Kafkasya'dan Kobanê'ye: Bir ailenin göç ve kimlik mücadelesi
Sabah Musa El-Nahhas, ailesinin Kafkasya'dan Suriye'ye uzanan göç hikayesini ve defalarca yaşadıkları zorunlu yer değiştirmeleri anlatırken, tüm zorluklara rağmen kültürlerine sahip çıkmayı sürdürdüklerini söylüyor.
NURŞAN EBDÎ
Kobanê - Çerkes halkının tarihi ve anayurdu Kuzey Kafkasya, özellikle de Karadeniz'in doğu kıyılarıdır. Çerkeslerin Suriye'deki varlığı ise 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan zorunlu göç ve sürgünlere dayanıyor. Çerkesler, Rus İmparatorluğu'nun sömürgeci yayılmacılığına karşı topraklarını ve haklarını savunmak amacıyla bir asırdan fazla süren çetin savaşlar verdi. Bu mücadele, 1864 yılında Büyük Çerkes Direnişi'nin yenilgisiyle sonuçlandı.
Bunun ardından yüz binlerce Çerkes Karadeniz üzerinden dönemin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına zorla göç ettirildi. O dönem Suriye de Osmanlı'nın bir parçasıydı. Osmanlı yönetimi, Çerkesleri Suriye, Ürdün ve Filistin başta olmak üzere Şam vilayetlerinin çeşitli bölgelerine yerleştirdi. Bunun amacı ticaret yollarını korumak, kırsal bölgeleri iskân etmek ve bu alanlarda güvenlik ile istikrarı sağlamaktı.
Çerkesler Suriye'de özellikle 1967 savaşından önce Golan'daki Kuneytra, Şam ve kırsalı, Humus ve köyleri ile Halep ve çevresinde yoğun olarak yaşadı. Yerleştikleri bölgelerin tarihine önemli katkılar sunan Çerkesler, Suriye'nin toplumsal ve kültürel dokusuna tam anlamıyla entegre olurken, buna rağmen dillerini ve köklü kültürlerini korumayı başardı.
Ajansımız, kökleri Kafkasya'ya uzanan ve ondan fazla kez göç etmek zorunda kaldıktan sonra Rojava'nın Kobanê kentine ulaşan bir Çerkes ailenin yaşadığı göç ve zorlukları görüntüledi.
'Göç ve acılarla geçen bir yaşam'
51 yaşındaki, iki kız ve dört erkek çocuk annesi Sabah Musa El-Nahhas, onlarca yıla yayılan göç ve zorluklarla dolu yaşamını anlatıyor.
Sabah Musa El-Nahhas, "Doğduğumuz ilk andan itibaren halkımız ve diğer azınlıklar olarak katliam, soykırım ve sürgün tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. Bugün bile o felaketlerin izlerini yaşamaya devam ediyoruz" diyor.
Annesi ve büyükannesinden dinlediği anlatımları aktaran Sabah Musa El-Nahhas, ailelerinin göç yolculuğunun Kafkasya'dan başladığını, ardından Filistin'e, daha sonra Ürdün'e ve son olarak Suriye'ye göç ettiklerini belirtiyor. Ailenin katliamlardan kaçmak ve hayatta kalabilmek için ülkeden ülkeye gitmek zorunda kaldığını ifade ediyor.
Sabah Musa El-Nahhas sözlerine şöyle devam ediyor: "Onlarca yıldır zorlu koşullar altında yaşıyoruz. Sürekli çalışıyor, yoruluyor ve çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mücadele ediyoruz. Göçmenlerin hayatı kolay değil. Sürekli yeniden göç etmek zorunda kalacağımız hissiyle yaşıyoruz."
Kendisinin Şam'da doğduğunu belirten Sabah Musa El-Nahhas, "Beş yaşındayken ailem Halep'e göç etti. Orada büyüdüm ve evlendim. Halep'te yaşarken Suriye'de yaşayan Çerkes akrabalarımızın olduğunu öğrendik. Uzun ve acı dolu bir göç yolculuğunun ardından onları bulmayı başardık ve yeniden aynı mahallede birlikte yaşamaya başladık" diyor.
"Daha sonra Şam ve Halep'te yaklaşık bin Çerkes aile yaşamaya başladı. Göç ve acılara rağmen sosyal ve kültürel bağlarımızı koruduk" diyen Sabah Musa El-Nahhas, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Halep'in Şex Maqsûd Mahallesi'nde nispeten güvenli ve istikrarlı bir yaşamımız vardı. Ancak 2011 yılında Suriye'de olaylar başlayınca mahallemiz kendilerini Özgür Suriye Ordusu olarak tanımlayan silahlı grupların saldırısına uğradı. Bunun üzerine Rakka'ya göç etmek zorunda kaldık."
Rakka'da geçirdikleri yılları anlatan Sabah Musa El-Nahhas, "Yaklaşık on yıl Rakka'da yaşadık. İlk yıllarda kentin farklı bileşenleri arasında ayrımcılık ya da korku olmadan birlikte yaşıyorduk" diyor. Ancak IŞİD'in Rakka'yı ele geçirmesiyle her şey değişti.
Sabah Musa El-Nahhas, "IŞİD döneminde gerçek kimliğimizi gizlemek zorunda kaldık. Kendimizi Arap olarak tanıtıyorduk çünkü sürekli hangi halktan olduğumuzu soruyorlardı" değerlendirmesinde bulunuyor.
Sabah Musa El-Nahhas, daha sonra Halep'te durumun kısmen düzelmesi üzerine evlerine döndüklerini ancak evlerinin tamamen yıkıldığını gördüklerini belirtiyor ve şöyle diyor:
"Buna rağmen yaklaşık dört yıl boyunca yıkık evimizde yaşamaya çalıştık. Ancak mahallemiz yeniden saldırıya uğrayınca korku ve acıları tekrar yaşamaya başladık."
Yoğun bombardıman ve çatışmalar nedeniyle yeniden göç etmek zorunda kaldıklarını belirten Sabah Musa El-Nahhas, "Diğer göçmen ailelerle birlikte önce Rakka'ya, ardından Kobanê'ye geldik" diyor.
'Kültürümüzü koruyor, torunlarımıza öğretiyoruz'
Kobanê'yi neden tercih ettiklerini ise şöyle anlatıyor:
"Kobanê'de insanlar bir ölçüde güvenlik ve istikrar içinde yaşıyor. Bu yüzden daha sakin bir yaşam umuduyla buraya geldik. Her ne kadar göçmen olarak evsiz ve kalıcı bir barınağımız olmadan yaşasak da burada kendimizi huzurlu hissediyoruz. Ben ve ailem şu anda bir tavuk çiftliğinde çalışıyor, ihtiyaçlarımızı karşılayıp yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz."
Çerkes halkının uzun yıllar boyunca katliam, sürgün ve soykırımlarla karşı karşıya kalmasına rağmen Sabah Musa El-Nahhas kültürel ve ulusal kimliğine bağlı kalmayı sürdürüyor. Dilini çocuklarına aktarıyor, torunlarına öğreterek yaşatmaya çalışıyor.
"İnsan Arap, Kürt ya da Çerkes olsun; kökenini, dilini, kültürünü ve tarihini unutamaz. Dil her toplumun ve her insanın kimliğidir” diyen Sabah Musa El-Nahhas, şöyle konuşuyor:
“Halkların hafızasını yaşatan bağdır. Bu yüzden tarih boyunca yaşadığımız tüm katliam ve korkulara rağmen ailemle birlikte Çerkesçeyi konuşmaya devam ediyor, kültürümüzü koruyor ve torunlarımıza öğretiyoruz ki yok olmasın."
Sabah Musa El-Nahhas sözlerini şöyle tamamlıyor:
"Nasıl koşullar altında yaşarsak yaşayalım, gelecekte hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Çerkes kültürümüzü son nefesimize kadar korumaya ve yaşatmaya devam edeceğiz."