Savaşın ortasında yaşamı söylemek: Rim Banna’nın sesinden Filistin
Filistin’in acısını, hafızasını ve özgürlük özlemini şarkılarına taşıyan Rim Banna, müziğini savaşın ve yıkımın karşısında yaşamı savunan bir sese dönüştürdü. Rim’ın şarkıları, Ortadoğu’da barışın ancak adalet ve özgürlükle mümkün olacağını hatırlatıyor.
Haber Merkezi - Ortadoğu’da savaşların gölgesinde büyüyen çocuklar, yerinden edilen halklar, yıkılan kentler ve geride kalanların hafızası… 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken Filistinli sanatçı Rim Banna’nın sesi, savaşın rakamlara sığmayan yüzünü yeniden hatırlatıyor. Onun şarkılarında Filistin yalnızca çatışmaların yaşandığı bir coğrafya değil; çocukların büyüdüğü, insanların sevdiği, özlediği ve bütün yıkıma rağmen yaşamaya devam ettiği bir yer.
1966 yılında Nasıra’da dünyaya gelen Rim Banna, Filistin müziğinin uluslararası alanda tanınan kadın seslerinden biri oldu. Müziğe küçük yaşlarda başlayan Rim Banna, Moskova’da müzik eğitimi aldıktan sonra ülkesine döndü. Sanat yaşamının önemli bir bölümünü unutulmaya yüz tutan Filistin çocuk şarkılarını ve sözlü kültürünü yeniden yaşatmaya ayırdı. Ancak onun müziği zamanla yalnızca kültürel hafızayı koruyan bir çalışma olmaktan çıktı. Filistinlilerin yaşadığı kayıplar, sürgün, cezaevleri, çocukların yaşamları ve özgürlük özlemi şarkılarının temel izlekleri arasında yer aldı.
Rim Banna’nın savaş karşıtı duruşunun uluslararası alandaki en dikkat çekici örneklerinden biri 2003 yılında yer aldığı Lullabies from the Axis of Evilprojesiydi. Irak Savaşı’nın sürdüğü bir dönemde hazırlanan projede Ortadoğu’dan, Küba’dan, Afganistan’dan ve dünyanın farklı bölgelerinden kadın sanatçılar bir araya geldi. Savaşın dili yerine ninnilerin dili vardı; kadınların sesleri, dünyaya savaş karşıtı bir mesaj taşıdı. Rim Banna bu projede Filistin’in sesiydi.
Filistin’in acısını çocukların hikayesinden anlattı
Rim Banna’nın 2005 yılında yayımlanan The Mirrors of My Soul albümü ise Filistin’in yaşadığı yıkımı bireysel hikayeler üzerinden anlatıyordu. Albümde sürgün edilenlerin, evlerinden koparılanların, cezaevlerindeki Filistinlilerin ve yaşamını yitiren çocukların hikayeleri yer aldı. Albümdeki en çarpıcı eserlerden biri Sarah oldu. Rim Banna bu şarkıda küçük bir Filistinli çocuğun öldürülmesini anlatırken savaşı askeri ve siyasi kavramlardan çıkarıp bir çocuğun yarım kalan yaşamına taşıdı. Çünkü Rim Banna’nın müziğinde savaş yalnızca cephede yaşanmıyordu. Bir annenin kaybında, bir çocuğun yarım kalan yaşamında, terk edilmek zorunda kalınan bir evde ve geride bırakılan topraklarda devam ediyordu. Bu nedenle onun şarkılarında acının yanında güçlü bir yaşam ısrarı da duyulur.
Ninnilerden direniş şarkılarına
Rim Banna’nın müziğinin belki de en güçlü tarafı tam burada ortaya çıkıyor. Çocuklara söylenen eski Filistin ninnilerini kayda geçirerek başladığı yolculuk, zaman içinde bir halkın hafızasını dünyaya taşıyan müzikal bir tanıklığa dönüştü. Geleneksel Filistin metinlerini çağdaş müzikle buluşturdu; şiirleri besteledi, unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan çocuk şarkılarını yeniden seslendirdi. Böylece müzik onun için yalnızca sanat değil, hafızayı korumanın da bir yolu oldu.
Savaşların insanları yalnızca topraklarından değil, dillerinden, şarkılarından ve hafızalarından da koparabildiği bir coğrafyada Rim Banna, bunların unutulmaması için sesini bıraktı. 2018 yılında Nasıra’da yaşamını yitirdiğinde geride yalnızca albümler değil, Filistin’in yakın tarihine eşlik eden güçlü bir kadın sesi kaldı.
Bugün Ortadoğu yeniden savaşların, zorunlu göçlerin ve yıkımın içinden geçerken onun şarkıları başka bir anlam kazanıyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken Rim Banna’yı dinlemek, bu nedenle yalnızca Filistinli bir sanatçıyı dinlemek değil. Savaşın büyük siyasi anlatılarının ardında kalan insanların sesine kulak vermek demek.