Bahar Evrîn: Kadınların örgütlü mücadelesi ‘Jin, jiyan, azadî’nin geleceğini belirleyecek
‘Jin, jiyan, azadî’ devriminin dördüncü yılını değerlendiren Bahar Evrîn, “Toplum, ‘Jin, jiyan, azadî’ sürecinde ortaya çıkan deneyimden yararlanarak direnişi yeniden genişletirse, özgür ve demokratik İran inşa etme mücadelesinin önü de açılacaktır” dedi.
ŞAHLA MUHAMMEDİ
Haber Merkezi- İran’da Jîna Emînî’nin devlet güçleri tarafından katledilmesi ardından başlayan “Jin, jiyan, azadî” hareketinin üzerinden dört yıl geçti. Kadınlara yönelik şiddete karşı gelişen protestolarla başlayan hareket, kısa sürede İran’ın en önemli toplumsal ve siyasi hareketlerinden birine dönüştü. Bazı aktivistler ve siyasi çevreler ise sürecin sona ermediğine dikkat çekerek, “dördüncü yıl dönümü” yerine “devrimin dördüncü yılı” ifadesini kullanıyor. Zira kadınların farklı biçimlerde sürdürdüğü protesto ve direniş devam ediyor. Geçen dört yılda kadınlar, direnişin sürdürülmesinde öncü güçlerden biri haline gelirken, güvenlik baskıları, yasal kısıtlamalar ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığına dayalı politikalar da devam etti. Bu durum, İran’da kadınların karşı karşıya olduğu koşulları daha da karmaşık ve gerilimli hale getirdi. Geçen yıl yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler ile krizler de kadınlara yönelik bu yapısal baskıları ortadan kaldırmadı.

Jineoloji Akademisi üyesi Bahar Evrîn, “Jin, jiyan, azadî” hareketinin dördüncü yılında ajansımızın sorularını yanıtladı.
*’Jin, jiyan, azadî’ hareketinin ortaya çıkışından dört yıl sonra İran toplumuna baktığımızda, hareket kadınların hakları, bedenleri, yaşam tercihleri ve toplumsal konumları üzerindeki devlet politikalarını ve ataerkil anlayışı ne ölçüde değiştirdi? Bu süreçte kadınların hangi talepleri karşılık buldu, hangileri ise hala sistematik biçimde engelleniyor?
‘Jin, jiyan, azadî’nin başlamasından dört yıl sonra, İran’da yaşanan dönüşümleri dikkate alarak geleceğe dair bir perspektif oluşturmak önemli. Bu hareket ya da daha doğru bir ifadeyle ‘Jin, jiyan, azadî’ devrimi, İran toplumunda önemli toplumsal ve kültürel değişimler yarattı. Bu değişimlerin en önemlilerinden biri, kadınların kendi öznelliklerini ve kararlarını daha güçlü biçimde ortaya koyması ve bedenleri üzerindeki haklarını daha fazla vurgulamaya başlamasıdır. İranlı kadınlar, büyük ölçüde hükümetin taleplerini ve yaşamlarını sınırlandırmak amacıyla oluşturduğu çerçevelerin dışına çıktı. Bununla birlikte, özel alan ile kamusal alan arasındaki sınırları da sorgulamaya başladılar. Geçen dört yıl içerisinde toplumsal cinsiyet kalıplarının önemli bir bölümü kırıldı. Bu nedenle yaşanan dönüşümü yalnızca bir protesto hareketinin sonucu olarak değil, hükümetin dayattığı resmi anlayışlardan uzaklaşan kapsamlı bir zihinsel ve kültürel devrim olarak değerlendirmek gerekir.
Bununla birlikte hukuki ve yasal yapılar hala büyük ölçüde yerini koruyor. Miras, velayet, çocukların bakımı ve sorumluluğundaki eşitsizliklerden kadınlara yönelik şiddetin kapsamlı biçimde suç olarak tanımlanmamasına kadar birçok sorun devam ediyor. Kadın katliamlarındaki artış da kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel ya da ailevi bir mesele olarak ele alınamayacağını gösteriyor. Bu şiddet; ataerkil yapılar, mevcut hukuki düzenlemeler ve devletin etkili koruma mekanizmaları sunmamasıyla doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla yalnızca kültürel ve toplumsal dönüşümlere değil, aynı zamanda hukuki ve yapısal değişimlere de odaklanmak gerekiyor. Kadınların örgütlenmesini sürdürmesi, toplumsal dayanışma ağlarının güçlendirilmesi ve kadın haklarını savunmaya yönelik somut programların oluşturulması büyük önem taşıyor. Ancak bu şekilde ortaya çıkan zihinsel ve kültürel değişimler kalıcı hukuki ve toplumsal dönüşümlere dönüştürülebilir.

*Bu yeni direniş biçimleri, ‘Jin, jiyan, azadî’ hareketinin önceki protestolarından nasıl farklılaşıyor ve kadınlar bu mücadeleyi nasıl daha örgütlü ve kalıcı bir güce dönüştürebilir?
‘Jin, jiyan, azadî’ devriminin güçlü yönlerinden biri, direnişi akışkan, geniş ve ağ temelli bir harekete dönüştürmesiydi. Bugün bu direniş iş yerlerinden ve üniversitelerden sokağa, kafelere ve hatta kadınların yaşam ve giyim tarzlarına kadar uzanıyor. Artık belirli bir grup ya da mekanla sınırlı değil; gündelik yaşamın içine yerleşmiş durumda. Bu yaygınlık ve çeşitlilik, dans ve müzikten performanslara, toplumsal ve kültürel eylemlerden gündelik yaşam pratiklerine kadar farklı biçimlerde kendini gösteriyor. Bu da iktidarın direnişi tek bir alanda bastırmasını zorlaştırıyor. Baskı devam etse de direnişin biçimleri koşullara göre değişerek daha küçük ve gündelik alanlara yayıldı. Bu süreçte hapishaneler de önemli direniş alanlarından biri haline geldi. Özellikle siyasi tutuklu kadınlar; bildiri yayımlayarak, kadınların, işçilerin ve öğretmenlerin haklarını savunarak ve mesajlarını dışarıya ulaştırarak önemli bir rol üstleniyor. Onlar, toplumun uyanık vicdanı olarak direniş kültürünün gelişmesine katkı sunabilir ve hapishanenin içi ile dışı arasındaki iletişimin sürdürülmesinde önemli bir rol oynayabilir.

*İdamlar ve baskının yoğunlaştığı bu süreç, kadın hareketinin örgütlenme ve direniş kapasitesini nasıl etkiledi? Kadınlar bu baskılara karşı yeni mücadele biçimleri geliştirebildi mi?
İran hükümeti, kadınlara yönelik baskı ve şiddeti her zaman korku yaratmak ve aktivizmin maliyetini artırmak amacıyla kullandı. Bu yaklaşım ‘Jin, jiyan, azadî’den önce de vardı. Ancak pratikte baskı ve şiddet arttıkça direniş kültürü de genişledi. Direniş farklı biçimlere bürünmüş olsa da bu, geri çekilme anlamına gelmiyor. Bugün kadınlar geçmişe kıyasla yerel ağlara, bireysel dayanışmalara ve merkezi olmayan işbirliği biçimlerine daha fazla yöneliyor. Bu ağlar kadınları işçiler, öğretmenler, emekliler ve öğrencilerle buluşturuyor. Örgütlenme ve kurumsallaşmanın güçlendirilmesi halinde bu ağlar, mevcut iktidar yapısına karşı önemli bir güce dönüşebilir. Toplumsal devrimlerin özelliği yalnızca mevcut iktidar yapısını değiştirmek değildir; aynı zamanda alternatiflerin ve yeni toplumsal ilişkilerin inşa edilmesidir. Bu açıdan dayanışma ağları ve yeni örgütlenme deneyimleri, alternatif bir toplumsal düzenin kurulma sürecinin önemli bir parçası olabilir. Dolayısıyla sürekli baskı, direnişi durdurmayı başaramadı. Aksine direnişin dağınık, esnek ve akışkan bir yapıya bürünmesi, iktidarın onu bütünüyle bastırmasını daha da zorlaştırdı.
*’Jin, jiyan, azadî’nin İran’daki geleceğini nasıl görüyorsunuz? Baskının sürdüğü mevcut siyasi ve toplumsal koşullarda hareketin devamlılığı ve dönüşümü açısından nasıl bir perspektif öngörüyorsunuz?
‘Jin, jiyan, azadî’, otoriter ve geleneksel yapıları zaman içerisinde sorgulayan tarihsel ve kalıcı bir süreçtir. Bu nedenle hareketin geleceğini ani bir zafer beklentisiyle sınırlamamak gerekir. Mücadelenin sürdürülmesi ve toplumsal örgütlenmenin genişletilmesi bu süreçte belirleyici olacaktır. Bugün ‘Jin, jiyan, azadî’ devrimi, İran’daki birçok özgürlükçü hareket için bir başlangıç noktası haline geldi. Bu sürecin ilerleyebilmesi için kadınların bağımsız ve kalıcı örgütlenmesinin yanı sıra öğretmenlerin, öğrencilerin, işçilerin, çevre hareketlerinin ve diğer toplumsal taleplerin ortaklaşması gerekiyor. Örgütlerin, komitelerin ve dayanışma ağlarının güçlendirilmesi, hem toplumsal alternatiflerin hem de gelecekteki İran toplumuna ilişkin ortak bir tasavvurun oluşmasına katkı sağlayabilir. Mevcut baskı koşullarında bireysel faaliyetler tek başına yeterli değildir. Bu devrimin geleceği büyük ölçüde farklı toplumsal hareketlerin dayanışmasına, örgütlülüğüne ve birlikteliğine bağlıdır. Toplum, ‘Jin, jiyan, azadî’ sürecinde ortaya çıkan deneyim ve kapasiteden yararlanarak direnişi yeniden genişletebilirse, özgür ve demokratik bir İran inşa etme mücadelesinin önü de açılacaktır.