ifade özgürlüğüne, eğitim hakkından siyasal temsiliyete kadar geniş bir alanda sürmektedir. Bu mücadele, yalnızca İran’ın iç meselesi değil; aynı zamanda Ortadoğu’daki kadın özgürlük mücadelelerinin en önemli deneyim alanlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

İslam Feminizmi

İslami argümanlarla cinsler arası eşitlik için mücadele eden çok sayıda kadın vardır. Bu kadınlar, İran’daki kadın düşmanı yasaların İslam’dan değil, İslam’ı yorumlayan erkeklerden kaynaklandığını söylemektedir. İslam Feminist Hareketi İran’da 1992’de başladı. O dönemde Şehla Şerkat, Zanan (Kadınlar) dergisini kurdu; dergi, 2008 yılında yasaklanıncaya kadar yayımlandı. Dergide yer alan birçok kadın, İslam ile feminizmin birbiriyle bağdaşmayacağını düşünse de İslam üzerinden argümanlar geliştirmenin stratejik bir yöntem olduğuna inanıyordu.

Sadece İran’da değil, genel olarak Ortadoğu’da 1970’li yıllardan itibaren İslami ya da Müslüman Feminizm olarak adlandırılan düşüncenin teorik olarak geliştirilmesine olanak sağlayan platformlar öncelikli olarak entelektüel ve akademik alanlardı. Yani Müslüman kadınların İslam dini çerçevesinde cinsiyet eşitliği talep etme hareketlerini bir İslami feminizmin ifadesi olarak adlandıranlar; çoğunlukla Müslüman kültürden aydınlar, sosyal bilim araştırmacıları ve Müslüman feminist aktivistlerdir. Müslüman feministlere göre orijinal İslam erkek egemenliğini yüceltmez; aksine cinsiyet eşitliğini destekler. İslami alanda ise erkek egemen ve cinsiyetçi bir bakış açısıyla oluşturulmuş Müslüman hukukunu sorgular; klasik Müslüman tarihinde kadınların rolünün ve statüsünün marjinalleştirilmesini ve erkeklerin bilgi birikimini ve dini otoriteyi kadınların aleyhine olacak biçimde kendilerine mal etmelerini eleştirirler. Feminizm teriminin Batılı anlamından ötürü “kadın reformizmi” kavramını tercih edenler de vardır.

İki tuzak: Tutsaklık ve modernite

İran’da son dönemde daha çok kadın, rejimin giderek nefes aldırmayan baskılarına rağmen itirazlarını dile getirmektedir. Aralık 2017’de Tahran’ın kalabalık İnkılap Caddesi’nde kitlesel gösteriler sırasında bir kadın, beyaz başörtüsünü bir sopayla salladı. Bu kadından esinlenen onlarca, hatta yüzlerce kadın 2018 yılında başörtüsünü çıkarma eylemi yaptı. Onlara “Devrim Sokağı Kızları” adı verildi. Yine bir dönem kadınlar, başörtülerini atarak dans ederken çektikleri videoları sosyal medyada yoğun biçimde paylaştılar.

#itsmensturn (Erkeklerin Sırasıdır) adlı bir dijital medya kampanyasında erkekler, İslam Cumhuriyeti’nin kadınlardan aldığı hakları sembolik bir biçimde eşlerine iade ettiklerini ilan ettiler. Bu kampanyaya yol açan olay ise İran kadın futbol takımı kaptanının eşinden ötürü yurtdışındaki bir turnuvaya gidemeyişi oldu. Eylül 2015 sonunda Malezya’da düzenlenen turnuvaya gitmek isteyen Nilüfer Erdalan, süresi bitmiş pasaportunu uzatmak için eşinden gerekli imzayı alamamıştı.

İran açısından sorgulanması gereken bir diğer nokta da estetik anlayışı ve kapitalist modernitenin etkileridir. Bir yanda doğrudan siyasal rejim kadın bedeni üzerinde tutsak edici politikalar geliştirip kadının nasıl giyinmesi gerektiğine karar verirken; diğer yandan yapılan bir araştırmaya göre dünya çapında kadınların makyaj için en fazla para harcadığı ve burun estetik ameliyatlarının en yaygın olduğu ülkenin İran olması dikkat çekicidir. Yine kadın intiharlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri de İran’dır. Şimdi ise İran’da üniversite öğrencilerinin üçte ikisi, doktora yapmış akademisyenlerin üçte biri kadındır. Kadın öğretim görevlilerinin sayısı Almanya’dakine göre çok daha yüksektir. İran’da günümüzde 300’den fazla kadın yayıncı vardır. Kadınlar iş gücünün üçte birini oluşturuyor ve kadın taksi şoförleri de bulunmaktadır. Kadınların okuma yazma oranı günümüzde yüzde 80’e ulaşmıştır. Parlamentoda 21 kadın milletvekili yer almaktadır.

Kürt kadın örgüt ve gerillası

NÎNA (Kürdistan Kadın Özgürlük Örgütü), son yıllarda Rojhilat Kürdistanı’ndaki kadın özgürlük mücadelesinde aktif rol üstlenen yapılardan biri olarak öne çıkmıştır.

“Kürt Kadının Ufku” ya da Komala Kadın Örgütü, Komala hareketinin kadın yapılanması olarak özellikle 1979 İran Devrimi sonrası süreçte görünür hale gelmiştir. Komala’nın kadın örgütlenmeleri, 1980’lerden itibaren Rojhilat Kürdistanı’nda siyasal, toplumsal ve kültürel faaliyetler yürütmeye başlamıştır. Kürt kadınlarının hem ulusal özgürlük mücadelesinde aktif rol üstlenmesini sağlamak hem de ataerkil toplumsal ilişkilere karşı kadınların siyasal, sosyal ve kültürel haklarını savunmak amacıyla kurulmuştur. Komale bünyesinde aynı zamanda kadın peşmergerlerde yer almıştır. Fakat genel olarak kadın peşmergeler savunma alanında hiçbir zaman bağımsızlıklarını oluşturamamışlar. İran mola rejiminin baskılarından kaynaklı Rojhilat Kürdistanı’nda illegal çalışma yürütmekte olup esas olarak Başûr Kürdistan üzerinden çalışmalarını yürütmektedir.

Yine “İran Kürdistanı Kadın Mücadele Örgütü”, Rojhilat Kürdistanı’nda kadınların hem ulusal özgürlük mücadelesini hem de ataerkil sisteme karşı kadın özgürlük mücadelesini birlikte geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Bu örgüt de ağırlıklı olarak gizli çalışma yürütmüş ve Rojhilat Kürdistanı dışında kendini konumlandırmıştır.

İran Kürdistanı Demokratik Kadınlar Birliği, İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ / PDKİ) çevresinde gelişen kadın örgütlenmelerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Örgütün tam kuruluş tarihi konusunda farklı bilgiler bulunsa da kadın yapılanmasının özellikle 1980’li yıllarda, İran İslam Cumhuriyeti’nin Kürt bölgelerine yönelik baskılarının yoğunlaştığı dönemde kurumsallaştığı kabul edilmektedir.

KJAR, yani Komeleya Jinên Azad a Rojhilatê Kurdistanê (Rojhilat Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu), Rojhilat Kürdistanı’nda faaliyet yürüten kadın örgütlerinden biridir. KJAR, özellikle kadın özgürlüğü, demokratik toplum anlayışı ve Kürt kadınlarının örgütlü mücadelesini geliştirme amacıyla kurulmuştur. KJAR’ın kuruluşu genellikle 2014 yılına dayandırılmaktadır. Örgüt, “Jin, Jiyan, Azadî” paradigmasını esas alan kadın özgürlükçü bir çizgide faaliyet yürütmektedir. KJAR, Rojhilat Kürdistanı’nda kadınların özörgütlülüğünü geliştirmek, erkek egemen devlet sistemine karşı kadın özgürlük mücadelesini büyütmek ve “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesini toplumsallaştırmak amacıyla kurulmuştur.

KJAR çevresinde gelişen kadın özsavunma yapıları, kadınların yalnızca siyasal ve toplumsal alanda değil; askeri özsavunma alanında da örgütlenmesini hedeflemiştir. Bu çerçevede kadın gerilla birlikleri, Rojhilat Kürdistanı’ndaki kadın özgürlük mücadelesinin önemli bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Bunun üzerine Rojhilat Kürdistanı’nda Kürt kadınlarının öncülüğünde bir ilk olarak gelişen özsavunma ekseninde HPJ (Hêzên Parastina Jinê / Kadın Savunma Güçleri) örgütlendi. Bölgede 20 yılı aşkın bir gerilla deneyimine sahip olan HPJ, YRK (Doğu Kürdistan Savunma Birlikleri) ile birlikte dağlık alanlarda ve kırsal bölgelerde örgütlüdür.

Jin, Jiyan, Azadî: Kadınların Paradigması

Bugün İran’da bir kadının saçının ya da sesinin “ulusal güvenlik meselesi” haline getirilmesi, kökleri Sümerlerden Sasani dönemine kadar uzanan kurumsallaşmış ataerkil yapıların kadın varlığına karşı duyduğu korkunun yansıması olarak değerlendirilebilir. İktidarlar, kadını kamusal alandan silmeden toplumu köleleştiremeyeceklerini binlerce yıllık deneyimle bilmektedir. Bu nedenle kadın kimliği üzerindeki her baskı, aynı zamanda toplumun özgürlük potansiyeline yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Tarih boyunca devletleşme ve merkezi otorite güçlendikçe, kadının toplumsal statüsünün de gerilediği görülmektedir. Teolojik yorumlar ve dinsel kurumlar ise çoğu zaman kadını denetim altına almanın ve mülkleştirmenin ideolojik araçları olarak kullanılmıştır. Buna karşın Zagros kültürü, kadın özgürlükçü damarını sanat, dokuma kültürü, sözlü tarih ve mitolojik semboller aracılığıyla koruyarak günümüze taşımıştır.

Zagros coğrafyasında “Jin, jiyan, azadî” felsefesi yalnızca bir slogan değil; yaşamı anlamlandıran felsefi ve toplumsal bir direniş hattı olarak şekillenmiştir. Jina Emînî’nin katledilmesinin ardından ortaya çıkan toplumsal başkaldırı, Rojhilat Kürdistanı’ndan başlayarak İran’ın tamamına, ardından bölgeye ve dünyaya yayılan güçlü bir kadın direnişine dönüşmüştür. “Jin, jiyan, azadî” ekseninde gelişen bu hareket, İran tarihinde kadınların ortak özgürlük talebi etrafında birleştiği en büyük toplumsal ayaklanmalardan biri olarak hafızalara kazınmıştır.

Bu süreç, kadın özgürlüğü düşüncesinin yalnızca güncel bir siyasal talep olmadığını; Mezopotamya ve Zagros’un tarihsel toplumsal hafızasından beslenen uzun bir direniş geleneğine dayandığını göstermektedir. Kadının toplumsal statüsünün ilişkilerin komünal olduğu dönemlerde daha güçlü olması; kadın özgürlüğünü esas alan toplumsal modellerin daha demokratik ve paylaşımcı bir karakter taşıdığını göstermektedir. Rojava Devrimi’nde somutlaşan “Jin, jiyan, azadî” paradigması da bu tarihsel birikimin çağdaş bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigması, Rojhilat Kürdistanı’ndaki kadın direnişiyle düşünsel ve ruhsal açıdan güçlü bağlar taşımaktadır.

Rojhilat Kürdistan Kadınları Platformu – JÎNA

Rojhilat’ta faaliyet yürüten beş kadın örgütü, “Rojhilat Kürdistan Kadınları Platformu – JÎNA” çatısı altında bir araya gelmiştir. Bu platform; ulusal mücadele ile kadın özgürlük mücadelesini ortak bir zeminde buluşturmayı, Rojhilatlı kadınlar arasında kolektif bir irade ve dayanışma ağı oluşturmayı hedeflemektedir. Platform bünyesinde Kürdistan Kadın Özgürlük Örgütü (NÎNA), Kürt Kadının Ufku (Komala Kadın Örgütü), İran Kürdistanı Kadın Mücadele Örgütü, İran Kürdistanı Demokratik Kadınlar Birliği ve Rojhilat Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu (KJAR) yer almaktadır.

Rojhilat Kürdistanı’ndaki kadınlar, tarih boyunca ataerkil baskılara ve erkek egemen sistemlere karşı güçlü bir mücadele pratiği geliştirmiştir. İran’daki kadın hareketi içerisinde önemli bir deneyim birikimine sahip olan Rojhilatlı kadınlar, aynı zamanda yüksek ulusal bilinç ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla Kürdistan’ın diğer parçalarındaki kadın sorunlarına da duyarlılıkla yaklaşmaktadır. Özellikle IŞİD’e karşı verilen mücadelede kadınların oynadığı rol, bu tarihsel deneyimin en görünür örneklerinden biri olmuştur.

Son yüz yıllık süreçte ve özellikle “Jin, jiyan, azadî” ekseninde gelişen toplumsal hareketlerde kadınların İran ve Rojhilat Kürdistanı’nda demokrasi, özgürlük ve toplumsal dönüşüm süreçlerine yaptığı katkı belirleyici olmuştur. Kadın mücadelesinin farklı toplumsal alanlara yayılması, kadın sorunlarının yalnızca siyasi partiler çerçevesinde ele alınamayacağını da göstermiştir. Bu nedenle Rojhilat Kürdistanı’nda partiler üstü, kapsayıcı ve ortak bir kadın platformuna duyulan ihtiyaç giderek daha görünür hâle gelmiştir. JÎNA Platformu da bu ihtiyaç doğrultusunda; siyasi parti temsilcilerini, sivil toplum alanında çalışan kadınları ve farklı toplumsal mücadele alanlarında aktif rol üstlenen kadınları ortak bir zeminde bir araya getirmek amacıyla kurulmuştur.

Beluci kadın hareketinde öz savunma

Kadınlar kendi paradigmalarına sahip çıkarken öz savunma çizgisinde de derinleşip örgütleniyor. Eğer tarihte ilk sömürülen toplumsal kesim kadınlar olduysa, ilk başkaldırı ve ilk öz savunma hattının da kadınların öncü iradesiyle halklaşabilmesi mümkün. Kadın öncülüğünde halklaşan devrimci halk savaşı anlayışı ve zikriyatı kadın özgürlük paradigmasının temel güvencesi hâline geliyor. Bu bağlamda Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA) içerisinde kadın birliğinin örgütlenmesi, kadınların ortak sömürüsüne karşı ortak bir savunma cephesi oluşturma iddiası taşıyor.

Suriye’den Irak’a, Irak’tan İran’a ve Ortadoğu’nun farklı bölgelerine yayılan, Kürt kadınlarının öncülüğünde gelişen kadın savunma hattı; kadınların tarihsel direniş mirasını günümüze taşıyor. İran’ın toplum ve özellikle kadınlar üzerindeki despotik politikalarına karşı “Jin, Jiyan, Azadî” ayaklanması Belucistan’daki kadınları etkileyen önemli gelişmelerden biri oldu. İran’da kadın politikaları etrafında derinleşen toplumsal kriz; ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimlerle birlikte daha da sarsıcı bir hâl aldı. Çatırdayan otoriter düzenler, toplumu ve özellikle kadınları yeni arayışlara yöneltiyor. Bu süreçte Beluci kadınlar da savunma alanlarını güçlendirme anlayışıyla hareket ederek kadın savunma birlikleri oluşturduklarını resmî olarak açıkladı.

24 Mayıs 2026’da Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA), kadın birliği komutanı olarak tanıttığı Şahnaz Beluc’un kimliğini ve fotoğraflarını kamuoyuyla paylaştı. Bu hamle, örgütün toplumsal meşruiyet kazanma ve kadınların askerî ile siyasal yapı içindeki varlığını görünür kılma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bir kadının komuta kademesinde resmî biçimde öne çıkarılması örgüt açısından yeni bir gelişme niteliği taşıyor.

Kadın, kendi hakikatini bu hiyerarşik yapıların elinden geri almadığı sürece toplumsal özgürlük bir serap olarak kalacaktır. Kadının “bilinçli bir güç” olarak yeniden inşası, insanlığın gasp edilen hakikatine dönüş yolculuğudur.

Kadınlar; Safevi, Pehlevi, mola rejimi ve modern merkezi devlet yapılarına karşı geliştirdikleri mücadelelerle toplumsal cinsiyet rollerini dönüştürmüş, demokratik toplumsal değişimin önemli dinamiklerinden biri olmuşlardır. Bu tarihsel deneyim, kadın kimliği ve özellikle Kürt kadın kimliğinin ve iradesinin yalnızca toplumsal bir varoluş biçimi değil; aynı zamanda merkezi otoriteye karşı geliştirilen öz-yönetim ve kolektif yaşam anlayışının en kararlı ifadelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır.

BİTTİ.