Soykırım günlerine bir ağıt: Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar

Katliamlar sadece canları değil, hafızaları da yok eder; geride ise kuşaklar boyu dinmeyen bir acı, yarım kalan hayatlar ve toprağa savrulmuş hikayeler bırakır. Kadınların yaşadığı acılar bugün hala ‘Urfa’nın etrafında’ yankılanıyor.

Haber Merkezi- Ortadoğu ve çevresindeki coğrafya, yüzyıllardır farklı kimlikler, inançlar ve aidiyetler üzerinden yaşanan katliamların izlerini taşıyor. Bu süreçlerde sayısız insan yaşamını yitirirken, hayatta kalanlar ise derin travmalarla baş başa kaldı. Toplumsal hafızaya kazınan bu acılar, kuşaklar boyunca aktarılmaya devam etti.

“Birlikte yaşamak” fikri çoğu zaman dile getirilse de, tarihsel gerçeklikler bu idealin önüne örülen nefret ve inkar duvarlarını gözler önüne seriyor. Üzerine konuşulmayan, yüzleşilmeyen katliamlar ise yalnızca geçmişte kalmıyor; bugünkü çatışma ve şiddet ortamlarının da zeminini hazırlıyor.

Tarihin en ağır kırılmalarından biri olan 24 Nisan 1915, hala tartışmaların merkezinde yer alıyor. O dönemde Ermeniler, adeta nar taneleri gibi dünyanın dört bir yanına savruldu. Ortak yaşamın bağları koparıldı; geriye ise kuşaklar boyu süren acılar kaldı. 1915-1916 yılları arasında yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Bu süreçte kadınlar en ağır ihlallerle karşı karşıya kaldı. Tecavüz sistematik bir şiddet aracı olarak kullanıldı; kadınlar sürgün yollarında ya da pazarlarda alınıp satıldı. Suriye çöllerine sürülen binlerce kadın ve çocuk, insanlık dışı koşullarda yaşam mücadelesi verdi.

Nefret devam ediyor

Günümüzde hala hukuki ve tarihsel sorumluluk meselesi gündemdeki yerini koruyor. Soykırımın tanınması, bu suçların uluslararası hukuk açısından yeniden değerlendirilmesinin önünü açabilecek bir adım olarak görülüyor. Türkiye’de ise katliam sürecini “soykırım” olarak tanımlamak yargı konusu olabiliyor. Bu durum, geçmişle yüzleşmenin önündeki en büyük engellerden biri. Nefret söylemi ve ayrımcılık ise farklı kimliklere yönelik saldırılarla varlığını sürdürüyor.

Kadınların adalet ve hakikat arayışı

Dünyanın dört bir yanında, her dönem sıkıntıları taşıyan anneler 1915’te soykırım sürecinde de en büyük acıyı yüklenenler oldu. Anneler için en büyük acıysa evlatlarını, yakınlarını kaybetmek oldu. Bu acılar, yıllarca dillerden düşmeyen ağıtları doğurdu.

Verjine Svazlian Fonu tarafından kadınların ağıtları kayıt altına alındı. Ağıtlar içinde Ermenice sözlü olanlar da vardı, Türkçe olanlar da. Türkçe olanların en ünlülerinden biri, bugün bir başka versiyonu Urfa’nın ünlü “sıra geceleri”nde söylenen “Urfa’nın Etrafı Dumanlı Dağlar”dı. 1927’de Rodosto – Nor Ateş’te doğan Hagop Gyurcyan, 1985 yılında bu şarkının kayıt altına alınmasını sağladı. Tüm bu tabloya rağmen, özellikle kadınların adalet ve hakikat arayışı devam ediyor. Geçmişin karanlık mirasıyla hesaplaşma mücadelesi, yalnızca tarihsel bir yüzleşme değil; aynı zamanda gelecekte benzer acıların yaşanmaması için verilen bir mücadele olarak öne çıkıyor.

O günlerden bugüne ise dilimizden şu satırlar usul usul dökülüyor:

“Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar,

Ermeni yanıyor, gözleri ağlar,

Urfa’nın etrafına ekin ekenler,

Ekini ekenler, güzeli seçerler,

Çıkma, ceylan, şu dağlara,

Seni avlarlar,

Anadan babadan ayrı koyarlar.

Urfa’nın etrafında gezer bir ceylan,

Yavrusunu kaybetmiş, arıyor yaman,

Ceylan, senin gibi yüreğim yara,

Arayıp bulamadım derdime care,

Çıkma ceylan şu dağlara,

Seni avlarlar,

Anadan, babadan ayrı koyarlar.

Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar,

Koy verin geçeyim, dumanlı dağlar,

Sılada yavrum var

Of çeker ağlar”

Bugün de kadınların yüreğinden dökülenleri İlkay Akkaya’nın sesinden dinleyelim…