HDK İstanbul İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz: Kök yasa geleceği de inşa etmeli

Didem Yılmaz, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın “kök yasa” olarak tanımladığı çerçeve yasanın yalnızca mevcut süreci değil, Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve gelecekteki toplumsal yapıyı da güvence altına alması gerektiğini söyledi.

ELİF AKGÜL

İstanbul - Kürt Sorunu’nun Çözümü ve Demokratikleşme Süreci kapsamında hazırlanması beklenen çerçeve yasaya ilişkin son iki haftada Ankara'daki temaslar hız kazandı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partilerle gerçekleştirdiği görüşmelerde yasal çerçevenin Meclis zemininde ele alınmasına yönelik istişarelerde bulunurken, düzenlemenin kapsamına ilişkin müzakereler de yoğunlaştı. Kulislerde teklifin, PKK'nın silah bırakma ve fesih sürecinin hukuki altyapısını oluşturacak düzenlemeleri, infaz ve ceza hukuku alanındaki değişiklikleri, örgüt mensuplarının hukuki statüsüne ilişkin hükümleri ve sürecin işletilmesine yönelik mekanizmaları içerecek yaklaşık 15 maddelik bir metin olarak şekillendiği konuşuluyor.

Son günlerde tartışmaların odağını ise yasanın kapsamı ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın statüsüne ilişkin düzenlemeler oluşturdu. DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, İmralı'daki Kürt Halk Abdullah Öcalan'ın statüsü, örgüt yöneticilerinin hukuki durumu ve Türkiye'ye dönebilecek kişilerin kapsamına ilişkin müzakerelerin sürdüğünü belirterek, bu başlıklarda yasal düzenleme beklendiğini söyledi. Sezai Temelli, süreçte yalnızca silah bırakan örgüt mensuplarına ilişkin değil, Abdullah Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşulları ile örgütün üst düzey kadrolarının geleceğine ilişkin başlıkların da görüşüldüğünü ifade etti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un siyasi partilerle yürüttüğü istişarelerin ardından gözler çerçeve yasa teklifinin Meclis'e sunulacağı tarihe çevrildi. Ankara kulislerinde hazırlıkları büyük ölçüde tamamlanan teklifin bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunularak önce Adalet Komisyonu'nda, ardından Genel Kurul'da ele alınması bekleniyor. Sürecin gecikmemesi gerektiğini vurgulayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de yasal çerçevenin bir an önce oluşturulmasının önemine işaret ederken, DEM Parti İmralı Heyeti'nin son görüşmesinde Abdullah Öcalan'ın da yayımlanan mesajında, silahsızlanma sürecinin kalıcı hale gelmesi için “yasal zeminin oluşturulmasının vakti geldiğini” belirtti. Böylece hem iktidar cephesinden hem de İmralı'dan yapılan son açıklamalar, çerçeve yasanın kısa süre içinde Meclis gündemine taşınması yönündeki beklentiyi güçlendirdi.

Yasanın içeriğine ilişkinse belirsizlikler sürüyor. Özellikle Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair Sezai Temelli, katıldığı İlke TV yayınında bir düzenlemenin olacağının işaretini Numan Kurtulmuş’tan aldıklarını söyledi. Öte yandan geri dönüşlerin ve demokratik katılımın ele alınıp alınmayacağı hala merak konusu. Halkların Demokratik Kongresi İstanbul İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz yasadan beklentilerini ajansımıza anlattı.

‘Yasa beklentileri karşılamalı’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından “kök yasa” olarak tariflenen bu yasanın yalnızca mevcut süreci değil, gelecekteki toplumsal yapıyı da belirleyecek bir metin olması gerektiğini söyleyen Didem Yılmaz,“Bilindiği üzere çok uzun süreli bir görüşmesizliğin ardından DEM Parti heyeti İmralı'da Sayın Abdullah Öcalan'la bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ana konusu mevcut beklenen çerçeve yasa oldu. Çerçeve yasayla ilgili bu görüşmesizlik sürecinde çok fazla çelişkili söylemin olduğuna hepimiz şahit olduk. Üst düzey yöneticileri kapsamayacağı yönünde, af olmayacağı yönünde ya da Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsüne dair herhangi bir gelişme göstermeyeceğine dair birçok çelişki vardı. Fakat görüşme sonrasında, İmralı notlarını da okuduğumuzda, beklenen çerçeve yasanın tam olarak olmasa da, bir noktada beklentileri karşılayabilen, en azından toplumsal barışın güvenini sağlayabilen, belirli bir zemine oturtulabilen bir çerçeve yasa, diğer anlamıyla kök yasanın, geleceğini bekliyoruz. Önümüzdeki günlerde maddelere ilişkin bir görüşmenin yapılacağı beklentisi var. Bilindiği kadarıyla çelişkili ifadelerin yerini, şu anda daha umut vadeden ve daha güven veren maddelerin aldığının konuşulduğu söylenebilir” şeklinde konuştu.

‘Çerçeve yasa süreci garantileyen bir belge niteliğini taşımalı’

Didem Yılmaz'a göre çerçeve yasa yalnızca hukuki bir düzenleme değil, süreci güvence altına alacak temel metin niteliği taşımalı. Bu nedenle, düzenlemenin yalnızca güvenlik eksenli hükümlerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Didem Yılmaz, barışın toplumsallaştırılması, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme başlıklarının da yasa içinde yer almasının önemine dikkat çekti. Didem Yılmaz, özellikle Abdullah Öcalan'ın statüsünün toplumdaki güven açısından belirleyici başlıklardan biri olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

"Bu bir çerçeve yasa. Öncelikle, çerçeve yasa olduğu için bu yasanın süreci garantileyen bir belge niteliğini taşıması gerekiyor. Sonuç olarak zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir anayasası var. Belirli yasaları var, kanunları var. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde alınan kararların bile uygulanmadığı bir yapıda, buraları da zorlayan ama kendi içerisinde süreci hem siyasal açıdan hem de toplumsal güveni yaratma açısından güvence altına alan maddeler bütünlüğü bekliyoruz. Bu sürecin sadece bir silahsızlandırma amacı gütmediğini ifade eden sadece güvenlik politikalarını besleyen ya da güvenlik politikaları üzerinden bu minvalde bir tasarı olmayan bir çerçeve yasa bekliyoruz. Çünkü bir yıllık süreci ve bundan sonrasını düşündüğümüzde, meseleyi sadece güvenlik politikalarına indirgeyen bir yasayla karşılaşırsak aslında sürecin çok istendiği gibi ilerlemediği kanısına varmak çok mümkün. Biz çok fazla zeminde çok farklı kesimlerle yaptığımız görüşmelerde ilk sorulan soru yasa meselesi. Kayyımlar meselesi soruluyor. Gerilla güçlerinin dönüşünün nasıl sağlanacağı soruluyor. İmralı'nın notlarında da anlaşıldığı üzere, çerçeve yasa Anadolu'daki Kürt-Türk tarihsel ittifakını yasal bir zemine oturtacak. Bugünü çözen ama aynı zamanda geleceği de kuran, gelecekte nasıl bir toplumsal yapı olacağını da ifade eden bir çerçeve yasa, kök yasa olması gerekiyor bunun. Çerçeve yasanın bu noktada bu görevi de üstlenmesi gerekiyor. Süreci belgeleyen ve güvence altına alan bir yasadan bahsederken şunu ifade ediyoruz: Önümüzdeki dönemde bizi nasıl bir toplumsal yapı bekliyor? Eşit yurttaşlık, anadilinde özgürlük ve gerçekten demokratik bir yapı içerisinde, '3. Cumhuriyet' diye tanımlayabildiğimiz yeni dönemde bizi nasıl bir toplumsal inşa bekliyor? Bu çerçeve yasa biraz da bize bunu gösterecek. O yüzden şunun altını çok net çizmek gerekiyor. Bu yasa yalnızca güvenlik üzerine çıkarılmış bir yasa olmamalı. Belirli statüler netleşebilmeli. Örneğin, şu an en büyük beklenti, hatta toplumsal anlamda bu sürece güveni sağlayabilecek en önemli beklenti, Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsü. Çünkü onun bizzat bu süreci yönetebiliyor olması, özgür yaşar bir pozisyonda görüşmelerini yapabiliyor olması sürece de katkı sunacak bir şey. Dolayısıyla, yasanın bu boyutu, hepimiz için çok önemli ve bu yasalardan bahsederken biz sadece Kürt halkının, Kürt siyasetçilerin ya da gerilla güçlerinin nasıl bir pozisyon olacağını ya da bu cezalandırma politikasının nereye varacağını konuşmuyoruz aslında. Bu yasa, bir bakıma az önce bahsettiğimiz gibi, Kürt-Türk tarihsel ittifakının temelini güçlendirmekle birlikte, aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan halklarının da geleceğe dair umudunu temellendiren ve yeşerten bir yasa olmalı. Beklentilerimiz bu yönde."

‘Bu sürecin baş müzakerecisi Sayın Abdullah Öcalan’

Didem Yılmaz, sürecin bugüne kadar somut adımlarla desteklenmediğini ve bunun toplumsal güveni zayıflattığını belirtti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın süreçte üstleneceği rolün hukuki güvenceye kavuşturulmasının önemine dikkat çeken Didem Yılmaz, görüşme ve iletişim imkanlarının genişletilmesinin de sürecin ilerleyebilmesi açısından elzem olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Süreç 1.5 yılı aştı. Öncelikle bunu iyi tanımlamak gerekiyor ve devlet tarafından baktığımız zaman hiçbir somut adımın atılmadığını çok net söyleyebiliyoruz. Diğer taraftan, bir silahsızlanma, silahları yakma, örgütü fes etme gibi aslında tersten işleyen bir sürecin tanıklığını yapıyoruz. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsünün şöyle bir önemi var. PKK'ye, örgütün üst kadrolarının söylemlerine baktığımızda, bu süreci Sayın Abdullah Öcalan yürütmeli. Dolayısıyla, bu gidip devletin dilediği zaman 2 ay görüşmezlik sürecinin yaşandığı ya da 'bugün görüşebilirsiniz ama yarın görüşemezsiniz' dediği bir gerçeklik bağlamında yürütülebilecek bir süreç değil. Öncelikle bunu bilmek gerekiyor. Çünkü bu sürecin baş müzakerecisi olarak tanımlanan kişi Sayın Abdullah Öcalan. Aynı zamanda PKK açısından da Sayın Abdullah Öcalan'ın bu görüşmelerde, bu süreçte bizzat bulunması, bunun için de bir statüye ihtiyaç duyması gibi bir gereklilik var. Bu statü bir kere görüşmelerin önünü açacak. Sayın Abdullah Öcalan'ın bu noktada yurt dışından ya da Türkiye'den, Kürdistan'dan akademisyenlerle, gazetecilerle görüşebiliyor olması lazım. Bir toplumsal inşadan bahsediyoruz. Sosyologlarla belki görüşebilmesi lazım. Bütün partilerle görüşebilmesi lazım. Bunun şöyle bir katkısı olur. Bir kere, Sayın Abdullah Öcalan kendini anlatabilmeli. Çünkü toplumda bir önyargı var. Sayın Öcalan'a karşı da var. Bu önyargılarla bu sürecin toplumsal temelde çok da yürütülebileceğini söylemek pek mümkün değil. Gerçekçi de değil. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ın kendini, kendisinin anlatabiliyor olması lazım. Geleceğe dair nasıl bir toplumsal inşadan bahsediyor? Ya da Kürt-Türk tarihsel ittifakı nedir? Neye hizmet eder? Geleceğe dair bu ittifakın dalları nelere uzanmalıdır? Bunları bizzat anlatabiliyor olması lazım. Bu çok önemli. Çünkü süreç, özellikle Türkiye ve Kürdistan'daki ana akım medyanın hâlini düşündüğümüzde, sadece medyanın gösterdiğiyle ya da devletin yaptığı açıklamalarla yürüyecekse, zaten sağlam temellere oturan bir süreçten bahsedemeyiz. Bir de liderlik meselesi bu. Geçenlerde Duran Kalkan'ın da buna dair bir açıklaması olmuştu. Şu çok net söylenen bir şey. O, bu süreci yürütmeli ve biz ona ayak uydurmalıyız. Bu bağlamı, bu ilişkiyi bozmak demek ya da bu ilişkiyi kurdurmamak demek sürecin samimiyetsizliğini ifade eder.”

‘Artık geleceğe dair konuşabilmeliyiz’

Düzenlemenin siyasal alana dönüş ve silahlı yapıların geleceğine ilişkin başlıkları da kapsaması gerektiğini ifade eden Didem Yılmaz, bu konularda gecikildiğinin altını çiziyor.Toplumun artık geleceğe ilişkin somut adımlar görmek istediğini ifade eden Didem Yılmaz, “Dolayısıyla, çerçeve yasanın Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsü meselesinde somut bir adıma işaret etmesi önemli. Bunun dışında, elbette yurt dışındaki siyasetçilerin, demokratik siyaset alanında emek verenlerin tekrardan burada siyasete katılmasının sağlanması, gerilla güçlerinin ne yapacağının belirlenmesi, bu çerçeve yasa içerisinde olmalı. Bu çok uzun bir süreç. Bu kadar uzun bir süreçte, şu ana kadar bu somut adımların atılması gerekirdi ki toplumda da karşılığı olan bir süreçten bahsedebilelim. Geç kalındı. Şu anda bunun örülmesi ve bizim de artık daha çok geleceğe dair konuşuyor olmamız gerekir” dedi.