‘Savaşın yükünü taşıyan Gazzeli kadınlar karar süreçlerinde de söz sahibi olmalı’

Kadın Çalışmaları Birliği Sorumlusu Arîc El-Eşkar, Gazze’de savaşın kadınları aile ve toplumun yükünü taşımaya zorladığını belirterek, kadınların siyasi karar süreçlerinde söz sahibi olması gerektiğini kaydetti.

NAGHAM KARAJEH

Filistin - Filistinli kadınlar, Gazze Şeridi'nde üç yıldır devam eden savaşta yerinden edilme, ev ve gelir kaynaklarının kaybı, aile geçimini sağlama ve çocukların bakımını üstlenme gibi ağır sorumluluklarla karşı karşıya kaldı. Güvenlik ve istikrarın temel unsurlarının ortadan kalktığı koşullarda hayatı yeniden kurmaya çalışan kadınların aile ve yerel topluluklar içindeki sorumlulukları genişlerken, karar alma mekanizmalarındaki temsilleri aynı ölçüde artmadı.

Gazze'de yaklaşık 1 milyon kadın ve kız çocuğu yerinden edildi

Rakamlar, savaşın kadınların yaşamında yarattığı dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de yaklaşık 1 milyon kadın ve kız çocuğu yerinden edildi. Savaşın ilk aşamalarında yerinden edilenlerin toplam sayısı yaklaşık 1,9 milyona ulaşırken bu sayı, Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 85'ine karşılık geldi. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi'nin verilerine göre, savaş öncesinde Gazze'de yaklaşık 1,1 milyon kadın bulunuyordu. Buna göre yaklaşık her 10 kadın ve kız çocuğundan 9'u yerinden edilmeye maruz kaldı. Çok sayıda kadın ise savaş boyunca birden fazla kez yer değiştirmek zorunda kaldı.

Yerinden edilme, kadınlar açısından yalnızca bir bölgeden diğerine geçiş anlamına gelmedi; evin, mahremiyetin ve gelir kaynaklarının kaybedilmesi, çadırlar, barınma merkezleri ve kalabalık bölgeler arasında sürekli hareket etmek ve temel hizmetlere erişimin azalmasıyla ağır bir deneyime dönüştü.

‘Krizle mücadelede de temel bir aktöre dönüştü’

Kadın Çalışmaları Birliği Sorumlusu Arîc El-Eşkar, İsrail saldırılarının Gazze'deki kadınlar üzerindeki etkilerini ajansımıza değerlendirdi.

Filistinli kadınların savaş boyunca ailelerinin yükünü büyük ölçüde üstlendiğini belirten Arîc El-Eşkar, kadınların kayıp, yerinden edilme ve açlık koşullarında ailelerinin bakımını sürdürdüğünü söyledi. Kadınların aynı zamanda aile geçimini sağlamak, eşlerine destek olmak ve çocuklarını korumak zorunda kaldığını ifade eden Arîc el-Eşkar, “Kadınlar yalnızca krizin mağduru değil, krizle mücadelede de temel bir aktöre dönüştü. Evlerin ve mülklerin yıkılmasının ardından hayatın mümkün olan ayrıntılarını yeniden kurmak zorunda kaldılar” dedi.

Gazze'deki kadınların art arda gelen krizlerin yükünü daha ağır taşıdığını kaydeden Arîc El-Eşkar, bu yükün savaş koşullarında günlük yaşamın en temel ihtiyaçlarına ulaşma çabasına da yansıdığını belirtti. Kadınların yardım alabilmek ve barınma koşullarını iyileştirebilmek için uzun süre mücadele ettiğini aktaran Arîc El-Eşkar, “Saatlerce yardım kuyruklarında bekliyor, ardından kendisini soğuktan ve sıcaktan korumayan bir çadırı onarmaya dönüyor. Günlük ekmek parasını karşılamaya yetmeyen ücretlerle dikiş ve ev tarımı yapıyor. Ayrıca sağlık hizmetlerinin yokluğu ve barınma merkezlerinde mahremiyetin bulunmaması nedeniyle psikolojik ve ekonomik baskılarla karşı karşıya kalıyor” sözlerine dikkat çekti.

Arîc El-Eşkar, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi'nin Kasım 2025'te Gazze'de 57 binden fazla kadının ailelerinin geçimini tek başına üstlendiğini bildirdiğini aktardı. Arîc El-Eşkar, Gazze'de kadınların istihdam edildiği işlerin yüzde 95'inin kapandığını ve yaklaşık 690 bin kadın ve kız çocuğunun kalabalık barınma merkezlerinde yaşadığını kaydetti.

Kadının günlük hayatta üstlendiği rol siyasi hayata katılımına aynı ölçüde yansımadı

Kadınların ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için ekmek hazırlamaktan tezgahlarda satış yapmaya kadar yeni çalışma biçimlerine yöneldiğini ifade eden Arîc El-Eşkar, sözlerine şöyle devam etti:

“Kadının ekmek pişirmek için ocağın başında durduğunu, elinde bulunanı satmak için tezgah açtığını gördük. Sadece ailesinin geçimini sağlayabilmek için bunu yaptı. Kadın, güvenli yaşamın, mahremiyetin ve onurun artık eskisi gibi mümkün olmadığı koşullarda evin sorumluluğunu üstlendi. Ancak kadının günlük hayatı yönetmede üstlendiği rolün genişlemesi, siyasi hayata katılımına aynı ölçüde yansımadı. Filistinli kadın savaşın birçok boyutundan daha fazla zarar görmesine rağmen bu durum karar alma mekanizmalarındaki varlığına yansımadı. Özellikle müzakerelerde, uzlaşma süreçlerinde ve Filistin'deki durumun geleceğini görüşmek üzere oluşturulan komitelerde kadının bu alanlarda açık bir şekilde yokluğu görüldü.

Oysa savaş sırasında kadınların ihtiyaçlarını ve deneyimlerini aktarabilecek en uygun kişi kadınlardı. Bu siyasi boşluk kendiliğinden ortaya çıkmadı. Savaştan önce de Filistinli kadınların yerel yönetimlerdeki katılımı sınırlıydı. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi verilerine göre kadınlar, Batı Şeria'da 2021 yılında yapılan seçimlerin sonuçlarına göre yerel yönetim organlarındaki seçilmiş sandalyelerin yaklaşık yüzde 21,8'ini oluşturdu. Kadın daha önce ataerkil ve otoriter toplumun engelleriyle karşı karşıyaydı. Ardından savaş yeni yükler ekledi ve siyasi katılıma giden yolu daha da zorlaştırdı.

Öte yandan savaş, kadınların son derece ağır koşullarda toplumsal müdahaleyi örgütleme kapasitesini de ortaya koydu. UN Women, kadınların insani müdahale ve toplumsal çalışmalarda ön saflarda yer aldığını, bakım sağlayıcıları, ailelerin sorumluluğunu üstlenen kişiler ve kendi toplumlarında liderler olarak öne çıktığını doğruladı. Örgüt, Filistin'deki müdahalesi kapsamında Filistinli kadınların farklı düzeylerde siyasi karar alma süreçlerini fiilen etkileme kapasitesini desteklemeye yönelik bir başlık da oluşturdu. Ancak toplumsal rolün tanınması, politika oluşturan kurumlarda gerçek bir temsile dönüşmediği sürece yeterli değil. Filistinli kadın siyasi katılım hakkını unutmadı ve kendi kaderini ve ülkesinin geleceğini belirleme hakkından vazgeçmedi. Kadınların karar alma mekanizmalarına ulaşmasını teşvik etmek için hala çalışıyor. Böylece kadınların ihtiyaçlarını ve yaşadıkları sıkıntıları politikaların yapıldığı yere aktarabilirler.”

‘50'den fazla barış sürecine katılanların yüzde 9,6'sını kadınlar oluşturdu’

Bu konunun savaş sonrası dönemde daha büyük önem taşıdığını belirten Arîc El-Eşkar, yeniden yapılanma, dönüş, barınma, sosyal koruma, çalışma, sağlık, eğitim ve şiddetten korunmayla ilgili kararların kadınların hayatını doğrudan etkileyeceğini söyledi. Kadınların bu kararların şekillendirilmesinden dışlanmasının, toplumun savaş sırasında yaşadığı deneyimin temel bir bölümünün politika masasına ulaşmaması anlamına gelebileceğini ifade eden Arîc El-Eşkar, siyasi katılım ihtiyacının yalnızca Filistin'in iç meseleleriyle sınırlı olmadığını kaydetti.

Arîc El-Eşkar, “Barış ve güvenlik konularındaki uluslararası deneyim, kadınların müzakere süreçlerindeki temsilinin hala düşük olduğunu ortaya koyuyor. 2023 yılında dünya genelinde 50'den fazla barış sürecine katılanların yalnızca yüzde 9,6'sını kadınlar oluşturdu. UN Women ise kadınların barış süreçlerinden dışlanmasının çoğu zaman ihtiyaçlarının ve endişelerinin barış anlaşmaları ile toparlanma planlarında göz ardı edilmesine yol açtığını belirtiyor” diye belirtti.

Gelecekteki herhangi bir siyasi sürecin kadınların kendi ihtiyaçlarından başlaması gerektiğine dikkat çeken Arîc El-Eşkar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Bunların başında güvenlik, barınma, mahremiyet, sosyal ve ekonomik koruma ile kadınların seslerinin karar alma mekanizmalarına ulaşması geliyor. Filistinli kadının güvenli bir ortama ve onurunu koruyan bir hayata ihtiyacı var. Davalarını karar alıcılara aktaracak kişilere ihtiyacı var. Kadınlar haklarını savunmak ve ihtiyaçlarının gelecekteki politika ve programların bir parçası olmasını güvence altına almak için siyasi kararın içinde olmalıydı. Kadınların katılımı sembolik bir temsile veya göstermelik bir varlığa dönüşmemeli. Bunun yerine kurumlarda, partilerde, siyasi komitelerde, uzlaşma süreçlerinde ve toplumun yeniden inşasında etkili bir katılıma dönüşmesi gerekiyor. Kadının toplumun yükünü taşıması önemli, ancak sorumlulukların paylaşılması ve kararların şekillendirilmesi aşamasında da sürecin içinde olması gerekiyor. En zor koşullarda ailenin yükünü taşıyan kadın, kendi geleceğinin ve toplumunun geleceğinin belirlenmesinde ortak olmalı.”