Cezayirli yazar çöl kadınlarının hikâyelerini yeniden anlatıyor

Cezayirli yazar Cemile Talebavi, çöl kadınını direnişin ve köklere bağlılığın simgesi olarak ele alıyor. Onu ‘kum gülü’ne benzeten Cemile Talebavi, edebi üretimini Beşar kentinin kültürel belleği ve çöl yaşamından besliyor.

RABİA HURAYS

Cezayir - Cezayir çöllerinin taşıdığı canlı hafıza ve köklü kültürel miras, çağdaş Cezayir romanının sayfalarında çöl kadınını direniş ve özgünlüğün simgesi olarak ortaya çıkarıyor. Bölgenin tarihine kök salmış mirası yaşamının ayrıntılarında taşıyan çöl kadınını anlatan öne çıkan kadın yazarlardan biri de romancı ve gazeteci Cemile Talebavi.

Cemile Talebavi, Cezayir’in edebiyat ve basın dünyasının öne çıkan isimleri arasında yer alıyor. Cezayir’in güneybatısında bulunan ve Saura bölgesinin merkezi kabul edilen Beşar kentinde doğup büyüyen Cemile Talebavi’nin kültürel ve edebi deneyiminin önemli bir bölümünü çevresindeki çöl ortamı oluşturuyor.

Yaratıcı dünyasını besleyen ilk kökleri ve kaynakları anlatan Cemile Talebavi, “İlk adımlarımı Beşar’ın kumları, sokakları ve kerpiç yapıları arasında attım. Hayal dünyamı annelerin söylediği halk ezgileri, dokuma buluşmaları, baharat ve kahve kokuları, köz üzerinde hazırlanan çöl çayı ve bölgedeki kadınların geleneksel takıları şekillendirdi. Tüm bu ayrıntılar çocukluk hafızamda birikti” diyor.

Akademik ve mesleki yaşamı onu makine mühendisliği alanına yöneltse de bu teknik eğitim, Cemile Talebavi’nin edebiyat dünyasına adım atmasına engel olmadı. Cemile Talebavi, bu yönüyle tıp ya da hukuk gibi farklı alanlarda eğitim alıp edebiyat dünyasına giren çok sayıda tanınmış yazarın izinden ilerledi.

Yeteneğinin oluşmasında yalnızca çevresindeki kültür etkili olmadı. Hayatında önemli bir dönüm noktası olan büyük bir destek de aldı. Bu desteği anlatan Cemile Talebavi, “Ağabeyim benim rol modelimdi. Daha çocukken beni yazmaya teşvik etti ve kütüphanesinde bana bir bölüm ayırdı. Daha sonra farklı okumalar yaparak ilerledim” ifadelerini kullanıyor.

Güneyin kalemleri kalıpları kırıyor

Bu miras çocuklukla sınırlı kalmayarak yazarın bilincinde Cezayir’in güneyindeki kadının varlığına ilişkin felsefi ve edebi bir bakışa dönüştü. Cemile Talebavi bu bakışını şöyle anlatıyor:

“Çöl coğrafyası ilham verici. Çöl kadını kum gülü gibidir. Normal bir gülü kopardığınızda solar ancak kum gülü kökünden söküldüğünde bile solmaz, aksine ışığını korur. “Kum gülü” üzerine uzun hikâyemi yazarken bundan yola çıktım ve kadın kahramanı doktor yaptım. Böylece güney kadınlarının her alana girdiğini vurgulamak istedim.”

Toplumdaki kalıplaşmış kadın imgesini kırma yaklaşımından hareket eden Cemile Talebavi, Cezayir edebiyatının çöl kadınını büyük ölçüde görünür kıldığını belirtiyor. Bu ilginin yeni olmadığını ifade eden Cemile Talebavi, 1930’lardan bu yana çok sayıda yazarın çöl coğrafyasını eserlerinde ele aldığını söylüyor.

Cemile Talebavi’nin aynasında kadın

Cemile Talebavi, başkalarının metinlerinde kadınlara verilen değeri gözlemlemekle yetinmeyerek bunu kendi romancılığının temel unsurlarından biri haline getirdi. Bu yaklaşım, 2017 yılında Mim Yayınları tarafından yayımlanan ve tanınan romanlarından biri olan “Kına Vadisi”nde açık biçimde görülüyor.

Cemile Talebavi, bu anlatı dünyasını kına yapraklarından aldığı ilhamla oluştururken kadınları yücelten sanatsal bir anlatı kuruyor. Romandaki Aveyşe karakteri üzerinden kadınların üzerindeki zorlukları kaldırmaya çalışan yazar, bu kadın karakteri direnişin simgesi olarak ele alıyor. Aveyşe, tüm engellere karşı mücadele ederek hedefine ulaşırken yaşadığı diğer kadınlar için de umut ve ışık kaynağına dönüşüyor.

Ancak romanın boyutları bununla sınırlı değil. Cemile Talebavi, bizi Adrar’ın tarihî adı olan Timi bölgesine götürerek acı, adaletsizlik ve geçmişteki kölelik düzeninin izleriyle ağırlaşmış bir çevreyi resmediyor. Burada, başkahramanın mücadelesinin gölgesinde, farklı biçimlerde dışlanan başka kadınların yaşadığı trajediler de ortaya çıkıyor. Ruhsal huzurları ellerinden alınan bu kadınlarla erkekler arasındaki yakınlık ve dayanışma bağları kopuyor; evler ise sıcaklık ve aidiyetten yoksun duvarlara dönüşüyor. Özgürleşmenin ve mutluluğun ışığı bu vahalara ulaşamazken, katı ataerkil toplumun baskısı altında neşe ve insani değerlerin izleri siliniyor.

Kadın meselelerine odaklanan bu kapsamlı çalışma tek bir eserle sınırlı değil. Cemile Talebavi, “Kadın tüm romanlarımda güçlü biçimde yer alıyor” diyor. Bu kapsamda öne çıkardığı “İspanyol’un Kalbi” adlı romanında da güneydeki kadın anlatının dışında bırakılmıyor. Kadın, Doğu ile Batı arasındaki insanlık ve kimlik mücadelesini kendi bakış açısıyla yöneten, bilgelik ve derinlikle yoğrulmuş sade bir anne karakteri üzerinden ele alınıyor.

Kadının sürekli varlığı, yazarın toplumsal ve evrensel meseleleri çözümleyen anlatı dünyasında kadını temel bir unsur olarak konumlandırdığını gösteriyor. Roman, Arapça yazılmış roman kategorisinde Yamina Meşakra Edebiyat Ödülüne layık görüldü.

Cemile Talebavi’nin kadın anlatısı “Habiye” adlı romanıyla da devam ediyor. Yazar bu eserinde çöl kadınını olması gerektiği gibi ele aldığını, güneyi yalnızca turistik ya da folklorik bir bakışla sunmanın ötesine geçtiğini belirtiyor. Kerpiç mimarinin estetiği ve eski yapıların dar sokaklarıyla örülü bu eserde kadın artık yalnızca arka plandaki bir figür değil; hafızanın ve mekânın gerçek koruyucusu, toplumsal dönüşümlere özgünlüğünden ödün vermeden karşı koyabilen aktif bir özne olarak yer alıyor.

Kadına verilen değer yalnızca kültürel ve toplumsal alanlarla sınırlı kalmıyor, tarihsel mücadeleyi de kapsıyor. Güney kadını, “Mağara: Kanduşi’nin Göçü” adlı romanda da öne çıkıyor. Roman, güneybatıdaki kömür madenlerinde Fransız sömürgeciliği döneminde yaşanan suçlarla ilişkilendiriliyor.

Bunun yanı sıra “Kenza” adlı roman, Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele eden ve direnen “şehit ve çöl mücahidesi”ne bir saygı niteliği taşıyor. Cemile Talebavi, bu eserleri üzerinden güney kadınlarının hem tarihin ve özgürlüğün inşasında hem de miras ve kimliğin korunmasında rol oynadığını ortaya koyuyor.