‘7 Ekim saldırısı siyasi bir karardı, bedelini Gazze halkı ödedi’
7 Ekim saldırısının askeri değil, uluslararası boyutları olan siyasi bir karar olduğunun altını çizen siyasi araştırmacı Cîfara Taha, bu kararın Gazze’de yıkımı, can kayıplarını ve yerinden edilmeyi artırdığını belirterek.
Filistin – Hamas, 7 Ekim saldırısını kendi belirlediği bir plan doğrultusunda gerçekleştirdi. Saldırının maddi ve insani sonuçlarını göz ardı ederek Gazze halkı adına karar alma yetkisini kendinde gördü. Bugün ise Gazze, büyük bir yıkımla karşı karşıya kalırken, halkın göç edilmesi ve kentin yeniden işgal edilerek Filistin topraklarına el konulması tehdidiyle karşı karşıya.
Gazeteci ve siyasi araştırmacı Cîfara Taha, 7 Ekim saldırısının önceden planlandığını ve titizlikle organize edildiğini belirterek, kararın üst düzey yapılar tarafından alındığını, uygulamanın ise Hamas Hareketi tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. O gün atılan her adımın hesaplandığını vurgulayan Cîfara Taha, “7 Ekim saldırısı siyasi bir karardı. Ancak bunun ağır sonuçlarını, özellikle de savaşın yıkımıyla baş başa bırakılan siviller yaşadı” dedi.
‘Karar uluslararası düzeyde alındı’
Cîfara Taha, 7 Ekim saldırısının uluslararası düzeyde alınan siyasi bir karar olduğunu ve Hamas Hareketi mensupları aracılığıyla uygulandığını belirterek, “Bu saldırı, İsrail ve Amerika'nın Filistin'e, özellikle de Gazze Şeridi'ne yönelik hazırladığı daha büyük bir planın uygulanmasına zemin oluşturdu. Gazze, coğrafi konumu ve doğal gaz sahaları başta olmak üzere sahip olduğu kaynaklar nedeniyle hedef alındı” dedi. Hamas'ın İsrail'in vereceği tepkiyi ve yaşanacak büyük yıkımı öngördüğünü ifade eden Cîfara Taha, Hamas'ın 4 bin mensubunun öldürüldüğüne, geriye kalan 2 bin mensubunun ise önümüzdeki dönemde suikastlarla hedef alınacağına ilişkin bilgilerin yayımlandığını aktardı.
7 Ekim tarihinin seçilmesinin de tesadüf olmadığının altını çizen Cîfara Taha, saldırıdan bir gün önce İslami Cihad Hareketi'nin kuruluş yıl dönümü olduğunu söyledi. Hareketin askeri kanadının bu tarihte kent merkezinde televizyondan yayımlanan bir gösteri düzenlediğini ifade eden Cîfara Taha, “Gösteride, ertesi sabah Filistin topraklarına girmeye hazırlanan onlarca kişi görüntülendi. Bu durum, söz konusu kişilerin kimliklerinin belirlenmesini kolaylaştırdı. İsrail yerleşimlerine doğru çok sayıda roketin fırlatılması da aynı şekilde değerlendirilebilir” şeklinde konuştu.
‘Ya iç çatışma ya da savaş seçeneği’
Cîfara Taha, yalnızca Gazze Şeridi'nin değil, Arap ülkeleri ve Ortadoğu'nun da büyük uluslararası güçler ve örgütler tarafından belirlenen planlar doğrultusunda yönetildiğini söyledi. Hamas Hareketi'nin bazı kişileri, yalnızca kendi mensuplarını değil, başka kişileri de korumak amacıyla iki seçenek arasında kaldığını kaydeden Cîfara Taha, “Bu seçeneklerden biri iç çatışma, diğeri ise 7 Ekim'deki gibi büyük bir savaşa girmekti” ifadelerinde bulundu. Sürecin bir saldırıyla başladığını, ardından yoğun bir medya faaliyetinin yürütüldüğünü ve sınır bölgelerinin boşaltıldığını söyleyen Cîfara Taha, İsrail ile Gazze arasındaki binlerce kilometrelik alanın da boşaltıldığını sözlerin ekledi.
Cîfara Taha, Hamas Hareketi'nin 7 Ekim saldırısından önce Filistinlilerden herhangi bir yetki almadığını belirterek, “Filistinliler büyük bir felaketle karşı karşıya uyandı. Hamas, halkın bombardımandan korunabileceği barınaklar oluşturmadı. Gazze Şeridi'nde inşa edilen tüneller askeri amaçlarla kullanılırken siviller, evleri başlarına yıkıldığı halde korumasız bırakıldı. Özellikle sığınacak başka yeri olmayan ve çaresizlik nedeniyle evlerinde kalmak zorunda kalan siviller büyük zarar gördü” diye belirtti.
‘Hamas, 7 Ekim saldırısıyla hiçbir siyasi hedefe ulaşmadı’
Cîfara Taha, sözlerine şöyle devam etti:
“Hukuki açıdan baktığımızda, Hamas Hareketi'nin Gazze Şeridi'ndeki yönetimi de Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Batı Şeria'daki yönetimi de yasal değil. Her ikisinin de görev süresi 2006'da başladı ve 2010'da sona erdi. 2010 yılından sonra Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın yönetiminin Filistin yasalarına uygun, meşru bir yönetime devredilmesi için kapsamlı yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmalıydı. Dolayısıyla Hamas'ın 7 Ekim'deki gibi korkunç bir saldırı düzenleyerek Filistin halkını bu duruma sürüklemeye hakkı yoktu.
Direniş, siyasi ve askeri açıdan doğru bir fikri temsil eder. Askerin görevi ise ülkesinin insanlarını korumaktır. Vatandaşların korunması her iki tarafın da sorumluluğundadır. Hamas, 7 Ekim saldırısıyla hiçbir siyasi hedefe ulaşmadı. İşgal altındaki Filistin topraklarının bir karışını bile geri alamadı; aksine daha fazla toprağa el konuldu. Bugün, Batı Şeria topraklarının korunması için yalvarmak yerine Gazze Şeridi topraklarını korumak için çağrıda bulunuyoruz.”
‘Ortadoğu'ya geçiş için zemin hazırlığı’
7 Ekim saldırısının sonuçlarına bakıldığında hedeflerine ulaştığını dile getiren Cîfara Taha, saldırının ardından can kayıplarının ve yıkımın arttığına vurgu yaptı. Filistinliler arasındaki hayatını kaybedenlerin sayısının sürekli yükseldiğini ve geniş bir coğrafi alanın yerli halkından tamamen arındırıldığını ifade eden Cîfara Taha, yetimlerin ve engelli bireylerin sayısındaki artışa dikkat çekti.
Gazze Şeridi'ndeki yaşamın tüm yönlerini yok etmeye yönelik baskıların sürdüğünü ifade eden Cîfara Taha, bunun Ortadoğu'ya geçiş için zemin hazırladığını ifade etti.