Irak kadınlar için güvenli bir ülke mi?

Irak'ta kadınların güvenliği konusu, hak bilincinin artmasına rağmen aile içi şiddet ve tacizin sürmesi nedeniyle hâlâ önemli sorunlarla karşı karşıya. Kadınlar, yasal ve toplumsal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini talep ediyor.

TEMENNÎ EL-SERWÎ

Bağdat - Irak'ta kadın güvenliği artık yalnızca suç oranları ya da ülkedeki genel güvenlik durumuyla değerlendirilmiyor. Kadınların özgürce hareket edebilmesi ve şiddet ya da tacize maruz kaldığında adalete erişebilmesi de güvenliğin temel ölçütleri arasında yer alıyor. Son yıllarda kadınların korunması konusunda önemli ilerlemeler kaydedildiğini savunanlarla, kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğunu düşünenler arasında görüş ayrılıkları sürerken, sıkça sorulan şu soru da gündemdeki yerini koruyor: Irak kadınlar için güvenli bir ülke haline geldi mi?

'Farkındalık arttı, kadınlar sessizliği daha cesur biçimde bozuyor'

Doktor İsra Davudi, Iraklı kadınların son yıllarda haklarını savunma ve talep etme konusunda önemli ilerleme kaydettiğini, güvenlik alanındaki iyileşmenin toplumsal bilinç düzeyindeki artışla paralel ilerlediğini düşünüyor.

İsra Davudi, kadınların artık geçmişte olduğu gibi maruz kaldıkları ihlalleri dile getirmekten çekinmediğini, şikâyette bulunma ve faillerin yargılanmasını talep etme konusunda daha cesur davrandığını belirterek bunun hukuki ve toplumsal farkındalığın geliştiğinin göstergesi olduğunu ifade ediyor.

Tacizin yalnızca Irak'a özgü bir sorun olmadığını, dünyanın birçok ülkesinde görüldüğünü belirten İsra Davudi, bugün kadınların başvurabileceği yasal mekanizmaların bulunduğunu ve güvenlik güçlerinin ihbarlara daha hızlı müdahale ederek şüphelileri yasa çerçevesinde takip ettiğini söylüyor.

Dijital medya platformlarının da uzun yıllar gizli kalan birçok olayın ortaya çıkmasını sağladığını belirten İsra Davudi, bazı vakaların kamuoyunun gündemine taşınmasının ilgili kurumları daha hızlı harekete geçirdiğini ifade ediyor.

Yasanın uygulanmasının kadınların güvenlik duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan İsra Davudi, tüm kadınlara maruz kaldıkları hiçbir ihlali sessizce geçiştirmemeleri çağrısında bulunarak, suçun bildirilmesinin yalnızca mağduru değil, tüm toplumu koruduğunu dile getiriyor.

Ev içi şiddet

Doktor Gufran Davudi ise güvenlik hissinin her kadın için aynı olmadığını, bunun yaşadığı çevre ve ailesinden gördüğü destekle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Kadınların geçmişte ülkedeki güvenlik sorunları nedeniyle sokağa çıkmaya korktuğu dönemleri hatırlatan Gufran Davudi, kendisinin de bir dönem güvenliği için başörtüsü takmak zorunda kaldığını, o yıllarda kadınların hedef alındığı birçok saldırının yaşandığını söylüyor.

Mesleği gereği sürekli aile içi şiddete maruz kalan kadınlarla karşılaştığını ifade eden Gufran Davudi, bazı kadınların eşleri veya aile bireyleri tarafından darbedildiğini, hatta şiddet sonucu düşük yaptıktan sonra sağlık kuruluşlarına getirildiğini aktarıyor.

Şiddet gören birçok kadının güvenli sığınacak bir yerinin olmaması ya da ekonomik olarak eşine bağımlı olması nedeniyle hukuki yollara başvurmadığını belirten Gufran Davudi, bunun kadınları yeniden aynı şiddet ortamına dönmeye zorladığını ifade ediyor.

Tacizin hâlâ ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Gufran Davudi, sessizliği bozmanın ve hukuki süreç başlatmanın bu olguyla mücadelede ilk adım olduğunu vurguluyor.

'Yasa tek başına yeterli değil'

Doktor Lübna Zari, kadınların korunmasının yalnızca yasalarla sağlanamayacağını, bunun için kadın haklarına saygı duyan toplumsal bir kültürün de gerekli olduğunu belirtiyor.

Mevcut hukuk sisteminin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Lübna Zari, yasalardaki boşlukların kadınların korunmasını doğrudan olumsuz etkilediğini ifade ediyor.

Toplumun kadınlara bakışının bölgeden bölgeye değiştiğini dile getiren Lübna Zari, bazı çevrelerin kadın-erkek eşitliğini benimsediğini, buna karşılık bazı kesimlerde kadınlara yönelik ayrımcı anlayışın ailede, iş yaşamında ve toplum içinde etkisini sürdürdüğünü belirtiyor.

 

Tacizin yalnızca fiziksel olmadığını, sözlü ve psikolojik boyutlarının da bulunduğunu vurgulayan Lübna Zari, yaş ya da görünüm fark etmeksizin her kadının bu tür ihlallere maruz kalabileceğini söylüyor.

 

Ailenin desteğinin kadınların haklarını arayabilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Lübna Zari, uzun süren yargı süreçleri nedeniyle birçok kadının davadan vazgeçtiğini, aile desteğinin olmamasının ise mağdurların haklarını kaybetmesine ve yaşadıkları mağduriyetin devam etmesine neden olduğunu dile getiriyor.

 

'Irak'ı kadınlar açısından güvenli bir ülke olarak tanımlamak mümkün değil'

 

Kadın hakları savunucusu Nesrin, Irak'ın kadınlar için tamamen güvenli bir ülke olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, genel güvenlik ortamındaki iyileşmenin kadınların gerçek anlamda güvende olduğu anlamına gelmediğini söylüyor.

 

Kadınların sahip olduğu özgürlük alanının kentten kente değiştiğini ifade eden Nesrin, bazı şehirlerde kadınların daha rahat hareket edebildiğini, buna karşılık başka kentlerde toplumsal baskıların kadınların bağımsızlığını sınırlandırmaya devam ettiğini dile getiriyor.

Kadınların korunması için daha güçlü yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Nesrin, 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Yasası'nın kadınlara sonraki bazı düzenlemelere kıyasla daha güçlü hukuki güvenceler sağladığını ifade ediyor.

 

Caferi Kişisel Statü Yasası taslağını da eleştiren Nesrin, söz konusu düzenlemenin nafaka, velayet ve bazı mali haklar ile çocuk yaşta evlilik konusunda kadın haklarını olumsuz etkilediğini savunuyor.

Çocuk yaşta evliliklere kesin olarak karşı olduğunu belirten Nesrin, bir çocuğun böyle hayati bir karar verecek olgunluğa sahip olmadığını, hazırlanacak her yasal düzenlemenin çocukların korunmasını öncelik haline getirmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu tanıklıklar, Irak'ta kadınların yaşadığı gerçekliğin tek bir yanıtla açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Güvenlik koşullarındaki iyileşme ve kadınların hak bilincindeki artış dikkat çekerken, aile içi şiddet, taciz ve bazı durumlarda yasal ve toplumsal korumanın yetersiz kalması önemli sorunlar olarak varlığını sürdürüyor.

Bu iki gerçeklik arasında kadınlar için gerçek güvenliğin sağlanması ise yalnızca yasaların geliştirilmesi ve etkin biçimde uygulanmasıyla sınırlı değil. Toplumsal kültürün dönüşmesi, kadın sığınma merkezlerinin yaygınlaştırılması ve kadınlara yönelik psikolojik ile hukuki destek mekanizmalarının güçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Böylece güvenlik, yaşadığı yere ya da koşullarına göre değişen bir ayrıcalık değil, her kadın için güvence altına alınmış temel bir hak haline gelebilir.