Yönetmen Nura Amin: Bedenlerimiz kimliğimizin bir parçasıdır

“Jasad” Kadın Yönetmenler Festivali’ne katılan Mısırlı yazar ve yönetmen Nura Amin, “Benim Dansım” adlı tiyatro eseri hakkında konuşarak, “Bedenlerimiz kimliğimizin bir parçasıdır ve onları saklamamalı veya onlardan korkmamalıyız” dedi.

RAJA KHAYRAT

Fas – Fas'ın başkenti Rabat'ta 25-29 Ocak tarihleri arasında düzenlenen, Arapça beden anlamına gelen “Jasad” Kadın Yönetmenler Festivali’ne katılan Mısırlı yazar ve yönetmen Nura Amin, “Benim Dansım” adlı eseri hakkında ajansımızın sorularını yanıtlayarak, tiyatro aracılığıyla toplumun algısının nasıl değiştirilebileceği, toplumun dans eden kadınlara bakış açısını, dans etmenin bir fişlenme yerine nasıl bir kimlik haline gelebileceğini anlattı.

*Festivalde gösterilen “Benim Dansım” adlı tiyatro eseri hakkında neler söylemek istersiniz. Oyunda sunumun gücünü, izleyiciyle etkileşimini nasıl buldunuz. İzleyicinin dansçının hakkını verdiğini hissettiniz mi?

Arap dünyasında ve hatta belki de Batı dünyasında, oyuncu olmaya, sahneye çıkmaya, şarkı söylemeye veya dans etmeye karar veren bir kadın, bir tür sosyal baskıya maruz kalıyor. Bugüne kadar pek çok aile, kızlarının bunu yapmasını hâlâ reddediyor. Sanatçı olmak bizi kadın olarak utandıracak, korkutacak bir yanının olmaması, aksine kültürün ve aydınlanmanın önemli bir parçasını oluşturması için mücadele etmeye itiyor. Dans kadın açısından tam bir meydan okumadır. Dans eden kadın adaletsiz bakışlarla yüzleşmeli ama o kişiliğinin gücünü, performansını ve insanlık onuru duygusunu korumalıdır.

Sanat kariyerime dansçı olarak başladım, ardından oyunculuğa geçtim, ardından roman ve şiir yazmaya, daha sonra yönetmen ve koreograf oldum. Bir aktrisin karşılaştığı ve cesaret gerektiren en büyük zorluğun, seyirciyle ekranda değil, sahnede fiziksel eylem yoluyla yüzleşmek ve onların etkileşimi yoluyla insanların algılarını değiştirebilmek olduğuna inanıyorum. Bunu ‘Benim Dansım’ oyununda yapmaya çalıştım ve seyircilerin büyük bir kısmı ayağa kalkıp benimle dans etti ve benim için gösterinin amacı bu. Bu gerçek bir başarıdır.

*Kadınlar, tiyatro aracılığıyla toplumun algısını nasıl değiştirebilirler?

Bir kadının sahne performansı ve dansındaki temel fark, kimliğini başkalarının bakış açısından değil, kendi kişisel bakış açısıyla somutlaştırması ve kalıplaşmış imaja maruz kalmamasıdır. Dans ederken bedenime kendi bakış açımdan bakmaya çalıştım. Kendimi kendi bakış açımla değerlendiriyorum. Dansçı, yaratıcı, bağımsız ve eleştirel bir bakış açısına sahipse ve kendini sevip takdir edebiliyorsa izleyicinin ona bakışını değiştirebilir. Bu nedenle kadınlar olarak kendimize bakış açımızla toplumun bize bakışını değiştirebiliriz.

*Dans etmek, nasıl bir kimlik haline geliyor?

Genel olarak dans, hak ettiği değeri alamayan bir sanat ve meslektir. İçinde dans dünyasına ait olma fikrinin çok gerekli olduğuna inanıyorum. Ancak burada ortaya çıkan soru, Arap kültürümüzde bedenin güçlü bir şekilde mevcut olmasına ve beden yoluyla ifadenin mevcut olmasına rağmen, genel olarak kadının bedenine ve dansına nasıl bakacağımızdır. Dini ritüeller göz önüne alındığında, dans edenin bir kadın olması fikri kabul edilemez kalıyor, çünkü bu onun kendini gösteriye maruz bırakması anlamına geliyor ve burada gösteri kavramı tehlikeli bir nitelik kazanıyor, çünkü toplumun çizdiği sınırları aşıyoruz. Bu sınırları aşan her şey sosyal sistem için endişe kaynağıdır ve bize yeni bir beden eğitiminin kapısını açar. Bedenlerimiz kimliğimizin bir parçasıdır ve onları saklamamalı veya onlardan korkmamalıyız. Bunun ayıp olduğunu, ticari ve tüketim meselesi olduğunu düşünmeden varlığımıza güvenmeliyiz. Kadınlar olarak bedenlerimize ve kadınlığımıza haysiyet ve saygıyla sahip çıkabiliriz. Öte yandan kapitalist dünyada kadın bedeni sömürülüyor ve bunu eleştirmeliyiz. Sahnede ırkçılıktan uzak, insan onuruna ve kimliğine saygılı olunması gerektiği fikrini destekliyorum.

*Mısır sineması, “Dansçı ve Politikacı” filmi gibi dansçı mesleğine saygıyı yeniden kazandıran seçkin eserler sundu. Tiyatro bu rolü nasıl oynayabilir ve toplumun dans eden kadınlara bakış açısını nasıl değiştirebilir?

Tiyatronun, dansı ve bedeni sadece bir ifade aracı değil, bir özne haline getirmesi ve dansı teatral sunumun konusu haline getirmesi gerekiyor, ben de sunduğum sunumla bunu yapmaya çalıştım, dolayısıyla bu yöntem bilinmeyen yönleri ortaya çıkarabilir. Dansımızın tarihçesini bilmeliyiz. Muhammed Ali Paşa ve Osmanlı işgali döneminde kraliyet fermanı ortaya çıkana kadar Mısır'da kadınların kamusal alanda dans etmesi kabul edilebilirdi. Bu nedenle halka açık yerlerde dans etmeyi yasaklayan toplum değildi. Toplumun ahlakı dansa karşı değildi ve inanıyorum ki sanat tarihi edebiyat ve kadınların bu tarihteki rolü, bunu tiyatro yoluyla vurgulamamıza ihtiyaç duyuyor. Bana göre kadınların tiyatroya bakış açısı bu; erkeklere karşı olmayan, daha çok feminist bir söylem üretmeye dayanan bakış açısı. Kadınların rolünü ve onları toplumumuzda var olan tabulardan ve damgalamalardan nasıl kurtaracağımızı vurgulayan gizli bilgi ve tarih.

*Almanya'da yaşıyorsunuz. Peki mülteci olmak size neler kattı?

Yaklaşık sekiz yıldır Almanya'da yaşıyorum, bu süre zarfında üniversitede tiyatro ve dans sanatı dersleri vermenin yanı sıra çoğu dans olmak üzere birçok gösteri sundum. Lisansüstü çalışmalarda bir “Yüksek Lisans” programı kurmayı başardım. Dans çalışmalarımda, dans stilleri de dahil olmak üzere Batılı olmayan dans stillerine de buna dahil ettim. Afrika, Mısır ve oryantal dansa nakış açısını değiştirip evrenselleştiriyorum bu benim için büyük bir başarı. Çok güzel yeni nesil dansçılar yetiştiğini görüyorum. Almanya’da dansın biçimini değiştirebilen ve Almanya dışından gelen göçmenlere ve gruplara başka tarzlara kapı açabilen öğretmenler ve koreograflar var.