Cezayirli tiyatrocu Moudah Zeinab: Sahne fedakarlık ve mücadele alanı

Cezayirli genç tiyatrocu Moudah Zeinab, sahnedeki varlığın fedakarlık ve toplumsal zorluklarla dolu olduğunu belirterek, kadınların tiyatroda yaratıcılık ve özgürlük için mücadele ettiğini söyledi.

RABİA HURAYS

Cezayir- Cezayir tiyatrosu, ülkenin on yıllar boyunca yaşadığı sosyal ve kültürel dönüşümlerin bir aynası olarak öne çıkıyor. Kadınların sahnedeki varlığı, reddedilme ve kabul arasında, miras alınan gelenekler ile özgürleşme ve yaratıcılık özlemleri arasında gidip gelen hassas bir konu olmaya devam ediyor.

22 Aralık’ta başlayıp 1 Ocak’ta sona eren 18. Ulusal Profesyonel Tiyatro Festivali’nde sahnelenen oyunlar, bu dinamikleri gözler önüne serdi. Özellikle “Beş Kadın ve Bir Araba” adlı oyun, yedi buçuk yıl boyunca dünyadan izole bir şekilde yaşayan beş kadının hikayesini anlatıyor. Oyun, bazı bölgelerde hala etkili olan toplumsal kısıtlamalara rağmen, kadınların sahnedeki varlığının somut biçimde geliştiğini gösteriyor.

‘Kadın oyuncu yoktu’

1920’lerin başlarında Cezayir tiyatrosu, önemli bir paradoksla karşı karşıya kalırken, yeni gelişen tiyatro, kadınları sahneye katılmaya teşvik etmede büyük zorluklar yaşıyordu. Cezayir tiyatrosunun öncülerinden biri olan Ali Sellali, anılarında bu durumu doğruluyor. Ali Sellali, “O zamanlar ihtiyacımız olan kadın oyuncu eksikliği çok ciddi bir sorundu, kesinlikle hiçbir kadın oyuncu yoktu” diye belirtiyor. Ali Sellali’ye göre, muhafazakar toplum kadınların sahnede görünmesini yasakladığı için erkekler kadın rollerini üstlenmek zorunda kalıyordu.

Yıllar içinde, Cezayir tiyatrosunda kademeli değişimler yaşandı. Bu değişimde öncü rol oynayan isimler arasında Cezayirli oyuncu Marie Suzanne ve Cannes Film Festivali kırmızı halısında yürüyen ilk Arap yıldızı olan Cezayirli tiyatro oyuncusu Aïcha Djouri yer aldı. Ayrıca, Khadija Ben Aïda de Cezayir tiyatrosunun önde gelen isimlerinden biri olarak sahneye damgasını vurdu.

Kritik rol

1958’de Tunus’ta kurulan Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) sanat topluluğu, Cezayir tiyatrosundaki kadınların sahneye katılımına dair zorlukları anlamak açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. “Kasbah Oğulları”, “Ölümsüzler”, “Işığa Doğru” ve “Özgürlerin Kanı” gibi önemli eserler üreten topluluk, kültürel ve kamu diplomasisinde kritik bir rol üstlendi. Ancak topluluk, on beş erkekten sadece iki kadından oluşuyordu: Roukia Derri ve Malika Brahimi. Bu durum, kadınların oyunculuk alanına girişinde karşılaştıkları engelleri ve toplumsal gelenekler ile önyargıların kadın rollerini nasıl sınırladığını ortaya koyuyor.

Sanatçı Sonia’nın katkıları

Durum, 1964 yılında Dramatik Sanatlar Okulu’nun (daha sonra Ulusal Dramatik Sanatlar ve Koreografi Enstitüsü) kurulmasına kadar değişmeden kaldı. Bu dönemde Cezayirli kadınları tiyatroya çekmek için önemli çabalar ortaya çıktı. Örneğin, sanatçı Sonia, ayrımcılık, şiddet ve iş ile aile rollerini dengeleme baskısı gibi kadınların karşılaştığı toplumsal zorlukları ele alan oyunlar sahneledi. Sonia’nın eserleri arasında, feminist tiyatronun en önemli örneklerinden sayılabilecek “Fatima” ve “Hatta Altam” öne çıkıyor. Sanatçı, sadece oyunculuk ve yönetmenlik yapmakla kalmayıp, oyun yazarlığını da kapsayan kapsamlı bir katkı sağladı.

‘Tiyatro özgürlüğe açılan kapı’

Yükselen sesler arasında genç tiyatrocu Moudah Zeinab’in deneyimi öne çıkıyor. Tesadüf ve tutkuyla yönlendirilen Moudah Zeinab, kendini planlamadığı bir dünyada bulurken, bu süreç, onun öz keşif ve beceri geliştirme yolculuğunun bir parçası haline geldi. Biskra Yüksek Enstitüsü mezunu olan Moudah Zeinab, bölgesel ve teknik tiyatroda performans sanatları alanında uzmanlaşmış, yirmili yaşlarının ortalarındaki bir genç kadın olarak tiyatro dünyasına adım attı. Moudah Zeinab, tiyatronun çocukluk beklentilerinin bir parçası olduğunu ifade etti. Moudah Zeinab, tiyatroya girişinin tamamen tesadüf eseri ve önceden herhangi bir planlama olmadan gerçekleştiğini dile getirdi. Moudah Zeinab, “Tiyatro dünyasına girişim, sanat alanında bir arkadaşımla hazırladığım bir medya projesi sayesinde tesadüfen oldu. Bana katılmamı önerdi ve ben de kabul ettim. Eğitim kursuna kabul edileceğimi hiç beklemiyordum ve bu deneyimi yaşadığım için kesinlikle pişman değilim. Tiyatro benim için mutlak özgürlüğe açılan bir kapı değil, ancak başkaları için öyle olabileceğini düşünüyorum. Benim için sahne, biriken enerjiyi boşaltmak ve yeni enerji kazanmak için bir yerdi” diye belirtti.

‘Sosyo-kültürel faktörlerden hala etkileniyoruz’

Cezayirli kadınların sahnedeki güncel varlığıyla ilgili olarak Moudah Zeinab, bunu adeta bir “fedakarlık” olarak nitelendirdi. Moudah Zeinab, “Sahnede oyunculuk benim için kolay, ama birçok kadın, gerçek hayatta anne olarak üstlendikleri rollerle sahnede oynadıkları karakterleri dengelemekte çok zorlanıyor. Günümüzde feminist tiyatro metinleri var ve biz kadınlar oyun yazarlığından yönetmenliğe kadar rekabet edebiliyoruz. Yine de Cezayir toplumunun doğasıyla ilgili bazı tarihsel ve sosyo-kültürel faktörlerden hala etkileniyoruz” dedi.

Ülkenin bazı bölgelerinde tiyatronun kadınlar için uygun görülmediğini de belirten Moudah Zeinab, “Bence bu yanlış bir anlayış. Dahası, tiyatro tek bir biçim değil, içerik, stil ve yapı bakımından farklılık gösteren çoklu ve çeşitli stilleri kapsıyor. Çocuk tiyatrosu, küçük çocukları eğitmeyi, yetiştirmeyi ve eğlenceli gösteriler aracılığıyla kişiliklerini geliştirmeyi amaçlarken, sessiz tiyatro sözlü dil kullanmadan fiziksel hareket ve jestlere dayanıyor. Ayrıca bilişsel ve eğitici içerik sunan belgesel oyunlar da mevcut” şeklinde konuştu.