Şakif Kalesi yıkıma direniyor: Kayalara işlenen tarih bombardımanla sınanıyor
Lübnan’ın güneyindeki Şakif Kalesi, yüzyıllardır savaşlara tanıklık eden stratejik bir tarih alan olma özelliğini koruyor.
RANA JOUNİ
Lübnan - Lübnan’ın güneyindeki Şakif Kalesi, yalnızca tarihi bir yapı değil, duvarlarında yüzyıllar boyunca yaşanan savaşların ve dönüşümlerin izlerini taşıyan tarihi ve stratejik bir alan olma özelliği taşıyor. Bazı bölümleri Haçlılar dönemine uzanan kale, önemli bir yönetim merkezi ve ileri bir askeri mevzi olarak kullanılırken bünyesinde hapishaneler, askeri liderlik alanları ve bir gözetleme kulesi de barındırıyor.
Son savaş sırasında Şakif Kalesi çevresinde İsrail güçleri tarafından yaklaşık 700 ton patlayıcının kullanıldığı büyük bir patlama meydana geldi. Patlama, kalenin bazı bölümleri ve yakın dönemde gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının zarar görmüş olabileceğine ilişkin endişelere yol açtı.
Arkeoloji uzmanı ve ressam Lina Joni, kalenin Haçlılar dönemine uzandığını belirterek, o dönemde siyasi ve askeri açıdan önemli kalelerden biri olduğunu ifade ediyor. Kalede hapishaneler ve askeri liderlerin kullandığı bölümlerin yanı sıra bir gözetleme kulesinin de bulunduğunu aktarıyor.
Lina Joni, kalenin ana yapısında dışarıdan görünmeyen çok sayıda merdiven ve iç odanın bulunduğunu belirtiyor. Koridorlarda ilerlerken bazı güzergâhların açıkça görülebildiğini, bazılarına ise merdivenlerden inilerek ulaşıldığını anlatan Lina Joni, birbirinin altında sıralanan odaların yanı sıra mezarları andıran ve nehir hattına doğru uzanan alanların da bulunduğunu söylüyor.
Tarih boyunca stratejik bir mevzi olarak kullanıldı
Kalenin öneminin Haçlılar dönemiyle sınırlı olmadığını belirten Lina Joni, yapının farklı savaş dönemlerinde tahkim edilmiş ve stratejik bir mevzi olarak kullanıldığını ifade ediyor.
Kalede iç savaş ve İsrail ile yaşanan savaşlar sırasında da askeri faaliyetler yürütüldüğünü belirten Lina Joni, geçmiş dönemlerde Türklerin de kaleye ulaştığını aktarıyor.
Kalenin mimarisinin doğrudan bulunduğu arazinin ve kaya yapısının özellikleriyle bağlantılı olduğunu belirten Lina Joni, yapının son derece sert, özellikle de çakmaktaşı kayaların bulunduğu bir zemin üzerinde kurulduğunu söylüyor. Bu durumun kalenin kıvrımlı yapısını belirlediğini ifade eden Lina Joni, bazı bölgelerde genişlemenin ya da kazı yapılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle mevcut alanların arazinin doğal yapısına göre değerlendirildiğini belirtiyor.
Lina Joni, kalenin kulelerinden birine ilişkin bilgi verirken kulenin iki kattan oluştuğunu, altında ise üçten fazla katın bulunduğunu belirtiyor. Bu katlarda çok sayıda nöbetçi odasının yer aldığını aktaran Lina Joni, “Kale uzun süren restorasyon çalışmalarından geçti ve 2015-2016 yıllarında yeniden ziyarete açıldı” diyor.
Odalar hapishane, muhafızların barınması ve yönetim gibi farklı amaçlarla kullanıldı
Restorasyon çalışmalarının alt katlardaki odalara yeniden ulaşılmasını sağladığını ifade eden lina Joni, ayrıca işgal döneminde ve 2000 yılından önce yıkılan merdivenlerin bulunduğu bazı bölümlere yeni merdivenler yerleştirildiğini aktarıyor. Kalenin farklı dönemlerde çeşitli güçlerin ve siyasi yapıların kontrolünde bulunduğunu belirten Lina Joni şunları söylüyor:
“Bazı gruplar bölgeden ayrılırken kalenin bazı bölümlerini patlattı, bu da çok sayıda merdiven ve iç koridorun yıkılmasına yol açtı.”
Kalenin derinliklerinde bulunan odaların hapishane, muhafızların barınması ve yönetim gibi farklı amaçlarla kullanıldığını belirten Lina Joni, bu bölümlere ulaşımın sağlanması amacıyla restorasyon kapsamında yeni demir merdivenler yerleştirildiğini ifade ediyor.
Ancak modern restorasyon bölümlerinin son bombardımanlar ve sarsıcı etkiye sahip füzeler nedeniyle zarar görmüş olabileceği uyarısında bulunan Lina Joni, bu çalışmaların kalenin genel görünümünü korumaya katkı sağlasa da böylesi saldırılara dayanacak şekilde tasarlanmadığını belirtiyor.
Lina Joni, modern restorasyonun bazı bölümlerinin zarar görmüş olmasının muhtemel olduğunu, buna karşın kalenin özgün yapısının bazı bölümlerinin kaya yapısı sayesinde daha dayanıklı kaldığını ifade ediyor.
Kayalık yapı, kalenin bombardıman ve patlamalara dayanıklılığını artırıyor
Lina Joni, kalenin temel olarak büyük kaya kütlelerinin üzerinde bulunduğunu belirtiyor. Bu jeolojik yapının bölgenin tarım ve yapılaşma açısından kullanımını zorlaştırdığını, aynı zamanda yapıların nehir yönünde genişlemesini de engellediğini söylüyor. Lina Joni, bu kayalık yapının kalenin iç bölümlerinin bombardıman ve patlamalar nedeniyle tamamen çökmesini önleyen unsurlardan biri olduğunu düşünüyor.
Lina Joni, son patlamaların kalenin bazı bölümlerine, özellikle de modern restorasyondan geçirilen alanlara zarar vermiş olmasından endişe duyduğunu belirtiyor. Restorasyon çalışmalarında kullanılan malzemelerin özgün yapıdan farklı olduğuna dikkat çeken Lina Joni, bazı bölümlerde modern ve kalenin tarihsel yapısını oluşturan kaya kütlelerine kıyasla daha az dayanıklı malzemeler kullanıldığını söylüyor.
Lina Joni, kalenin derinliklerindeki özgün yapının ise duvarların kalınlığı ve temel yapıyı oluşturan büyük kaya kütleleri nedeniyle daha dayanıklı olduğunu belirtiyor. Dış duvarlardaki açıklık ve pencere sayısının duvarların ve kayaların kalınlığına kıyasla oldukça sınırlı olduğuna dikkat çeken Lina Joni, bunun da kalenin saldırılara karşı dayanıklılığını artırdığını söylüyor.
Kalenin iç katlarının farklı tarihsel dönemlerde hapishane olarak kullanıldığını belirten Lina Joni, bu kullanımın Haçlılar döneminin yanı sıra İsrail güçlerinin bölgede bulunduğu dönemlerde de sürdüğünü aktarıyor. Lina Joni, kalenin savunmasının esas olarak mazgal ve ateş açıklıklarına dayanmadığını ifade ediyor.
Kaledeki mazgal açıklıklarının dar ve uzun olduğunu belirten Lina Joni, “Bazıları yaklaşık 10 santimetre genişliğinde, uzunluklarının ise 60 santimetre ile yaklaşık 1 metre arasında. Bu açıklıklar ok ve yaylarla saldırı gerçekleştirmek amacıyla kullanılıyordu ancak kalenin büyüklüğü ve yapısıyla karşılaştırıldığında bu açıklıkların sayısının oldukça az olduğu görülüyor” diyor.
Kale yıkıma direniyor
Lina Joni, bu açıklıkların sınırlı olmasının yanı sıra duvarların kalınlığı ve kayalık yapının gücünün, kalenin özgün bölümlerinin büyük ölçüde ayakta kalmasını ve tamamen yıkılmamasını açıkladığını belirtiyor.
Buna karşılık kaleyi tehdit edebilecek başka riskler konusunda da uyarıda bulunan Lina Joni sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Özellikle iç bölümlere müdahale edilmesi veya kalenin merkezine doğru yeni geçitler açılması ihtimali var. Bu tarihi yapının dokusunu bozabilir ya da yapıya zarar verebilir. Kalenin üst bölümlerinin zarar görmesi demek kuleler ve üstte bulunan diğer yapıların da etkilenmesine yol açar.”
Lina Joni, patlamanın ardından kalenin henüz yakından incelenmediğini ve bu nedenle şu aşamada hasarın boyutunun kesin olarak belirlenemeyeceğini belirtiyor. Ancak özellikle üst bölümlerin ve kulelerin etkilenmiş olabileceği yönündeki endişelerin sürdüğünü söylüyor.
Modern restorasyon kapsamında zarar gören bölümlerin yeniden onarılabileceğini belirten Lina Joni, yakın dönemde inşa edilen geçit ve merdivenlerin zarar görmüş ya da çökmüş olabileceğini, ancak bunların yeniden yapılmasının mümkün olduğunu ifade ediyor. Lina Joni, bu bölümlerin taş kullanılarak kalenin yapısına uygun biçimde yeniden düzenlenebileceğini belirtiyor.
Bununla birlikte yıkılması en zor bölümün kalenin kayalık temeli olduğunu vurgulayan Lina Joni, “Kolayca ortadan kaldırılamayacak olan şey dağın kendisi” diyerek, özellikle çakmaktaşı kayaların son derece sert olduğuna dikkat çekiyor.
Lina Joni, bunun yalnızca kalenin olağanüstü biçimde tahkim edilmiş olmasıyla ilgili olmadığını, yapının üzerine kurulduğu kayanın niteliğinin de belirleyici olduğunu belirtiyor. Çakmaktaşı kayaların dayanıklılığının, çok güçlü silahlar kullanılsa dahi bu yapının yıkılmasını son derece zorlaştırdığını ifade ediyor.
Kalenin mühendislik yapısı ve inşa biçiminin de dayanıklılığında temel bir rol oynadığını belirten Lina Joni, stratejik konumunun yanı sıra mimari yapısı ve kayalık niteliğinin kaleyi tarih boyunca bölgede hüküm süren güçlerin ilgisini çeken bir alan haline getirdiğini söylüyor. Lina Joni, bu güçlerin kaleyi kontrol altına almaya ve kullanmaya çalıştığını ifade ediyor.
‘Kaleyi sisli bir görüntüyle resmettim’
Lina Joni, kaleyi resmettiği sanat çalışmasına ilişkin ise yapıyı sisli bir manzara içinde sunmayı tercih ettiğini belirtiyor. Lina Joni, taşların bölümlere ayrılışını ve pencere açıklıklarını özellikle göstermediğini, bunun nedeninin kalenin maruz kaldığı zararlar ve gelecekte yapılacak restorasyon çalışmalarının ardından alacağı son biçimin henüz bilinmemesi olduğunu söylüyor.
Şakif Kalesi ile zarar gören diğer tarihi alanları karşılaştıran Lina Joni, Şemaa, Dübbiye ve Anjar gibi bazı tarihi alanların yapı ve turistik işlev bakımından farklılık gösterdiğini belirtiyor. Bazı alanların ise ciddi zarar gördüğünü ifade eden Lina Joni, “Bunlar arasında Baalbek surları da bulunuyor, ancak bu yapıların büyük bölümünün zemin üzerinde bulunması nedeniyle yeniden restore edilmelerinin mümkün” diye belirtiyor.
Lina Joni’ye göre Şakif Kalesi ise yapı karakteri bakımından diğerlerinden farklı. Kalenin temelinin doğrudan dağın kendisiyle bağlantılı olduğunu belirten Lina Joni, alanın adeta şekillendirilmiş ve mimari biçimler kazandırılmış bir dağ görünümünde olduğunu söylüyor. Ancak yapının özünde çakmaktaşı kayaların bulunduğunu dile getiren Lina Joni, bu özelliğin kaleye daha güçlü bir yapı ve hasarlara karşı daha yüksek bir dayanıklılık kazandırdığını ifade ediyor.