Êzidî kadınlar soykırım hafızasını hatırlatıyor ve yeni bir felakete karşı uyarıyor
Bölgedeki güvenlik dengelerinin değişmesi, artan siyasi ve askeri tehditler, Êzidî kadınlar arasında 2014’te yaşanan katliam, esaret ve zorunlu göç sürecinin yeniden yaşanabileceğine dair derin kaygılara yol açıyor.
ESMA MUHAMMED
Qamişlo- Türk devletinin Şengal ve Rojava’ya dönük saldırı tehditlerine karşı bölge, tarihinin hassas bir döneminden geçiyor. IŞİD’in 2014 yılında yaptığı katliamlar ve zorunlu göç halkın hala hafızalarında. Bu süreç yalnızca fiziksel yıkım yaratmadı; toplumsal ve psikolojik güvenlik duygusunu da derinden sarstı. Bu nedenle her yeni siyasi gelişme ya da askeri hareketlilik, halkta doğrudan tehdit algısı yaratıyor.
Soykırım hafızası ve koruma rolü arasında
Kaçırma ve esaretin ilk hedefi olan Êzidî kadınlar, bugün direnişin ve dayanıklılığın sembolü haline gelmiş olsa da, kendilerini, çocuklarını ve toplumlarını koruma konusunda ciddi kaygılar taşıyor. Êzidî toplumu; askeri hareketlilikleri, siyasi açıklamaları yakından takip ediyor.
2014 hafızası hala canlı. O dönem toplumun kendini savunamaması ve güvenliğini yönetememesi, kadın ve çocukların doğrudan hedef haline gelmesinde belirleyici olmuştu. Bugün IŞİD’in yeniden ortaya çıkabileceğine dair işaretler ve Rojava ile Irak’ta artan gerilim, Êzidîler açısından tehdidin yalnızca bir ihtimal değil, somut bir risk olarak algılanmasına yol açıyor.
Artan tehditler eski korkuları canlandırıyor
Qamişlo’daki Êzidî Kadın Meclisi yönetiminden Suad Heso, son dönemde Şengal’e yönelik tehditlerin on yıl önce yaşanan felaketi yeniden hatırlattığını belirtti. Bölgedeki siyasi ve askeri açıklamaların, özellikle hala travma yaşayan kadınlar arasında ciddi kaygı yarattığını söyledi.
Suad Heso, bu açıklamaların kapanmamış yaraları yeniden açtığını ve tehditlerin hafife alınmasının yeniden ölüm, zorunlu göç ve kaçırılma riskini doğurabileceği endişesini güçlendirdiğini ifade etti.
Rojava’daki gerilim ve Irak’taki askeri hareketliliklerin genel bir istikrarsızlık ortamı yarattığını kaydeden Suad Heso, bunun IŞİD hücrelerinin yeniden canlanması ya da örgütün yeniden yapılanması için zemin oluşturabileceğine dair korkuları artırdığını söyledi.
Suriye geçici yönetiminin IŞİD mensuplarının bulunduğu cezaevlerini devralması ve binlerce bağlantılı ailenin nakledilmesine ilişkin tartışmaların da Şengal ve Mexmur’daki Êzidîler arasında endişelere yol açtığını belirten Suad Heso, güvenlikteki herhangi bir gevşemenin yeni bir şiddet dalgasını tetikleyebileceğini dile getirdi.
Yerel savunma güçleri varoluş güvencesi olarak görülüyor
Suad Heso, Êzidî toplumunun silah bırakmasının talep edilmesinin, devam eden tehditler karşısında halkta yeniden savunmasız bırakılma korkusu yarattığını söyledi. 2014’te güvenlik güçlerinin çekilmesiyle yaşanan çöküşün hala hafızalarda olduğunu hatırlattı.
Şengal halkının bölgenin özgürleştirilmesinin ardından kendi yerel savunma güçlerini oluşturduğunu belirten Suad Heso, bu güçlerin toplum için yalnızca askeri bir yapı değil, varoluş güvencesi anlamına geldiğini ifade etti. Şengalli savaşçılardan oluşan bu yapıların bölgeyi izleyerek sivilleri, özellikle kadın ve çocukları korumayı amaçladığını söyledi.
‘Varoluşumuzu korumakta kararlıyız’
Suad Heso, Êzidî toplumunun son yıllarda da çeşitli saldırılara maruz kaldığını ve varlığının hâlâ tehdit altında olduğunu düşündüğünü ifade ederek, “Êzidîler yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgesel istikrar için de önemli bir toplumsal bileşendir” dedi.
Uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine çağrıda bulunan Suad Heso, yeni tehditlerin önlenmesi ve geçmiş suçların faillerinin yargılanması gerektiğini söyledi. Suad Heso Êzidîlerin anayasal haklarının tanınması ve güvenliklerinin garanti altına alınmasının, radikal örgütlerin yeniden güç kazanmasını engelleyeceğini ifade etti.
Suad Heso, Êzidî kadınların yaşadıkları deneyimler sayesinde bugün daha örgütlü, daha bilinçli ve daha kararlı olduklarını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Şengal halkının toprağı olarak kalacaktır. Katliama rağmen ayakta kalan irade, yeni tehditlerle de baş edebilir. Ancak bunun için hem güvenliğin hem de adaletin sağlanması gerekir. Uluslararası ve yerel toplumun desteği, haklarımızın korunması ve kalıcı istikrar için hayati önemdedir.”