Yedi yılın ardından: Dilan Cudi Saruhan’dan ‘Bir İhtimal Gökyüzü’ sergisi
Yedi yıl cezaevinde kaldıktan sonra 2024’te tahliye edilen sanatçı Dilan Cudi Saruhan, yaklaşık 10 yıllık üretim sürecini “Bir İhtimal Gökyüzü” sergisinde bir araya getiriyor.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Dilan Cudi Saruhan, 2017’de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde öğrenciyken tutuklandığında 24 yaşındaydı. Yedi yıl boyunca cezaevinde kaldı. 2024’te tahliye edildiğinde üniversite eğitimi geride bıraktığı yılların arasında tamamlanmış, fakat sanat üretimi bitmemişti. Saruhan, cezaevinde de üretmeye devam etti; yazdı, çizdi, bulabildiği, dönüştürdüğü malzemelerle çalıştı. “Bir İhtimal Gökyüzü” sergisi sanatçının son on yılına, hayatındaki kırılmalara ve bu kırılmaların üretimlerine bıraktığı izlere bakıyor.
Dilan Cudi Saruhan 1993’te köy boşaltmaları nedeniyle Eruh’tan İstanbul’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğup büyüdü. Kendisini İstanbul’da “harmanlanmış” biri olarak anlatırken, doğduğu ve büyüdüğü kentin onu ailesinin geçmişinden ya da Kürt kimliğinden koparmadığını söylüyor. Çocukluğundan itibaren taşıdığı bu hafıza, daha sonra sanat pratiğinin de parçası yapan Dilan Cudi Saruhan, bugün üretimlerini hafıza, beden, kimlik, özgürlük ve insan hakları etrafında kuruyor; toplumsal gerçekliğin kendi kimliğini ve karakterini şekillendirdiğini, dolayısıyla ürettiklerinin de bundan bağımsız olamayacağını anlatıyor.
Cezaevine girdiğinde henüz sanat eğitiminin başındaki genç bir heykeltıraş olan Dilan Cudi Saruhan için yedi yıl, aynı zamanda malzemelerin, mekanın ve üretme biçimlerinin değiştiği bir dönem olmuş. Dilan Cudi Saruhan dışarıda sıradan görünen nesneler içeride başka anlamlar kazandığını söylüyor. Cezaevinde kullandığı bir göz kalemi yalnızca bir göz kalemi olmaktan çıkıyor; ters çevrilmiş bir şemsiye başka bir forma dönüşüyor, kıyafetlerine yaptığı nakışlar ise denetimin içinde kendisine açtığı başka bir ifade alanına dönüşüyor.
Bu nedenle Dilan Cudi Saruhan için duvar sadece betondan bir engel anlamına gelmiyor. Bir mekanın sınırı olabildiği gibi kimliğin, cinsiyetin ya da özgürlüğün de sınırına dönüşebiliyor. Dilan Cudi Saruhan için duvar bazen kendisi bir “kovuk”, kimi zaman onu yırtmaya ya da kırmaya çalışan bir beden var. Dilan Cudi Saruhan, yedi yıl cezaevinde kaldıktan sonra dışarı çıkmanın kendisini otomatik olarak güvende ve özgür hissettirmediğini söylüyor. Cezaevinde doğrudan karşılaştığı duvar ile dışarıda görünmez biçimde karşısına çıkan sınırlar arasında bir bağ kuruyor.
Katılabildiği ilk sergi
“Bir İhtimal Gökyüzü” Dilan Cudi Saruhan’ın ilk fiziksel olarak katıldığı kişisel sergisi. Daha önceki sergilerinden birinde cezaevinde olduğu için yer alamadı; Fransa’da gerçekleşen bir başka sergiye ise devam eden yurtdışı yasağı nedeniyle gidemedi. Bu kez işlerinin başında ve kendi hikayesini kendi kurduğu bir serginin içinde. Serginin ardından İzmir ve Amed’de de izleyiciyle buluşması planlanıyor.
Dilan Cudi Saruhan bugün yüksek lisansına devam ediyor ve sanat üretimini farklı alanlarda sürdürmeyi planlıyor. Heykel ve resmin yanı sıra senaryolaştırmak istediği hikayelerden söz ediyor. Sanatı ise “sanat sanat için mi, toplum için mi?” ikiliğine sıkıştırmayı reddeden Dilan Cudi Saruhan; bireyin hikayesiyle toplumsal gerçekliğin birbirinden ayrılmadığını belirterek, kendini, denetimin ve kısıtlanmanın olduğu alanlarda üretim yapan bir sanatçı olarak tanımlıyor.
Dilan Cudi Saruhan ile “Bir İhtimal Gökyüzü”nü, Eruh’tan İstanbul’a uzanan aile hikayesini, Marmara Üniversitesi’nde öğrenci olduğu dönemde başlayan ve yedi yıl süren cezaevi sürecini, içeride üretmenin yollarını, hafıza, beden ve kimlikle kurduğu ilişkiyi ve tahliye sonrasında özgürlük kavramının onun için nasıl değiştiğini konuştuk.
‘Bir gökyüzünün ihtimalini konuşabilmekten bahsediyorum’
Dilan Cudi Saruhan, “Bir İhtimal Gökyüzü” isminin uzun süredir üzerinde düşündüğü bir durumun yansıması olarak ortaya çıktığını söyledi. Gökyüzünün kapalı alanda kalan bir insan için özgürlüğü ifade edebildiğini belirten Dilan Cudi Saruhan, dışarıda olan bir insan için ise açık alan ve ferahlama isteği yaratabildiğini ifade etti. Dilan Cudi Saruhan devamında şunları söyledi:
“Ama burada bir ihtimal meselesinden bahsediyorum ben. Şu bulunduğumuz süre zarfı içerisinde, hayatın içerisinde hiçbir şey kesin değil. Kesinliğe ulaşmadığımız bir noktada ben bir durumun ihtimalini arıyorum. Bu ihtimalin içerisinde de henüz bir gökyüzü yok. İstediğiniz bir gökyüzü yok. Ama biz bu gökyüzünün var olabilme ihtimali üzerinden konuşuyoruz. Yani ben bunu en azından ifade etmek istiyorum. Bir gökyüzünün ihtimalinden konuşabilmekten bahsediyorum. Şu an var olan durumun dışında başka bir şeyden bahsediyorum. Bu yüzden bunun ismi Bir İhtimal Gökyüzü.”
Dilan Cudi Saruhan, serginin adındaki “ihtimal” kavramının aynı zamanda bekleyiş, özlem ve yeni bir sürecin ortaya çıkma olasılığıyla ilişkili olduğunu söyledi:
“Bu gökyüzünde belki de ihtimalleri barındıran bir süreçte bekleyenlerin beklediklerine kavuşacakları, belki de özlemin bitebileceği ya da yeni bir sürecin rengini ortaya çıkarabileceğimiz bir şeyden bahsediyorum. O yüzden bunun adı Bir İhtimal Gökyüzü.”
10 yıllık birikimin izleri
Serginin yalnızca cezaevinde ürettiği işlerden oluşmadığını vurgulayan Dilan Cudi Saruhan, “Bir İhtimal Gökyüzü sergisi benim sadece cezaevinde ürettiğim işlerden oluşmuyor. Bir 10 yıllık süreçten bahsediyor. Bu 10 yıllık süreç içerisinde ihtimal, beden, sınırlar, özgürlük kavramı, kadın olma durumu, bunların hepsi işlenmiş bir durumda. Bu da benim bu zaman içerisinde mekanla kurduğum bağla beraber ve mekan, zaman, malzeme ilişkisi içerisinde dönüşen bir evre oldu. O yüzden 10 yıllık birikimin sonucunda böyle bir sergi ortaya çıktı. Bu katman katman, üst üste böyle bir sergi çıktı ortaya” dedi.
Dilan Cudi Saruhan, çalışmalarında malzemeye yaklaşımının da bu süreç içerisinde değiştiğini belirtti. Malzemeyi yalnızca olduğu haliyle kullanmak yerine dönüştürmenin zaman içerisinde üretim biçiminin bir parçasına dönüştüğünü söyledi:
“Genel anlamda malzemeye ya da işe bakarken, yani ‘ne çıkartırım ben bundan’ diye bakmaktan ziyade, o an o benim duygu durumumun dökümü oluyor aslında biraz da. Malzemeyi dönüştürebilme hali, evet, biraz cezaevinde başladı ama daha sonrasında da aslında bu, benim bir noktada üretim biçimime yansıyan bir bakış açısı oldu. Malzemeyi dönüştürebilme bir bakış açısı yarattı bende. O yüzden şöyle bir şey söyleyebilirim: Malzeme benim için her zaman olduğu gibi değil. Bu benim için zamanda, mekanda kılık değiştirebiliyor.”
Malzemenin diliyle oynamak
Malzemenin mekana ve zamana göre başka anlamlar kazanabildiğini anlatan Dilan Cudi Saruhan, çalışmalarında farklı nesneleri dönüştürerek yeni formlar oluşturduğunu söyledi. Tülbent, saç ve şemsiye üzerinden örnekler veren Dilan Cudi Saruhan, nesnelerin kendi işlevlerinin dışına çıkarak başka biçimlere dönüşebildiğini belirtti:
“Örneğin, tülbent aslında benim için bir tülbent olmayabilir ve üzerine nakış yaparak bir ritüele dönüştürebilirim. Ya da işte arkamdaki saç mesela, bu bir köprüye dönüşebilir benim için. Bu bir köprü aslında. Ya da mekanda bulunan şemsiyeler mesela, aslında formuyla oynadığım bir şemsiyenin ters dönerek bir örümceğe, hareketli bir örümceğe dönüşmesi, yani inorganik formun organik bir forma dönüşme hali var burada.”
Cezaevinde ürettiği nakış çalışmalarının da bu dönüşümün bir parçası olduğunu belirten Dilan Cudi Saruhan, fotoğraf çekmenin mümkün olmadığı dönemde yaşadığı mekanı farklı bir yöntemle dışarı aktarmaya çalıştığını anlattı:
“İçerideki tülbentler, üzerine nakış yaptığım atletler mesela… Onlar resim, belki de fotoğraf içeride çekemediğimiz dönemde ‘Tamam, buranın fotoğrafını ben yaparım’ deyip kendim nakış yaparak dışarıya çıkarttığım ve ‘Bizim dünyamızda böyle’ dediğim bir yerde ortaya çıkan işler oldu. O yüzden malzemenin diliyle her zaman oynamak aslında benim için bir oyun oldu.”
Cezaevinde başlayan bu üretim biçiminin tahliye sonrasında da devam ettiğini söyleyen Dilan Cudi Saruhan, yaşadığı sürecin kendisine yeni bir bakış açısı kazandırdığını ifade etti.
‘Bir sanatçı olarak bunu bir sorumluluk olarak görüyorum’
Dilan Cudi Saruhan, serginin “ihtimal” fikrinin içinde bulunulan Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme süreciyle de ilişkili olduğunu belirtti. Hayatta kesinliklerin bulunmadığı bir dönemde sanatçının süreci takip eden ve okuyan bir yerde durması gerektiğini söyledi. Dilan Cudi Saruhan şöyle konuştu:
“Bir ihtimal üzerine konuşuyoruz. Sanatçı bence her zaman öngörülü olmak durumunda. Süreci takip eden, okuyan ve en azından içeriden dışarı yeniden bir pencere açıp dışarıya adapte olmaya, hayata bir şekilde alışmaya çalışan biri olarak baktığım zaman, bu serginin, bu ismin, bu sürecin buraya denk düşmesi yani benim için bir sorumluluktu aslında. Bir sanatçı olarak, bir sorumluluk olarak görüyorum bunu kendimde.”
Serginin içinde bulunulan sürece katkı sunabileceğini düşündüğünü ifade eden Dilan Cudi Saruhan, yeni alanların açılabileceğini söyledi.
“Ben bunu böyle nitelendirebilirim. Bu sürece bence çok iyi bir katkısı olacağını düşünüyorum. Pozitif anlamda bence yeni, farklı cepheler açacağını düşünüyorum.”
Sergi 21 Kasıma kadar İstanbul’da Tütün Deposu'nda ziyaret edilebilir.