Gazze’de kadınların günlük mücadelesi: Barınma krizi
Gazze’de barınma krizi kadınların yükünü katlıyor. Güvenli olmayan çadırlarda yaşayan kadınlar, ne ısınabiliyor, ne de yemek pişirebiliyor. Yıpranan çadırları onarmak ise artık maddi olarak karşılanamayacak bir külfet haline geldi.
RAFIF ESLEEM
Gazze - Abluka altındaki Gazze’de binlerce kadın, zamanla bez ve plastik parçalarına dönüşen çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Şiddetli rüzgarların söktüğü kazıklar, yakıcı güneşin deldiği tavanlar ve yağmurun sızdığı yataklar arasında kadınlar, aslında yaşama elverişli olmayan barınaklarını ayakta tutmaya çalışıyor. Evlerini ve güvenliklerini kaybeden kadınlar, yangın, soğuk ve hastalık korkusuyla tek başlarına ağır bir yük taşıyor; insanca bir yaşam umuduyla çözüm bekliyor.
Fatma Diyab, sürekli bombardıman, sert hava koşulları ve Gazze kentini istila eden kemirgenler nedeniyle her yanı delik deşik olmuş bir çadırda yaşıyor. Çadır artık birbirine tutturulmuş bez ve plastik parçalarından oluşan, demir direklere yaslanan derme çatma bir barınağa dönüşmüş durumda. İçeri giren birinin oturabilmesi için tamamen eğilmesi gerekiyor. Şiddetli rüzgar çıktığında ise, aile zamanında müdahale edip tutmazsa çadır yerinden sökülüp uçabiliyor.
Yardım ederken, yardım eden bulamamak…
Kırklı yaşlarındaki Fatma Diyab, 2014 yılında Gazze’ye yönelik saldırılarda eşini kaybetti. Geriye kalan iki çocuğuna tek başına bakmak zorunda kaldı. Devlet okullarından birinde öğretmen olarak çalıştığı dönemde, barınacak yeri ve geliri olmayan ihtiyaç sahiplerine yardım eden Fatma Diyab, bugün ise kendisine destek olabilecek kimseyi bulamıyor. Bir zamanlar deniz kıyısında bulunan evi, şimdi kuşatma altındaki kentin kamplarından birinde yıpranmış bir çadıra dönüşmüş durumda.
Fatma Diyab, birkaç gün önce yemek hazırlamak zorunda kaldığını ancak ateş yakacak bir ocağı olmadığı için komşusundan bir miktar kor istemek zorunda kaldığını anlatıyor. Aldığı közlerden biri çadıra düştü ve alevler kısa sürede çadırın içine yayılarak her şeyi sardı. O an çığlık atmaktan ve ağlamaktan başka bir şey yapamadığını söyleyen Fatma Diyab, yanarak öleceğini düşündüğünü ifade ediyor. Komşularının yardıma koşarak kendisini dışarı çıkardığını, ancak çadırın ve içindeki eşyaların büyük ölçüde zarar gördüğünü belirtiyor. Bu olayın, zaten ağır olan yükünü daha da artırdığını vurguluyor.
Yırtık çadırlar, bitmeyen onarım masrafı
Çadırı onarmanın maliyeti, yerinden edilmiş kadınların karşılayabileceğinin çok üzerinde. Fatma Diyab, yağmur suyunun içeri sızmasını önlemek için çadırın üzerine her biri 50 dolar olan üç branda örtmek zorunda kaldığını söylüyor. Islanıp kullanılamaz hale gelen yatakları da sürekli yenilemek zorunda kaldığını ekliyor. İçinde yaşadığı bu koşulların kendisini hastalıklara daha açık hale getirdiğini; diyabet ve tiroit gibi kronik rahatsızlıkları bulunduğu için bağışıklığının daha kırılgan olduğunu ifade ediyor.
Fatma Diyab’a göre bir çadır, ne kadar onarılırsa onarılsın ve kazıkları ne kadar sağlamlaştırılırsa sağlamlaştırılsın, yaşamak için uygun bir mekan değil. Çadırların aslında kısa süreli geziler için, deniz kenarında ya da ormanda kurulmak üzere tasarlandığını; yıllarca içinde yaşam sürmek için yapılmadığını söylüyor. Gazze’de kadınların yaşadığı bu ağır koşulların çözümünün ise, yıkılan beton evlerin yerine uzanan bez parçalarının ortadan kaldırılması ve çadırların yerine konteynerlerin (karavanların) getirilmesi olduğunu dile getiriyor.
Kadın ve çocukların hayatını tehdit eden günlük riskler
Manal Nur ise her fırtına ya da rüzgarın şiddetlendiği anlarda çadırının yerinde kalmadığını söylüyor. Kazıklarını sağlam biçimde sabitlemesine rağmen çadırın bir balon gibi havalanıp savrulduğunu belirtiyor. O anlarda çocuklarıyla birlikte çadırın peşinden koşarak onu yeniden yerine getirmeye çalıştığını anlatıyor. Ortaya çıkan manzarayı “hem güldüren hem ağlatan” olarak tanımlayan Manal Nur, kişisel eşyalarının geniş bir alana savrulduğunu, her seferinde saatlerce uğraşıp çadırı yeniden sabitlemek ve dağılan eşyalarını toparlamak zorunda kaldığını ifade ediyor.
Gazze’de ailelerin maddi durumu, sabit bir gelir olmaması nedeniyle son derece kötü. Manal Nur, her fırtına ya da hava koşullarının kötüleştiği dönemde yıpranan çadırları onarmak için haftalık yaklaşık 150 dolar harcamanın imkansız olduğunu söylüyor. Buna rağmen başka seçenekleri olmadığını vurguluyor: “Onarmazsak nerede yaşayacağız?” diyen Manal Nur, beton evlerin yerini alan bu eski plastik parçalardan başka bir sığınaklarının bulunmadığını dile getiriyor.
Kadınlar için güvenli mekanların yokluğu
Manal Nur, dünyanın birçok yerinde kadınların olumsuz hava koşulları başladığında evlerine çekilip fırtına geçene kadar dışarı çıkmadığını hatırlatıyor. Ancak Gazze’de durumun tamamen farklı olduğunu söylüyor. Hava kötüleştiğinde ve sıcaklıklar düştüğünde, kadınların sığınabilecekleri güvenli bir mekanı bulunmuyor. Çadırın yanma riski nedeniyle ısınmak için ateş yakamıyor, sıcak bir içecek bile hazırlayamıyorlar. Üstelik birkaç gün içinde yeniden yıpranacak bir barınak için para harcamak zorunda kalmaları, yaşadıkları krizi daha da ağırlaştırıyor.
Son dönemde çok sayıda kadın ve çocuğun, çadırlarda yakılan ateşin kontrolden çıkması sonucu hayatını kaybettiğini belirten Manal Nur, bir çadırın yanmasıyla alevlerin hızla diğer çadırlara sıçradığını ve onlarcasını kül ettiğini anlatıyor. Bazı kadınların uykularında yaşamını yitirdiğini söyleyen Manal Nur, bu olayların kamplardaki diğer kadınların ruh sağlığını da derinden etkilediğini ifade ediyor. Sürekli bir endişe içinde yaşadıklarını, ellerinden hiçbir şey gelmediğini ve yalnızca yeniden inşa sürecini ya da belki kendilerini yağmurdan ve rüzgardan koruyabilecek konteynerlerin gelmesini beklediklerini dile getiriyor.