Kadınların motosiklet talebi ile yasaklar arasında: Ehliyet vaadi hâlâ belirsiz
İran’da kadınlara motosiklet ehliyeti verileceği yönündeki açıklamanın üzerinden 7 aydan fazla zaman geçmesine rağmen uygulamanın nasıl hayata geçirileceği belirsizliğini koruyor.
SARE POURKHAZRİ
Kirmanşan - İran’da kadınlara motosiklet ehliyeti verilmesi sürecinin başlatıldığına ilişkin kısa mesajın yayımlanmasının üzerinden 7 aydan fazla zaman geçti. Aralık olaylarının ardından gündeme gelen açıklama, kısa sürede medyanın dikkat çeken konularından biri oldu. Ancak yetkililerin çok sayıda açıklamasına rağmen uygulamanın hayata geçirilmesine ilişkin süreç hâlâ belirsizliğini koruyor. Daha önce kadınların bisiklet kullanması konusunda da hükümet ve dini mercilerin tutumlarında değişiklikler yaşanmıştı. Şimdi de motosiklet ehliyeti verilmesine ilişkin vaadin, gerçek anlamda kısıtlamaları ortadan kaldırmaktan çok hükümetin kamuoyundaki imajını yeniden şekillendirme ve sınırlı değişiklikleri öne çıkarma çabasının bir parçası olarak gündeme getirildiği değerlendiriliyor.
‘Kadınlar motosiklete ihtiyaç duyuyor ama yasadan korkuyor’
Asıl soru ise kadınların motosiklet kullanma yasağı ile şimdi gündeme getirilen motosiklet ehliyeti uygulamasına ilişkin propaganda arasında nerede durduğu.
Son yıllarda çok sayıda kadının motosikletle bağlantılı kazalarda yaşamını yitirdiği veya ağır ve kalıcı yaralanmalara maruz kaldığı belirtiliyor. Ehliyet sahibi olmamak yalnızca sigortadan yararlanmanın önünde ciddi bir engel oluşturmakla kalmıyor, birçok durumda kadınların kusurlu olmadıkları kazalarda dahi hukuki olarak kendilerini savunma imkânından mahrum kalmasına yol açıyor.
Mevcut verilere göre 2024 yılında motosiklet kazalarında yaşamını yitiren yaklaşık 3 bin kişinin 150’den fazlasını kadınlar oluşturdu. Kadınların motosiklet kullanımına yönelik talebinin artmasıyla birlikte değerlendirildiğinde bu rakamın gelecekte daha da yükselme ihtimaline dikkat çekiliyor.
Kadın sürücülere tehdit
Bu kapsamda motosiklet üreticileri geçen hafta yaptıkları açıklamada, son iki yılda kadınlara çeşitli türlerde 600 binden fazla motosiklet satıldığını duyurdu. Bu rakam, ehliyetsiz motosiklet kullanımının beraberinde getirdiği yasal risklere rağmen kadınların bu ulaşım aracını kullanma isteğinin giderek arttığını ortaya koyuyor.
Kirmanşan’da bir süre motosiklet kullanan Azade. S. yaşadığı deneyimi şöyle anlatıyor:
“Birkaç kez kusurlu olmadığım küçük kazalar yaşadım. Ancak karşıdaki sürücü kadın olduğumu ve ehliyetim olmadığını öğrenir öğrenmez beni tehdit ediyor, ya zararı karşılamamı ya da polisi arayacağını söylüyordu. Ben de polisin gelmesi durumunda motosikletime el konulacağını ve kendimin de sorgulanacağını bildiğim için olaydan kurtulmak amacıyla karşı tarafa para vermek zorunda kalıyordum. Ancak daha ciddi bir şey yaşanmasından her zaman korkuyordum. Bu nedenle yasal koşullar değişene kadar motosiklet kullanmayı bıraktım.”
‘Motosiklet kullanmak günlük ihtiyaçtan yasağın sınırlarını aşmaya dönüştü’
Bu anlatımlar, kadınların iki yönlü bir baskı altında olduğunu gösteriyor. Bir yanda hızlı ve ekonomik bir ulaşım aracı olarak motosiklete duyulan ihtiyaç, diğer yanda ise kısıtlayıcı yasalar ve hukuki korumanın bulunmaması yer alıyor.
Bu koşullarda hükümetin kadınlara motosiklet ehliyeti verileceğine ilişkin vaatlerinin gerçek bir çözüm olmaktan çok, hükümetin kamuoyundaki imajını yeniden şekillendirmeye yönelik propaganda aracına benzediği değerlendiriliyor.
Maddi maliyetler ve olası zararlar, kadın motosiklet sürücülerinin karşı karşıya kaldığı baskıların yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Daha büyük baskının ise kadınların yıllardır motosiklet kullanma hakkı için verdiği mücadele sırasında maruz kaldıkları psikolojik ve toplumsal baskılar olduğu belirtiliyor.
Kirmanşan’da bir süre motosiklet kullanan Şerare. R. ise yaşadığı başka bir olayı şöyle aktarıyor:
“Oğlumun motosikletiyle birkaç kez öğrenmek için sokaklarda dolaşıyordum. Bir keresinde bir araç neredeyse bana çarpıyordu. İtiraz ettiğimde, uzun sakallı bir erkek ile çarşaflı bir kadın araçtan indi ve çeşitli sözlerle beni tehdit etti. Sonunda erkek motosikletime birkaç kez tekme attı, küfür ederek yeniden aracına binip gitti.”
Bu deneyimin, kadınların motosiklet kullanma tabusunu kırma sürecinde maruz kaldığı şiddet ve aşağılamanın yalnızca bir örneği olduğu belirtiliyor.
Kadınlar tüm baskılara rağmen motosiklet kullanmada ısrar ediyor
Son yıllarda çok sayıda kadın, toplumdan ve hatta ailelerinden kaynaklanan farklı baskıların hedefi oldu. Suçlayıcı bakışlardan ve sokaktaki tehditlerden, motosiklet kullanmayı bırakmaları yönündeki aile baskılarına kadar birçok engelle karşılaşan kadınlar, buna rağmen bu hakkı elde etmekte ısrar etti.
Kadınların resmi bir hükümet iznine ihtiyaç duymadan motosiklet kullanımını fiilen hayata geçirmeleri, yasakların sınırlarının pratikte aşılmasını da beraberinde getirdi. Bu direniş, motosiklet kullanımının kadınlar açısından yalnızca bir ulaşım aracı olmadığını, aynı zamanda bireysel ve toplumsal özgürlükler için verilen mücadelenin sembollerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Bu mücadele, her gün sokaklarda, toplumsal bakışlara ve kısıtlayıcı yasalara karşı devam ediyor.
Ancak temel soru, hükümetin gerçekten kadınların motosiklet kullanmasını bir hak olarak kabul edip etmediği veya ehliyet verilmesini kolaylaştırmanın yalnızca sembolik ve taktiksel bir adım olup olmadığı.
Ahlak polisinin adının değiştirilmesi ve aynı yapının “Nur Projesi” adıyla yeniden faaliyete geçirilmesi gibi örnekler, açıklanan değişikliklerin her zaman kısıtlamaların ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini gösteriyor.
Bu açıdan kadınlara motosiklet ehliyeti verilmesinin hayata geçirilmesi durumunda dahi, uygulamanın İran’daki kısıtlayıcı yasa ve yapılar çerçevesinde yeni sınırlamalarla karşılaşabileceği değerlendiriliyor. Bu sınırlamaların ise kadınların toplumsal yaşamdaki varlığını ve bireysel özgürlüklerini hedef almaya devam edebileceği belirtiliyor.