Zabel Yesayan: Zamana direnen bir tanıklık
Savaşlara, soykırıma ve sürgünlere tanıklık eden Ermeni sosyalist-feminist yazar Zabel Yesayan, yaşadığı dönemin karanlığını romantikleştirmeden anlattı. Baskılara rağmen hakikatin izini süren Zabel, geride güçlü bir edebi ve politik miras bıraktı.
Haber Merkezi- Zabel Yesayan’ın yaşamı, yalnızca bir yazarın hikâyesi değil; savaşların, sürgünlerin ve toplumsal kırılmaların içinden geçen bir hafızanın tanıklığıydı. İstanbul’da doğan Ermeni sosyalist-feminist yazar, yaşadığı dönemin acılarını gerçekçi ve sade bir dille anlatmayı seçti. Onun satırları, geçmişin karanlığını bugüne taşıyan güçlü birer tanıklık olarak hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Egemen tarihin çoğu zaman geri planda bıraktığı kadınlardan biri olan Zabel Yesayan, yaşadığı çağın ötesine geçen düşünceleriyle dikkat çekti. Savaşın, yıkımın ve sürgünün ortasında gerçeği bütün çıplaklığıyla anlatan Zabel Yesayan, yalnızca Ermeni edebiyatının değil, kadın mücadelesinin de önemli figürlerinden biri haline geldi.
1878 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Zabel Hovhannesyan, eğitim hayatına Surp Haç Ermeni Okulu’nda başladı. Yazarlığa yönelmesinde en büyük desteği babasından gördü. Genç yaşlarda İstanbul’daki edebiyat çevrelerine katıldı; feminist yazar Sırpuhi Düsap’tan etkilendi ve yazarlığı hayatının merkezine koydu.
Aynı yıllarda İstanbul’da edebiyat ve siyaset hakkında yürütülen tartışmalara katıldı. Yayınlanan ilk edebi eseri olan ‘Geceye Şarkı’ isimli eseri Dzağig Dergisi’nde yayınlandı. Sonradan evlenip soyadını alacağı ressam Dikran Yesayan ile de bu sohbetlerde tanıştı.
İlk yazıları dönemin Ermenice yayınlarında yayımlanan Zabel Yesayan, daha sonra Paris’e giderek Sorbonne Üniversitesi’nde edebiyat ve felsefe eğitimi aldı. Üniversite eğitimi alan ilk Ermeni kadınlardan biri olarak öne çıktı. İstanbul’a döndüğünde “Bekleme Odası” adlı romanını yayımladı; ardından siyasal atmosfer nedeniyle yeniden Paris’e geçti.
1909 Adana'daki Ermeni Katliamı, Zabel Yesayan’ın yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. Bölgeye giderek yaşananlara tanıklık eden Zabel Yesayan, savaşın ve katliamın yarattığı yıkımı “Yıkıntılar Arasında” adlı eserinde anlattı. Kitabında acıyı süsleyen bir dil yerine, yaşananların ağırlığını sade ve gerçekçi bir anlatımla aktardı.
Osmanlı’daki siyasal dönüşüm sürecine de eleştirel yaklaşan Zabel Yesayan, birçok aydının aksine İttihat ve Terakki yönetimine umutla bakmadı. Yaklaşan tehlikeyi erken fark eden isimlerden biri oldu. Bir dönem Taşnaksutyun Partisi’nde yer alsa da partinin sosyalist çizgiden uzaklaştığını düşünerek ayrıldı.
Kadın sorunuyla ilgilendi
Kadın özgürlüğü konusunda da dönemin çok ötesinde fikirler savunan Zabel Yesayan, eşitliğin yalnızca eğitim hakkıyla sağlanamayacağını düşünüyordu. Ona göre kadınların gerçek anlamda özgürleşmesi, toplumsal sistemin bütünüyle değişmesinden geçiyordu.
24 Nisan 1915’te gözaltına alınacak Ermeni aydınlarının bulunduğu listede adı geçen tek kadın olan Zabel Yesayan, bir akıl hastanesine saklanarak tutuklanmaktan kurtuldu. Daha sonra Bulgaristan ve Paris’e geçti. Soykırım sonrası yetim kalan çocuklar ve mülteciler için uzun yıllar çalıştı; Ortadoğu’nun farklı bölgelerinde yardım faaliyetlerine katıldı.
1933 yılında Sovyet Ermenistanı’na yerleşen Zabel Yesayan, üniversitede ders verdi ve Ermeni Yazarlar Birliği’nde görev aldı. Ancak Stalin dönemindeki “Büyük Temizlik” sürecinde yeniden hedef haline geldi. 1937’de tutuklandı ve Sibirya’ya sürgüne gönderildi. 1942 ya da 1943 yılında sürgünde yaşamını yitirdiği düşünülüyor. Mezarının nerede olduğu ise hâlâ bilinmiyor.
Hayatı boyunca savaşların, sürgünlerin ve baskıların ortasında yaşayan Zabel Yesayan, geride yalnızca romanlar değil; hakikat, hafıza ve kadın mücadelesine dair güçlü bir miras bıraktı. Onun eserleri bugün de geçmişi anlamak ve bugünü sorgulamak isteyenler için önemli bir kaynak olmayı sürdürüyor.