Avukat Rozîv Kino: Kürtçe anayasal güvence altına alınmalı

Suriye geçici yönetiminin Kürtçeye ilişkin 13 sayılı kararnamesini değerlendiren avukat Rozîv Kino, Kürtçenin ulusal dil olarak tanınmasının yeterli olmadığını belirterek, dilin anayasal ve yasal güvence altına alınması gerektiğini söyledi.

BERÇEM CÛDÎ

Kobanê – Suriye geçici yönetiminin 27 Ağustos’ta Kürtçe hakkında yayımladığı 13 sayılı kararname, Kürtçenin eğitimdeki yeri ve kullanımına ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. Kararnamede Kürtçenin Suriye’nin ulusal dili olarak tanımlanması ve eğitim hakkının kabul edilmesine rağmen, Kürtçe eğitimin haftada 3 saatle sınırlandırılması tepki topladı. Ajansımızın sorularını yanıtlayan Avukat Rozîv Kino, kararnameyi hukuki açıdan değerlendirerek Kürtçenin anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

*Geçici yönetim tarafından Kürtçe hakkında yayımlanan 13 sayılı kararname, Kuzey ve Doğu Suriye’de gündem oldu. Siz bir hukukçu olarak bu kararnameyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kararnamenin içeriği ve hukuki boyutu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Geçici yönetim başkanının bu yıl yayımladığı 13 sayılı kararnamede Suriye’de Kürtçenin durumuna ilişkin birçok madde yer alıyor. Açıklanan maddelerde Kürtler azınlık bir topluluk olarak ele alınırken, Kürtçe Suriye’nin ulusal dili olarak tanınıyor ve Kürtlerin eğitim hakkı kabul ediliyor. Ancak Kürtçe eğitimin Kürtlerin yaşadığı bölgelerle sınırlandırıldığı ve seçmeli bir dil olarak değerlendirildiği görülüyor. Bu nedenle Kürtçe ikinci dil konumunda ele alınıyor; Arapçanın yanında öğrencilerin farklı bir dil seçebilmesine benzer şekilde Kürtçe de aynı yaklaşımla değerlendiriliyor.

Suriye bir değişim ve geçiş sürecinden geçiyor. Bu nedenle Suriye geçici yönetim başkanı tarafından çıkarılan kararnamelerin gelecekte ne ölçüde güvence altında olacağı belirsizliğini koruyor. Çünkü geçiş süreçleri açısından değerlendirildiğinde, gelecekte Suriye’de yeni yönetimin oluşması ve anayasanın ilan edilmesiyle mevcut kararnameler yeniden ele alınabilir; yeni yönetim bu kararları iptal edebilir, değiştirebilir veya yeniden düzenleyebilir. Dolayısıyla Kürtçe de bu süreçte hukuki açıdan risk altında bulunuyor ve Kürtlerin anadillerinde eğitim hakkının kalıcı olarak güvence altına alındığını kesin olarak söylemek mümkün değil.

Kürt halkı, Rojava Devrimi’nden önce de dili için mücadele etti, dilini korudu, okudu ve kendisini bu alanda geliştirdi. Baas rejimi döneminde halk, tüm engellemelere rağmen Kürtçeyi gizli bir şekilde korudu ve öğrenmeye devam etti. Kürtçe aynı zamanda zengin bir dil ve son 15 yılda bu dilde farklı alanlara ilişkin çok sayıda materyal hazırlandı ve eğitimde kullanıldı. Böylece Kürtçe, yalnızca okuma ve yazmanın öğrenildiği bir dil olmaktan çıkarak edebi ve bilimsel materyallerin de dili haline geldi. Birçok nesil bu materyaller üzerinden eğitim aldı ve mezun oldu. Bu nedenle Kürtçenin okullarda birkaç dersle sınırlandırılması hiçbir şekilde yeterli değil.

*Bilindiği üzere anadilde eğitim hakkına ilişkin birçok uluslararası sözleşme bulunuyor. Bu sözleşmeler nelerdir ve Suriye açısından ne ölçüde geçerlidir?

Dünyada, resmi dilin dışında farklı dillerin de bulunduğu ülkelerde, bu halkların kendi dillerinde eğitim ve öğrenim görme hakkını güvence altına alan çeşitli sözleşme ve yasalar bulunuyor. Ancak bu alanda öncelikle yasal güvence ile bir hakkın yalnızca ilan edilmesi arasındaki farkı ortaya koymak gerekiyor. Anadilde eğitim hakkının yalnızca ilan edilmesi ve tanınması yeterli değil; bu hakkın yasal güvence altına alınması ve uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.

Birleşmiş Milletler, 1992 yılında farklı halkların kendi anadillerinde eğitim ve öğrenim görme hakkını kabul etti. BM bildirilerinin yanı sıra dil haklarına ilişkin çeşitli sözleşme ve anlaşmalar da bulunuyor. UNESCO da 1960 yılında diller temelinde ayrımcılığı reddeden ve halkların statüsünü kabul eden düzenlemeler ortaya koydu. Çocuk haklarına ilişkin bildirilerde de çocukların kendi anadillerinde eğitim görmesi gerektiği açıkça ifade ediliyor. Bunların yanı sıra bu alanda onlarca sözleşme ve bildiri bulunuyor. Ancak Ortadoğu’ya baktığımızda, bu yasa, sözleşme ve bildirilerin devletler tarafından uygulanmadığını, hatta diğer dillere ve halklara karşı ciddi ayrımcılık uygulandığını görüyoruz.

*Kürtler, dilin yalnızca ulusal değil, aynı zamanda resmi olması gerektiğini söylüyor. Bu anlamda nasıl bir talep ortaya çıkıyor ve ne yapılmalı?

13 sayılı kararnameye göre Kürtçe, Suriye’nin ikinci resmi dili olarak değil, ulusal dil olarak tanımlandı. Suriye’nin resmi adında hala “Suriye Arap Cumhuriyeti” ifadesi kullanılıyor. Yalnızca bu açıdan baktığımızda bile dil konusunda ortaya çıkan sorunları görebiliriz. Kararnamenin temel yaklaşımına göre Kürtçenin ulusal dil olarak seçmeli şekilde öğrenilmesine olanak sağlanıyor, ancak Kürtçe hala Suriye’nin resmi dili olarak kabul edilmiyor. Bu noktada ulusal dil ile resmi dil arasındaki farkı bilmek gerekiyor. Bir dil ulusal dil olduğunda, o halkın kendi dilini konuşma ve bir halk olarak varlığını ifade etme hakkı bulunuyor. Ancak dil resmi olduğunda, devletin tüm resmi işlemlerinde kullanılması gerekiyor. Bu nedenle bugün bu alanda birçok sorun ortaya çıkıyor ve resmi işlemlerde Kürtçenin hala geri plana itildiği, yerine Arapçanın kullanıldığı görülüyor.

*Kürt bir avukat olarak sizce bu süreçte ve özellikle dil için nasıl bir mücadele ve çalışma yürütülmesi gerekiyor?

Bir geçiş sürecinden geçiyoruz ve birçok hukuki ihlalin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Aynı zamanda şimdiye kadar mevcut yasalar şekillenmiş değil ve bunlardan biri de Suriye anayasasıdır. Aynı zamanda anayasal bildiride de Kürt halkı bir topluluk olarak tanımlandı. Sanki bu bölgeye göç etmişler ve buranın asli vatandaşları değillermiş gibi. Bu nedenle resmi bildiride Kürt halkının dili ve kimliği üzerindeki tehlikeler açıkça görülüyor.

Peki ne isteniyor? Öncelikle anayasada Kürtçe hakkında özel bir madde bulunmalı, bu dil resmi olmalı ve Kürtler Suriye’de ikinci halk olarak kabul edilmeli. Çünkü Arap halkından sonra Suriye’de en kalabalık halk Kürtlerdir. İkincisi, Kürtçe Suriye’nin tüm vilayetlerinde okutulmalı ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerle sınırlandırılmamalı. Ayrıca Kürtçenin ırkçılıktan korunması için bir yasa olmalı ve ihlalde bulunanlar suçlu olarak görülmeli. Özellikle Ortadoğu’da diğer halklara karşı ırkçılık çok fazla ve yok etme düzeyinde siyaset yürütülüyor. Diğer yandan Suriye Halk Meclisi’nde anayasal danışma süreçlerinde tüm bu maddeler dikkatli bir şekilde tartışılmalı, Suriye’nin çok renkli yapısını ve tüm halkların haklarını temsil eden bir anayasa oluşturulmalıdır.