Yusra ve iki torunu İsrail hapishanelerinde yaşadıkları ihlalleri anlattı
İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’den göç ederken gözaltına alınan Yusra Abu al-Khair ve iki torununun anlatımları, Filistinli kadın tutukluların karşı karşıya kaldığı psikolojik ve fiziksel işkenceyi gözler önüne seriyor.
NAGHAM KARAJEH
Gazze – İsrail saldırıları nedeniyle Gazze kentinin doğusundan göç etmek zorunda kalan 70 yaşındaki Yusra Abu al-Khair, torunları Sujoud ve Tuqa ile birlikte günler süren kuşatma, açlık ve korkunun ardından İsrail güçleri tarafından gözaltına alındı. Ailenin sığındığı yere baskın düzenleyen İsrail askerleri, Yusra Abu al-Khair’in eşini gözleri önünde öldürdü, ardından üç kadını tutukladı. Yusra Abu al-Khair ve torunlarının üç ay boyunca yaşadıkları, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın tutukluların maruz kaldığı ihlallerden biri olarak öne çıkıyor.
Yusra Abu al-Khair ve iki torununun aktardıklarına göre, gözaltına alındıkları andan itibaren psikolojik ve fiziksel işkenceye maruz kaldılar. Saatlerce gözleri bağlı şekilde İsrail’e ait bir gözaltı kampına götürülen üç kadın, burada darp edildi, çıplak aramaya maruz bırakıldı ve sürekli ölümle tehdit edildi. Üç kadın ayrıca, en temel insani ihtiyaçların dahi karşılanmadığı ağır gözaltı koşullarında tutuldu.
Her aşamada insanlık dışı muamele
Aylar süren gözaltı ve yetersiz beslenmenin ardından bastonuna güçlükle yaslanarak konuşan Yusra Abu al-Khair, “Yaşlılığıma hiç acımadılar. Zar zor yürüyebilen yaşlı bir kadın olduğumu düşünmediler. Bizi şiddetle itiyor, sanki insan değilmişiz gibi yüzümüze bağırıyorlardı” dedi.
İsrail askerlerinin baskın sırasında iki torununu gözaltına almak istediğini anlatan Yusra Abu al-Khair, “Ben de karşı çıkarak onlarla birlikte gitmekte ısrar ettim. Askerlere, ‘Onları yalnız bırakmayacağım. Ya hepimiz gideriz ya da hepimiz kalırız’ dedim. Gözaltında baskı ve hakaretlere maruz kaldık. Gözaltında geçirdiğimiz son gün bize tozlu battaniyeler verdiler, neredeyse boğuluyorduk, ama soğuktan korunmak için başka seçeneğimiz yoktu" diye belirtti.
Yusra Abu al-Khair’in 20 yaşındaki torunu Sujoud Abu al-Khair, yaşadıkları süreçte en ağır olanın yalnızca fiziksel şiddet değil, sürekli maruz kaldıkları psikolojik baskı olduğunu söyledi. Sujoud Abu al-Khair, “Saatlerce gözlerimizi bağladılar. Yol boyunca çığlıklar, hakaretler duyduk ve hem bizi hem de birlikte tutuklanan kişileri sürekli dövdüler. Bir sorguda bana kardeşim Tuqa’nın idam edildiğini söylediler. O an ruhumun bedenimden çıktığını hissettim. Günler sonra onun aynı hapishanede tutulduğunu öğrendim. Bizi psikolojik olarak çökertmek için yalan ve tehdit kullanıyorlardı” dedi.
‘Sağlık durumlarını kötüleştiren uyuşturucu ilaçlar veriliyordu’
Sujoud Abu al-Khair, askerlerin kadın tutukluları sürekli ölümle tehdit ettiğini, bazı sorgu görevlilerinin ise tutuklular arasında korku ve psikolojik çöküş yaratmak amacıyla Filistinli kadın tutukluların tecavüze uğradığına dair kasıtlı söylentiler yaydığını söyledi. Sujoud Abu al-Khair ayrıca, İsrail güçlerinin sağlık sorunu yaşayan bazı kadın tutuklulara sağlık durumlarını kötüleştiren uyuşturucu ilaçlar verdiğini belirterek, “İlaç verilen tutuklularda bilinç kaybı, şaşkınlık ve dengesizlik gibi belirtiler görüyorduk. Hastalıkları korkunç bir şekilde istismar ediliyordu” sözlerine dikkat çekti.
‘Döneceğimi ve unutacağımı sanıyordum ama hapishane içimde kaldı’
Yusra Abu al-Khair’in 17 yaşındaki torunu Tuqa Abu al-Khair ise, hapishanede yaşadıklarının kendisini tamamen güvenlik duygusundan mahrum bıraktığını ve serbest bırakıldıktan sonra bile her gece korkuyla uyandığını söyledi. Tuqa Abu al-Khair, “Üç ayın bir insanda böyle bir yara bırakabileceğini bilmiyordum. Döneceğimi ve unutacağımı sanıyordum ama hapishane içimde kaldı” dedi.
‘Okulda olmalıydım, korku ve hakaretlerle dolu bir hücrede değil’
Tuqa Abu al-Khair, hayatının en korkunç gecesini anlatarak gece yarısı askerlerin büyükannesi ve kız kardeşiyle birlikte uyudukları sırada baskın yaptığını söyledi. Tuqa Abu al-Khair, askerlerin izinsiz şekilde odaya girdiğini ve mahremiyetlerine saygı göstermeden başörtülerini zorla çıkardıklarını belirtti. Tuqa Abu al-Khair, “Askerlerin aniden içeri girmesiyle uyandık. Ne olduğunu anlamadık. Aşağılanmış ve dehşete düşmüştük. Okulda olmalıydım, korku ve hakaretlerle dolu bir hücrede değil" diye belirtti.
Üç kadının ifadelerine göre, İsrail güçleri sorgulama ve kötü muamele sırasında yaşlı ve genç kadınlar arasında hiçbir ayrım yapmadı. Sözlü hakaretler ve aşağılayıcı dilin, kadın tutukluların günlük muamelelerinin sürekli bir parçası olduğu belirtildi. Ayrıca dondurucu soğuk, yetersiz beslenme ve yetersiz tıbbi bakım gibi koşullardan da ciddi şekilde etkilendikleri ifade edildi. Yusra Abu al-Khair ve torunlarının hikayesi, Filistinli kadın tutukluların İsrail hapishanelerinde karşılaştığı tabloya dair tanıklıklardan biri olarak öne çıkarken, bu durum insan hakları raporlarına da yansıyor.
Şiddetin her türlüsü uygulanıyor
Filistinli mahkum hakları örgütlerine göre, 2026 yılında İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın tutuklu sayısı, idari tutuklular, çocuklar ve hasta tutuklularda dahil olmak üzere yaklaşık 86’ya ulaştı. Bazı raporlar ise bu sayının son aylarda yaklaşık 90’a yükseldiğini ve kadın tutukluların açlık, çıplak arama, tıbbi tedaviden mahrum bırakma ve sürekli psikolojik şiddet gibi uygulamalara maruz bırakıldığını belirtiyor.
Filistinli insan hakları örgütleri ayrıca Damon Hapishanesi’ndeki kadın tutukluların büyük bölümünün ağır koşullar altında tutulduğunu, özellikle Gazze savaşının başlamasından bu yana hücre hapsi, tıbbi ihmal ve kötü muamele vakalarının arttığını ve tutuklulara yönelik psikolojik yıldırma taktiklerinin yaygınlaştığını doğruladı.