Kürt saç örgüsünden Fas kınasına: Kadın bedeninin sembolik direnişi

Kürt kültüründe kesilen bir örgü, İran’da protesto için kesilen saç, Fas’ta kimlik ve tanınmanın ritüeli olan kına… Kadın bedeni, aşağılamaya ve tahakküme karşı kolektif hafızanın, direnişin ve yeniden tanımlamanın en güçlü sembolüne dönüşüyor.

HANAN HARET

Fas - Bir kadının saç örgüsünün kesilmesi sadece sıradan bir kopma eylemi değil; bununla birlikte kimlik, onur ve aidiyet hedef alınır.

Bir kadın saçını kestiğinde ya da eline kına yaktığında ise bedenini yeniden sahiplenir. Kürt kadın savaşçıların örgülerinden Jîna Emînî için kesilen saçlara, Fas’ta kına ritüellerinden kamusal alanda yakılan mumlara kadar kadınlar, bedenlerini çok katmanlı bir direniş diline dönüştürüyor. Görünen, duyulan ve hatırlanan bu semboller; şiddete karşı sessiz ama güçlü bir karşı duruşun ortak hafızasını inşa ediyor.

Geçtiğimiz Ocak ayının sonlarında, Suriye’nin Rakka kentindeki çatışmalarda bir Kürt kadın savaşçının katledilmesi ve bir paralı askerin onun kesilmiş örgüsünü elinde tutarak “nasıl olsa ölü” sözlerini söylediği videonun yayılması, yalnızca bir savaş suçu tartışması yaratmadı; aynı zamanda güçlü bir eylemselliğe yol açtı.

Bu görüntü, Kürt kültürel hafızasında örgünün taşıdığı anlam nedeniyle sıradan bir şiddet eylemi olarak görülmedi. Örgünün kesilmesi, yalnızca fiziksel bir müdahale değil; kadın kimliğine, onuruna ve varoluşuna yönelik sembolik bir saldırı olarak yorumlandı. Çünkü Kürt kültüründe örgü, estetik bir unsurdan ibaret değildir; aidiyetin, direnişin ve kolektif hafızanın görünür biçimlerinden biridir. Bu nedenle kesilen örgü, bireysel bir bedene değil, bir kimliğe ve toplumsal hafızaya yönelmiş bir müdahale olarak değerlendirildi.

Tam da bu nedenle yanıt da sembolik oldu. Suriye, Irak, Türkiye, İran ve başka ülkelerdeki Kürt kadınlar, aşağılamaya karşı kolektif bir örgü kampanyası başlattı. Dijital medyada hızla yayılan videolarda kadınlar saçlarını birlikte örerek dayanışma mesajları verdi; “Saçımız sizin korkunuzdur” ve “Bir örgüyü keserler, binini öreriz” sözleri kısa sürede birer direniş sloganına dönüştü. Bu sembolik karşılık, yalnızca bir protesto değil; kesilmeye çalışılan aidiyetin çoğalarak geri dönmesi anlamına geliyordu. Aynı zamanda Kürt kadın savaşçıların IŞİD’e karşı mücadelesini ve tarihsel direniş hafızasını yeniden hatırlattı. Girişim, Arap ve farklı ülkelerden kadınlar arasında da yankı buldu.

Faslı halk kültürü araştırmacısı Necime Gazali Tay Tay, bu sembolik boyuta dikkat çekerek şunları söyledi: “Kadın savaşçının örgüsünün kesilmesi dünya çapında sarsıcı bir sahneydi. Örgünün kaybı, aşağılanma ve kimliğin, varlığın kaybı anlamına gelir; bu, kadının onuruna dokunma ve onu kontrol altına alma girişimini gösterir.”

‘Örgü, bedenin ve onun anlamının bir uzantısıdır’

Gazali Tay Tay,  “Fas’ta örgüler, evlilik öncesi genç kızla ilişkilendirilir ve düğün ritüelleri boyunca devam eder. Örgü, kadının gücünü, güzelliğini ve onurunu temsil eder. Toplumsal aidiyeti ve kolektif kimliği gösterme aracıdır; toplum içinde kendini ifade etme kapasitesini simgeler. Örgü sadece estetik bir ayrıntı değildir; bedenin ve onun anlamının bir uzantısıdır. Kadının toplumsal temsiline ve kimliğini korumasına imkan veren sembolik bir araçtır” dedi.

Saçla dayanışma… Jîna Emînî’nin ardından

2022 yılında İran’da, başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle Kürt genç kadın Jîna Emînî’nin öldürülmesinin ardından, Suriye, Irak, İran ve başka yerlerdeki Kürt kadınlar onunla dayanışma amacıyla saçlarını kesti. Bu eylem, kadın bedenine yönelik ihlale karşı sessiz bir protesto niteliği taşıdı.

Necime Gazali Tay Tay bu bağlamı şöyle açıklıyor: “Saç kesmek ya da saç üzerinden dayanışma göstermek, şiddete ve beden üzerindeki tahakküme karşı bir reddiyeyi yansıtır. Kadınların acıyı, kimliği ve onuru pekiştiren sembolik bir eyleme dönüştürme kapasitesini ortaya koyar.”

‘Fas Kınası’ kimlik ve tanınmanın sembolik ritüeli

Benzer bir sembolizm Fas’ta kına geleneğinde görülür. Kına; geçiş, korunma ve yaşamın kutlanmasıyla bağlantılı bir ritüeli temsil eder ve toplumsal kolektif anlam taşır.

Bunlar arasındaki bağlantı ve anlamlara değinen Necime Gazali Tay Tay, “Halk anlatısında kadın bedenini anlamak, birden fazla düzeyi birbirinden ayırmayı gerektirir: Anlatıcı olarak kadın bedeni, anlatı içinde görünen beden ve kadının anlatmayı seçtiği hikaye. Ses, bedenin bir parçasıdır; kadın sesi aracılığıyla anlattığı hikayeyi somutlaştırır. Anlattığında, belirli bir toplumsal düzeni reddettiğini ifade eder. Sesi bir güç ve pozitiflik aracına dönüşür; tıpkı jestler ve semboller aracılığıyla görünür olan beden gibi” olarak yorumluyor.

Necime Gazali Tay Tay sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kına ritüelleri çoğunlukla kadınlara ait bir mekanda uygulanır; ancak güçlü toplumsal ve kolektif anlamlar taşır. Ellerin kınayla süslenmesi, kadını görünmezlik halinden toplumsal olarak tanınan ve onaylanan bir konuma taşımanın bir yoluydu. Kadın yas ya da baskı nedeniyle kına yakmayı reddettiğinde ise bu, onun psikolojik ve toplumsal durumuna dair bir anlam taşır. Ayrıca bazı halk anlatılarında bedenin gerçeği sınamak için kullanıldığına dikkat çeker. Örneğin, elin sıcak bir lapayla dolu kaba sokulması gibi uygulamalar. Burada beden cezalandırılmaz; gerçeği ortaya çıkarmak ve kadının toplumsal olarak yeniden tanınmasını sağlamak için çağrılır.”

Mumlar ve güller: Canlı semboller

Kadın dayanışmasının biçimleri yalnızca saç kesmek ya da kına yakmakla sınırlı değildir; kamusal alanlarda mum yakmak ve çiçek bırakmak gibi sessiz ritüelleri de kapsar.

2016 yılında Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Gangnam İstasyonu’nda bir genç kadının öldürülmesinin ardından istasyon kitlesel bir yas alanına dönüştü. 2022’de Dünya Kadınlar Günü, şiddet ya da cinayete maruz kalan kadınlarla dayanışma amacıyla mum yakma ve çiçek bırakma eylemlerinin tercih edildiği feminist protestolarla kesişti; bu kadınlar arasında Jîna Emînî de vardı. 2024 yılında ise Kenya’nın başkenti Nairobi’de kadınlar, katledilen kadınları anmak için kırmızı güller ve mumlarla sessiz anmalar gerçekleştirdi.

Necime Gazali Tay Tay bu sembolleri şöyle yorumluyor: “Mum yalnızca bir yas sembolü değildir; gül de sadece duygusal bir jest değildir. Bunlar anlamla yüklü sessiz eylemlerdir. Bir varlık ilanı, unutmayı reddetme ve beden hedef alındığında ya da kelimeler kaybı anlatmaya yetmediğinde kadınların başvurduğu bir dildir.”

Halk anlatısı: Sembollerin ve değerlerin aktarımı

“Halk anlatısı, anlatıcıdan dinleyiciye, dinleyiciden başka bir anlatıcıya aktarılırken bir dayanışma biçimini temsil eder” diyen Necime Gazali Tay Tay, “Bunlar değerleri ve sembolleri taşır; kadına dayatılan zulmü ve kısıtlamaları reddettiğini teyit eder. Kahraman baskıya ya da kaçırılmaya maruz kalsa bile, anlatı ona dengesini ve kimliğini yeniden kazandırır; böylece toplumsal ve kolektif tanınmaya geri döner” şeklinde ifade ediyor.

Modern medyada beden ve kimlik

Dijital medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte kadın bedeni, kültürel anlamlarından koparılarak çoğu zaman ticari ölçütler çerçevesinde kullanılıyor. Necime Gazali Tay Tay bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Bu imgeler, geçmişte kadına atfedilen güç ya da onuru yansıtmaz; daha çok ticari hedefleri yansıtır. Buna rağmen kadının imajını ve mesajını koruyan, yeni kuşaklara ilham veren kadınlar var. Kadının varlığı yalnızca fiziksel görünümle sınırlı değildir; sembolik ve manevi güce de uzanır.”

Çok katmanlı bir dil olarak beden

Kadın bedeni; örgüler, kına ve anlatı aracılığıyla ifade ve direnişin bir aracı olmaya devam ediyor. Saç kesmek, beden üzerindeki tahakküme karşı bir reddiye ilanıdır; kına işlemek, onu topluluk içinde yeniden tanımlamaktır; halk anlatısı ise sembolik ve toplumsal gücü aktarmanın bir yoludur.

Gül ve mum da bu sembolik hattın uzantısını temsil eder. Kamusal alanlarda dayanışma ve yas için kullanılır; kadının varlığını görünür kılar ve şiddetin ya da kadın yaşamlarının kaybının unutulmasına karşı bir reddiye sunar. Bu şekilde tüm bu semboller, bireysel ve kolektif varlığı bir araya getiren ortak bir dile dönüşür.

Saçın protesto anında kesilmesi ile kınanın bir tanınma ritüelinde işlenmesi arasında, kadın bedeni silinme girişimleri ile yeniden tanımlama iradesi arasında hareket eder. Beden çok katmanlı bir dile dönüşür: örgüde görülür, anlatıda duyulur, kınada, mumda ve gülde okunur.

Faslı halk kültürü araştırmacısı Necime Gazali Tay Tay konuşmasını şu sözlerle tamamlıyor: “Kına, örgü ve halk anlatısıyla bağlantılı semboller zamanla kaybolmaz; aksine kadının ve toplumunun hafızasında canlı kalır. Kuşaklar boyunca aktarılır, yeni hikâyeler anlatır ve kadının varlığını ile konumunu yeniden teyit eder.”