Berivan Bahçeci: Çerçeve yasa kadın perspektifiyle genişletilmeli
Berivan Bahçeci, Meclis'e sunulan çerçeve yasanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak kalıcı barışın sağlanabilmesi için kadın hakları, eşit temsil ve demokratik güvenceleri içerecek şekilde kadın perspektifiyle genişletilmesi gerektiğini söyledi.
EKİN STÊRK
Amed – DBP Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci, Meclis'e sunulan çerçeve yasanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak kadınların haklarını, eşit temsilini ve demokratik kazanımlarını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Kalıcı ve demokratik bir barışın kadınların sürece eşit katılımı ve taleplerinin yasal güvenceye kavuşmasıyla mümkün olacağını belirten Berivan Bahçeci, yasanın kadın perspektifiyle genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve Meclis Adalet Komisyonu'ndan geçen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifi, Genel Kurul görüşmeleri öncesinde tartışılmaya devam ediyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci, teklifin önemli bir başlangıç olduğunu ancak kadın hakları ve demokratik güvenceler açısından eksikler içerdiğini belirterek, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
*Meclis'e sunulan çerçeve yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu teklif, Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barış için gerçek bir başlangıç mı, yoksa eksik bırakılmış bir ilk adım mı?
Aslında yıllardır inkar edilen Kürt halkının ve Kürt sorununun bugün Meclis'te konuşuluyor olması, çözüm için bir adım atılması bizim açımızdan çok önemli. İnkar edilen, yok sayılan, iradesi her anlamda gasp edilen bir halkın meselesinin yine Meclis'te ele alınmasını çok değerli buluyoruz. Elbette eksikleri var ama buna rağmen kıymetli bir adımdır.
Bunu değerlendirirken, bu süreçte önemli bir rol ve misyon üstlenen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çabasını da ayrıca çok kıymetli buluyoruz. Önder Öcalan, 27 yıldır kalıcı bir barışın sağlanması, toplumun ve bütün halkların haklarının güvence altına alınması için kapsamlı bir çerçeve oluşturmaya çalışıyor. Biz de aylardır her platformda bir an önce somut adımların atılması ve bu yasanın Meclis'e gelmesi gerektiğini dile getirdik, bunun mücadelesini verdik. Bu nedenle atılan bu ilk adımı önemli ve değerli görüyoruz.
27 Şubat ve sonrası
Özellikle 27 Şubat'ta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yaptığı çağrıyla gelinen aşama çok kıymetlidir. Elbette eksikler var. Ancak bu eksikleri tartışarak, mücadele ederek ve müzakereyle giderebileceğimize, istediğimiz sonuca ulaşabileceğimize inanıyorum.
Önder Abdullah Öcalan, yürüttüğü her müzakerede ve heyetlerle yaptığı her görüşmede tarihsel önemde mesajlar verir. Güncel gelişmeleri tarihsel bir perspektifle değerlendirir. Son görüşmesinde de bu süreç için "Bin kilometrelik yolda bir adım" ifadesini kullandı. Bence bu söz, meselenin özünü anlatıyor.
Çünkü yüz yıllık bir inkar, imha ve asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kalan bir halktan söz ediyoruz. Kürtlerin yaşadığı bölgeler uzun yıllar boyunca yok sayıldı, toplum her anlamda özel savaş politikalarının hedefi haline getirildi. Böylesine inkar edilen bir halkın meselesi için bugün devletin bir yasal çerçeve oluşturmaya başlaması önemlidir. Aynı zamanda binlerce yıldır bu topraklarda mücadele eden kadınların da bu sürecin öznesi olduğunu görmezden gelmemek gerekir.
Bu nedenle atılan adımı önemli buluyoruz. Ancak bunun yeterli olmadığını da söylüyoruz. Eksiklerin, ortak mücadele ve demokratik müzakereyle tamamlanacağına inanıyoruz.
*Yasa teklifi daha çok silahsızlanma ve hukuki prosedürlere odaklanıyor. Sizce demokratikleşme, kadın hakları, yerel demokrasi ve eşit yurttaşlık gibi başlıklar bu yasanın neresinde durmalı?
Yani biz bu meseleyi sadece silahsızlanma üzerinden ele almıyoruz. Asıl önemli olan, silahın neden ortaya çıktığıdır. Hiç kimse eline silah alıp kendini savunmak istemez. İnsanları buna mecbur bırakan koşulları konuşmak gerekiyor. Kürt Özgürlük Hareketi de yıllardır yaptığı tüm açıklamalarda, konuşmalarda ve röportajlarda bunu dile getiriyor: "Silahı mecbur kaldığımız için aldık." Dolayısıyla mesele yalnızca silahların bırakılması olarak görülemez. Devlet ya da sistem buna sadece silahsızlanma perspektifiyle yaklaşıyorsa, bu eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. Biz bunu böyle değerlendirmiyoruz.
Bizim hedefimiz, silahların olmadığı demokratik bir toplumun inşa edilmesidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da yıllardır bunun mücadelesini yürütüyor. Bugün silahların neden ortadan kaldırılmasının konuşulduğunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Kürt halkının artık yasal güvencelere ihtiyacı var. İradesi yıllarca yok sayılmış bir halkın haklarını güvence altına alacak hukuki düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Silahsızlanma tek başına yeterli değil
Bu nedenle sadece silahların susması ya da bırakılması yeterli değildir. Asıl soru şu: Bu insanlar bundan sonra nasıl yaşayacak? Toplumla nasıl bütünleşecek, demokratik siyasetlerini nasıl yürütecek?
Yıllardır Avrupa'da yaşayanlar, cezaevlerinde bulunanlar, dağlarda mücadele edenler, başta kadınlar olmak üzere bu mücadelenin içinde yer alanlar, sürgüne gönderilenler ya da devletin ‘terörist’ olarak tanımladığı insanlar yok olmayacak. Toplumun bir parçası olarak yaşamaya devam edecekler. Bunun için elbette silahların susması gerekiyor ama bunun yanında güçlü bir yasal güvence de sağlanmalı.
Bu insanlar kendi kimlikleri, kültürleri ve düşünceleri için mücadele etti. Yüzyıllardır inkar edilen bir halkın iradesini yeniden görünür kılmak ve örgütlemek için bedel ödediler. Bu nedenle demokratik siyaset yapabilecekleri hukuki zeminin oluşturulması zorunludur. Dolayısıyla mesele sadece silahsızlanmayla sınırlı değildir; bundan sonraki sürecin de demokratik ve hukuki düzenlemelerle tamamlanması gerekir.
Bu bir ilk adım
Biz çerçeve yasayı değerlendirirken eksik bulduğumuz temel noktalardan biri, kadın mücadelesinin yeterince yer almamasıdır. Anadile, kültürel haklara ve kadınların kazanımlarına ilişkin düzenlemelerin bulunmaması da önemli eksikliklerdir.
Ancak Önder Abdullah Öcalan'ın da ifade ettiği gibi, bu bir ilk adımdır. İlk adım atıldıktan sonra mücadele devam edecek ve diğer demokratik kazanımlar da bu mücadeleyle elde edilecektir.
Bizim açımızdan temel eksikliklerden biri de kadınların anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmamasıdır. Kadınlar toplumsal yaşamın içinde özgürce yer almak, demokratik siyaset yapmak ve örgütlenmek istiyor. Bunun gerçekleşebilmesi için de haklarını güvence altına alan yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Bu nedenle çerçeve yasanın kadın perspektifiyle güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
*DBP, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın sürecin temel aktörlerinden biri olduğunu ve çalışma koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söylüyor. Siz, kalıcı bir çözüm için Abdullah Öcalan'ın süreçte nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Bu konuda hangi hukuki ve siyasi adımlar atılmalı?
Kadınlar açısından şunu söyleyebilirim: Tarih boyunca inkarın, savaşın ve çatışmaların yaşandığı her dönemde ilk hedef kadınların iradesi, bedeni ve düşüncesi olmuştur. Eğer bugün barış ve demokratik bir toplum inşa edilecekse, bunun ilk koşulu kadınların kendilerini güvence altına almasıdır. Kadın mücadelesinin büyümesi, kadınların kendi kimliği ve bilinciyle yeniden buluşması noktasında Önder Abdullah Öcalan'ın perspektifi belirleyici olmuştur. Kadınlar bu perspektifle kendilerini yeniden var etmişlerdir.
12 bin yıllık tarih
Bugün 12 bin yıllık bir tarihten söz ediyoruz. On iki bin yıldır kadınlar yok sayıldı; iradeleri siyasal, toplumsal ve yaşamın her alanında inkar edildi. Bu nedenle biz kadınlar açısından Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünü kendi özgürlüğümüzden ayrı görmüyoruz. Çıkarılan çerçeve yasada eksik bulduğumuz temel noktalardan biri de budur.
Kadınlar, özgür çalışma koşullarında Önder Abdullah Öcalan'la doğrudan tartışabilmeyi, fikir alışverişinde bulunabilmeyi ve kadın haklarını, demokrasiyi savunan kadınlarla birlikte süreci geliştirebilmeyi istiyor.
Bir yasa değil, bin yasa da çıksa…
Bu nedenle fiziki özgürlük talebinden asla vazgeçmeyeceğiz. Bir yasa değil, bin yasa da çıksa, eğer Önder Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünü kapsamıyorsa bunu eksik görürüz. Bu konuda mücadelemizi her alanda sürdürmeye devam edeceğiz.
Nitekim iki gün önce Tevgera Jinên Azad da bu konuda bir açıklama yaptı. Başta Barış Anneleri olmak üzere kadın mücadelesi içinde yer alan tüm kadın kurumları ve yapıları, Önder Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğü talebini bugüne kadar dile getirdi, bundan sonra da getirmeye devam edecek. Bu nedenle kadınlar olarak öncü rolümüzün gerektirdiği sorumluluğun farkındayız.
Genel olarak baktığımızda, çerçeve yasanın Meclis'te Adalet Komisyonu’ndan geçmiş olmasını önemli buluyoruz. Ancak eksik kalan yönlerin mücadeleyle tamamlanacağına inanıyoruz. DBP'nin, Kadın Meclisi'nin ve diğer siyasi partilerin kadın çalışmalarının temel hedeflerinden biri de bu olacaktır.
Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğü sağlanıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu sürecin başarıya ulaşması için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın baş müzakereci olarak rol üstlenmesi kadar, kadınların öncülüğünde Kürt siyasi hareketlerinin, demokrasi güçlerinin ve Kürt halkının dostu olan tüm kesimlerin ortak mücadele yürütmesi de büyük önem taşıyor. Toplumla bütünleşen, daha güçlü ve ortak bir mücadele hattı kurarak bu sürece sahip çıkmamız gerektiğine inanıyoruz.
*Dünyadaki barış süreçlerinde kadınların müzakere ve karar alma mekanizmalarındaki rolü belirleyici oldu. Türkiye'deki bu süreçte kadınlar yeterince özne olabiliyor mu? Çerçeve yasa kadınların rolünü güvence altına alıyor mu?
Mevcut haliyle bu yasa kadınların haklarını güvence altına almıyor. Ama genel olarak baktığımızda, bugün bu aşamaya gelinmiş olmasını da önemli görüyoruz. Yüzyıllardır inkar edilen bir halkın, özellikle de kadınların sesini yükseltmesi, mücadele etmesi ve bugün bu noktaya gelmesi büyük bir mücadelenin sonucudur. Bunu böyle değerlendirmek gerekiyor.
Bugün bu mesele Meclis'te konuşuluyorsa, medyanın gündemindeyse, televizyonlarda tartışılıyorsa ve Türkiye'nin gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldiyse, bunun arkasında uzun yıllara yayılan bir mücadele var. Aynı zamanda 27 Şubat'tan sonra başlayan sürecin yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası kamuoyunda da yankı bulduğunu görüyoruz. Bu nedenle bu süreci önemli buluyoruz.
Kürt halkının dostlarının ve farklı ülkelerdeki çevrelerin de bu süreci desteklemesini, doğru bir zeminde değerlendirmesini kıymetli görüyoruz. Önümüzdeki dönemde eksik kalan başlıkların tartışılarak ve ortak mücadeleyle tamamlanacağına inanıyoruz.
Ancak şunu da açıkça söylemek gerekir ki, mevcut kanun teklifi kadınların ve çocukların haklarını güvence altına almadığı sürece eksik kalacaktır. Bu da bizim açımızdan mücadele etmeye devam edeceğimiz temel başlıklardan biridir.
Kurulacak komisyonlarda kadınlar yer almalı
Önümüzdeki süreçte oluşturulacak kurul ve komisyonlarda kadınların mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Eşit temsil ilkesi doğrultusunda kadınların iradesi bu mekanizmalara doğrudan yansımalıdır. Demokratik ve toplumsal eşitliğin sağlanabilmesi için bu büyük önem taşıyor.
Bugün hala ciddi bir eşitsizlikle karşı karşıyayız. Kadın mücadelesi önemli bir ivme kazandı ancak bu kazanımların kalıcı hale gelmesi, yasal güvenceye kavuşmasıyla mümkün olacaktır. Bunun yolu da kadınların haklarını ve eşit temsilini güvence altına alan yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesinden geçiyor. Bu nedenle hedeflediğimiz demokratik kazanımları elde edebilmek için mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.
*Yasa Meclis'ten geçerse, bundan sonraki aşamada demokratik çözümün toplumsallaşması için hangi yasal ve siyasal adımların öncelikli olarak atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Bu yasa biliyorsunuz, MGK kararının ardından yürürlüğe girecek. Ancak asıl süreç o zaman başlayacak. Çünkü demokratik siyasetin gerçekten işletilebilmesi için sürgünde yaşayanların, cezaevinde bulunanların ve başta kadınlar olmak üzere tüm Kürt halkının özgürce siyaset yapabileceği bir zeminin oluşturulması gerekiyor. Asıl önemli olan da budur.
Bundan sonraki süreçte Kürt halkının eğitim hakkı, kendi kendini yönetme hakkı gibi temel talepleri var. Örneğin kayyum uygulamaları hala devam ediyor. Bu da demokratik siyasetin önündeki en önemli engellerden biri.
Son dönemde Devlet Bahçeli'nin kullandığı ifadeleri de önemsiyoruz. ‘Ahmetler görevine, Öcalan Umut Hakkı'na, Demirtaş evine’ yönündeki açıklamaları elbette dikkate değer. Ancak önemli olan bu söylemlerin pratiğe dönüşmesidir. Sözler hayata geçirilmediği sürece tek başına bir anlam ifade etmez. Bu nedenle mevcut tabloyu hala eksik görüyoruz. Önümüzdeki dönemde herkesin kendini güvende hissederek demokratik siyaset yapabilmesi temel hedef olmalıdır.
Devletin de değişmesi gerekiyor
Bugüne kadar kendi anayasasını, kendi yasalarını ve temel insan haklarını dahi ihlal eden bir devlet anlayışı vardı. Eğer gerçekten toplumla yeni bir bütünleşme hedefleniyorsa, önce devletin bu anlayışını değiştirmesi gerekiyor. Devlet zihniyetinin bu dönüşümü kabul etmesi ve buna uygun adımlar atması büyük önem taşıyor.
İnsanlar yıllarca büyük bedeller ödeyerek mücadele etti. Eğer bugün haklarını güvence altına alan bir hukuki zemin oluşmazsa, gelip demokratik siyaset yapmaları da mümkün olmaz. Bugüne kadar farklı mücadele yöntemlerinin tercih edilmesinin temel nedenlerinden biri de buydu.
Bu nedenle mevcut kanun teklifini yeterli bulmuyoruz ancak önemli bir adım olarak görüyoruz. Eksik kalan başlıkların ise mücadeleyle tamamlanacağına inanıyoruz. Bugün Kürt sorununun ilk kez Meclis'te demokratik bir zeminde, bir yasa çerçevesinde tartışılıyor olması başlı başına tarihi bir gelişmedir. Bu yönüyle süreci önemsiyor, ancak demokratikleşmenin bununla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyoruz.
* Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bu yasaların çıkması ve demokratikleşme sürecinin ilerlemesi için başta DBP olmak üzere tüm demokratik kurumların ve demokrasi güçlerinin bundan sonraki süreçte çok daha büyük bir sorumluluk üstleneceğine inanıyorum. Bizim de buna ilişkin planlamalarımız var.
Önümüzdeki dönemde temel hedeflerimizden biri, bu yasaya ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu paradigmaya karşı oluşturulmak istenen olumsuz dili etkisizleştirmek ve toplumsal desteği büyütmek olacak. Mücadelemizi bu doğrultuda sürdüreceğiz.
Halkımızın da bu sürece inanması gerektiğini düşünüyorum. Biz halkımıza güveniyoruz. Çünkü bugün gelinen nokta büyük bedeller ödenerek elde edildi. Bu nedenle halkımızın kendi iradesine, kendi önderine ve kendi haklarına sahip çıkacağına inanıyoruz.
Önümüzdeki dönem kritik bir süreç olacak. Toplumun bu sürece daha güçlü katılımını sağlamak için çeşitli planlamalarımız bulunuyor. Bunları önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız. Mücadelemiz de bu doğrultuda kararlılıkla devam edecek.