Gazze'de açlık, hastalık ve savaş arasında sıkışan hayatlar
Gazze’deki bir çöp depolama alanının yakınında, harap bir çadırda yaşayan İbtisam Gıbın ile annesi Emine Gıbın, savaşın gölgesinde açlık, hastalık ve yoksullukla mücadele ediyor.
NAGHAM KARAJEH
Gazze – Gazze'de savaşın yol açtığı insani kriz her geçen gün daha da derinleşirken, binlerce kişi temel yaşam koşullarından yoksun şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Kentin batısındaki bir çöp depolama alanının yakınında kurulan derme çatma bir çadırda yaşayan İbtisam Gıbın (40) ve annesi Emine Gıbın(90) da bu ağır tablonun içerisinde yaşamak için mücadele ediyor. Ailelerini, evlerini ve geçim kaynaklarını kaybeden anne-kız, açlık, hastalık ve yoksullukla çevrili bir ortamda kalıyor.
Aylar önce kurulan küçük ve yıpranmış çadır, bugün onların tek yaşam alanı haline geldi. Herhangi bir gelirleri bulunmayan ve kendilerine destek olabilecek yakınları da kalmayan anne-kız, savaşın yarattığı ağır koşullar altında günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Açlık ve hastalık arasında geçen günler

Çadırının önünde oturan İbtisam Gıbın, çevresini saran çöp yığınlarına bakarken hasta annesini de gözünden ayırmıyor. Yardım aramak için dışarı çıktığında annesinin başına bir şey gelmesinden endişe ettiğini söyleyen İbtisam Gıbın, yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle anlatıyor:
“Annemle yalnız kaldık. Bize destek olan herkesi kaybettik. Ne yiyecek alacak paramız var ne su ne de ilaç. Her sabah uyandığımızda günü nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz.”
İbtisam Gıbın, gıda yardımlarına ulaşmanın da giderek zorlaştığını belirtiyor. Yardım dağıtım noktalarında ya da aşevlerinin önünde saatlerce beklemek zorunda kaldığını dile getiren İbtisam Gıbın, hasta annesini çadırda yalnız bırakmaktan çekindiğini ifade ediyor ve şöyle devam ediyor:
“Yemek aramak için dışarı çıktığımda aklım sürekli annemde oluyor. Yanında kalırsam aç kalıyoruz, gidersem onu yalnız bırakıyorum. Çoğu zaman saatlerce bekledikten sonra elim boş dönüyorum. Eve gelip ağladığım günler çok oldu.”
İbtisam Gıbın, annesine yemek bulamadığı anların hayatındaki en ağır anlar olduğunu söylüyor:
“Annem bana yiyecek bulup bulamadığımı sorduğunda kendimi çok çaresiz hissediyorum. Onu açlıktan ve hastalıktan koruyamamak beni kahrediyor. Bazen sofraya koyacak hiçbir şey bulamıyorum. Bu durum insanın onurunu ve dayanma gücünü zorluyor.”
Yaşlı bir kadının bitmeyen acıları

90 yaşındaki Emine Gıbın ise çadırın çevresindeki sağlıksız koşullar nedeniyle giderek kötüleşen sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Böcek ve kemirgenlerin yoğunluğu nedeniyle çeşitli cilt hastalıklarına yakalandığını, baş bölgesinde zona (herpes zoster) geliştiğini ve sürekli enfeksiyonlarla uğraştığını anlatıyor.
Basit birkaç eşya ve battaniyenin bulunduğu çadırda yaşamını sürdüren Emine Gıbın, yaşadıklarını şu sözlerle dile getiriyor:
“Böcekler gece gündüz peşimizi bırakmıyor. Isırıklarıyla uyanıyor, korkuyla uyuyoruz. Ağrılı cilt hastalıklarına yakalandım ama tedavi olamıyorum. Basit bir ağrı kesiciye ulaşmak bile çok zor.”
Çevrenin tamamen kirli olduğunu söyleyen yaşlı kadın, temiz suya erişimin de büyük bir sorun haline geldiğini belirtiyor.
Emine Gıbın, “Etrafımızdaki her şey kirli. Hava kirli, yaşadığımız yer kirli. Bulduğumuz su ya yetersiz oluyor ya da yeterince temiz değil. Hastalıklarım her geçen gün artıyor ama yardım edecek kimse yok” diyor.
‘Bu, yaşadığım en büyük felaket’
Emine Gıbın’ın acıları yalnızca hastalık ve yerinden edilmekle sınırlı değil. 1948’deki Nekbe’yi çocuk yaşta yaşayan ve hayatının büyük bölümünü mülteci olarak geçiren yaşlı kadın, bugün Gazze’de yaşananların geçmişte gördüklerinden çok daha ağır olduğunu düşünüyor ve şunları söylüyor:
“İlk Nekbe’yi yaşadım, halkımızın sürgün edilmesine ve evlerinden koparılmasına tanık oldum. Ama bugün yaşananlar hepsinden daha ağır. Bu gerçek anlamda büyük felaket. Daha önce böylesine bir yıkım, açlık, korku ve kayıp görmedik. İnsanlar sadece evlerini değil, hayatlarını ve geleceklerini de kaybediyor.”
O günlerde insanların tüm zorluklara rağmen umutlarını koruduklarını söyleyen Emine Gıbın, bugün ise temel ihtiyaçların bile karşılanamadığını ifade ederek, “O zamanlar geri dönüş umuduyla yaşıyorduk. Bugün ise insanlar yalnızca su, yemek ve ilaç bulmaya çalışıyor. Çocukların ve yaşlıların içinde bulunduğu durum tarif edilemez” değerlendirmesinde bulunuyor.
Savaş, yoksulluk ve çöken hizmetler arasında
Akşam çökerken İbtisam Gıbın, yiyecek arayışıyla geçirdiği bir günün ardından yeniden çadırına dönüyor. Anne ve kız, karanlığın ortasında yan yana otururken etraflarında dolaşan böcekler ve yükselen çöp kokusu yaşamlarını kuşatmaya devam ediyor.
Her gün hayatta kalmak için mücadele eden anne-kızın en büyük hayali ise son derece mütevazı: Bir gün yetecek kadar yiyecek ve çöplerin, hastalıkların ve korkunun olmadığı güvenli bir barınak.
İbtisam ve Emine Gıbın’ın hikayesi, Gazze’deki binlerce yerinden edilmiş ailenin yaşadığı insani krizin yalnızca bir örneğini oluşturuyor. Savaşın yol açtığı yıkım, yoksulluk ve zorunlu göç; temel hizmetlerin çökmesiyle birleşerek yaşam koşullarını daha da ağırlaştırıyor.
Acil ihtiyaçlar için kurulan düzensiz kamplar, temel sağlık ve hijyen standartlarından yoksun durumda. Biriken atıklar ve yetersiz kanalizasyon sistemleri ise özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için salgın hastalık riskini artırıyor.