Kirmanşan’da kadınlar duvar resimlerinden çıkartılıyor
Kadınların kentlerdeki görsellerinin silinmesi ve tahrif edilmesi yalnızca estetik bir tercih değil; kadın kimliğini sansürleyerek toplumdaki bağımsız varlığını ve özne olma halini inkar etmeye çalışan ataerkil yapının bir yansıması.
SARA POURKHAZRİ
Kirmanşan- Sokaklar, toplumda egemen olan düşünce ve inançların bir aynası olabilir. Çünkü insanların değerleri ve düşünceleri, ortak inançları yansıtan sembol, figür ve görsellerde kendisini gösterir. Kirmanşan sokaklarında yüründüğünde, tüm anıtların, efsanevi kişiliklerin heykellerinin, duvar resimlerinin ve başarılı ya da takdir edilmeye değer insanları temsil eden diğer figürlerin yalnızca erkeklerin yüzlerine ve heykellerine ayrıldığı görülüyor. Sanki kadınların bu kentin tarihinde ve kimliğinde hiçbir rolü olmamış; kamusal alanda temsil edilmeye değer tek cinsiyet erkeklermiş gibi.

Kadın hakları aktivisti Firiba. S, konuya ilişkin şunları söylüyor: “Ataerkilliğin ağır gölgesinin hakim olduğu bir toplumda tüm kamusal alanlar ve yapılar erkeklerin tekeline girer. Kahramanlık sembollerinin ve figürlerinin neredeyse hiçbirinde kadınlara rastlamıyoruz. Çünkü böyle bir yapıda kadının bağımsız ve gerçek varlığı kabul edilmediğinde, kent duvarlarındaki görsel temsili de doğal olarak görmezden geliniyor. Üstelik bir kadının görüntüsü kentin duvarlarına nadiren yansıtıldığında bile tamamen ataerkil sistemin onayladığı kalıplara hizmet ediyor. Kadın ya fedakar bir anne şeklinde ya da ev işleriyle ilgilenen ev kadını rolünde gösteriliyor. Böylece geleneksel ve ikincil kadın rolleri yeniden üretilip kalıcılaştırılıyor.”

Okullar, yüzme havuzları, spor kompleksleri ve diğer kamusal alanların duvarlarında da baskın unsurun erkeklerin görüntüleri olduğu görülüyor. Kent duvarlarında nadiren kadın figürüne yer verildiğinde ise bu figürler çoğunlukla klişe, ruhsuz ve yüz ayrıntılarından yoksun oluyor. Sanki sistem, görsel temsilde dahi kadının gerçek kimliğini ve bireyselliğini tanımak istemiyor ve onun yüzünü görünmez kılmayı tercih ediyor.
Buna karşılık, Kirmanşan sokaklarının duvarlarında kaygı verici başka bir tablo öne çıkıyor. Bu alanlar, kadınların varlığını, onurunu ve bağımsızlığını doğrudan hedef alan sloganlar ve yazılarla dolu. Bu sloganlar zorunlu kıyafeti eleştiren kadınları açıkça tehdit ederken, erkekleri de kadınlara yönelik şiddet uygulamaya teşvik ediyor.

Tasarımlara müdahale ediliyor
Kirmanşan’da yaşayan ressam Sara. C, belediyeyle yaptığı çalışmalar sırasında kadın görsellerine uygulanan sıkı sansürün kendi deneyimlerine de yansıdığını belirtiyor. Sara. C şöyle anlatıyor:
“Belediyeyle çok sayıda çalışma yaptım. Ancak gerçek şu ki Kirmanşan’ın kamusal alanlarında, yalnızca kadınlara ayrılmış ve tamamen kapalı mekanlarda yapılan çok basit, sade ve çocukça resimler dışında gerçek bir kadın figürünün çizilmesine kesinlikle izin verilmiyor. Yaklaşık altı yıl önce benden kentin duvarlarından birine el ele tutuşan birkaç çocuğun resmini yapmam istendi. Üç kız ve üç erkek çocuğunun yan yana olduğu bir tasarım hazırladım. Ancak bu tasarım reddedildi ve kız çocuklarının sayısının azaltılması, çocukların da el ele tutuşmaması istendi. Yapılan itirazlar ve art arda değişikliklere rağmen sonunda geriye kalan iki kız çocuğu da tasarımdan tamamen çıkarıldı ve duvarda yalnızca dört erkek çocuğunun resmi kaldı.”
Görselin silinmesi; kamusal alanda ataerkilliğin yeniden üretilmesi
Bu bilgiler, kadının kamusal alandaki görüntüsünün silinmesinin rastlantısal bir durum değil, tamamen bilinçli ve sistematik bir uygulama olduğunu gösteriyor. Öyle ki küçük bir kız çocuğunun görüntüsü bile bu sansürden muaf tutulmuyor. Durum öylesine ağır ki kent duvarlarında nadiren bir kadının çocukça çizilmiş görüntüsü yer aldığında bile çoğu zaman ataerkil düşünceyi benimseyen kişiler tarafından kasıtlı olarak tahrif ediliyor ve yüzü siliniyor. Sanki basit ve zararsız bir resim bile ataerkil sistemin kırılgan kurallarına meydan okuyabilecek ve tehdit oluşturabilecekmiş gibi.
Ancak kadınların görüntülerinin tahrif edilmesi veya silinmesi yalnızca kent duvarlarındaki resimlerle sınırlı değil. Bu, köklü bir olgu olarak tarihin ve toplumun farklı alanlarında da kendisini gösteriyor. Geçmiş dönemlerde mezar taşlarındaki kadın tasvirlerinin kasıtlı olarak tahrif edilmesinden, reklam panoları ve kent afişlerindeki kadın yüzlerinin sistematik biçimde silinmesine kadar uzanan bu örneklerin tümü aynı düşünsel çizgiye işaret ediyor.
Kadının varlığına ilişkin izleri silmeye yönelik bu yıpratıcı çaba, doğrudan ataerkil düşüncenin temelleriyle bağlantılı. Bu anlayışın iktidar ve kültür üzerinde etkili olduğu her yerde kadınların görüntüsü ve kamusal alandaki görünürlüğü sansürlenmesi gereken bir tehdit olarak görülüyor. Bu yaklaşım, farklı toplum ve yönetimlerin ataerkil anlayışla kurduğu ilişkiler arasında dikkat çekici benzerlikler oluşturuyor.
Bunun en açık örneklerinden biri son yıllarda Taliban yönetimindeki Afganistan’da görüldü. Kadınlara ait her türlü görüntünün yayımlanmasının tamamen yasaklanmasıyla toplumun yarısının görünürlük alanından bütünüyle çıkarılması hedeflendi. Taliban’ın kadınlara ait çok sayıda görseli kadın terzileri ve güzellik salonlarından dahi indirdiği görüldü.
Bu örnekler, kadınların kentlerdeki görsel varlığının yokluğunun hiçbir şekilde tesadüf olmadığını, bilinçli bir politika olduğunu ortaya koyuyor. Sokaklardaki tahrif edilmiş kadın yüzleri ve tehdit içeren uyarılar topluma açık bir mesaj veriyor: Kadının kamusal alanda bağımsız bir varlığı ve özne olma hakkı olmamalı; adı ve kimliği ancak baskıcı amaçlara hizmet ettiği ya da kendi kimliğinin inkar edildiği ölçüde kabul edilebilir olmalı.