‘Süveyda’da yerel savunma toplumsal kimliğin parçasına dönüştü’

Süveyda’da yaşanan katliamların ardından yerel savunmanın öneminin arttığını belirten Rim El-Şufi, “Yerel savunma artık yalnızca bir güvenlik seçeneği değil, Süveyda’nın hafızasının, siyasi ve toplumsal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda – Suriye’nin güneyinde yer alan Süveyda, bir asrı aşkın süredir işgallere ve saldırılara karşı direnişiyle şekillenen siyasi ve toplumsal kimliğinin yanı sıra derin güvenlik ve siyasi dönüşümlerle de öne çıkıyor. Temmuz 2025’te yaşanan katliamların ardından bölgenin kırılganlığı artarken, sınır konumu ve stratejik önemi nedeniyle Süveyda, bölgesel güçlerin çıkarlarının ve emellerinin kesiştiği bir merkez haline geldi. Tarihsel olarak bölgenin yalıtılmışlığını ve korunmasını sağlayan coğrafi konumu, bölgesel nüfuz mücadelesinin tırmanmasıyla birlikte dış baskı ve müdahalelerin kaynağına dönüştü.

Ajansımıza konuşan sivil aktivist Rim El-Şufi, Süveyda’nın dağlık coğrafyasının tarih boyunca toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğini ve bölge halkının dış güçlere karşı direncini artırdığını belirterek, “Bu dayanışma son olaylarla ortaya çıkmadı; Osmanlı işgaline ve ardından Fransız işgaline karşı direniş dönemlerine kadar uzanıyor. 1925 yılında Sultan Paşa El-Atraş liderliğinde Büyük Suriye Devrimi Süveyda’dan başladı ve daha sonra Suriye’nin diğer bölgelerine yayılarak 1927 yılına kadar sürdü. Fransız mandası, ‘Dürzi Dağı Devleti’ adı altında ayrı bir yapı kurmaya çalıştı, ancak bölge halkının geniş kesimleri Suriye’den ayrılmayı reddetti” dedi.

‘Bölge ekonomik ve siyasi açıdan tarih boyunca dışlandı’

Rim El-Şufi, Edip Çiçekli döneminde, ardından Hafız Esad ve Beşar Esad dönemlerinde yaşanan gerilim ve çatışmaların yanı sıra 2018’de yaşanan IŞİD saldırılarına da dikkat çekti. Rim El-Şufi, “Temmuz 2025’te Süveyda geniş çaplı bir saldırıya ve derin izler bırakan katliamlara maruz kaldı. Bu olaylar, devletin bölge halkını koruma kapasitesi meselesini yeniden gündeme getirdi ve Süveyda ile Suriye geçici yönetimi arasındaki güven krizini derinleştirdi. Temmuz olayları kritik bir dönüm noktası oldu. Bölge halkı yeniden geniş çaplı bir tehditle karşı karşıya kaldı. Sivilleri korumak ve saldırıyla mücadele etmek için yerel güçlerine dayanmak zorunda kaldı. Süveyda’nın coğrafi açıdan önemli bir konuma sahip olmasına rağmen, bölge onlarca yıl boyunca ekonomik ve siyasi açıdan dışlandı. Konumu ve potansiyeliyle orantılı büyük ekonomik projeler hayata geçirilmedi” ifadelerinde bulundu.

Coğrafi yakınlığa rağmen Ürdün’le resmi bir sınır kapısının kurulmadığına vurgu yapan Rim El-Şufi, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu durum, güney sınırını güvenlik açısından kırılgan ve sürekli bir kaygı kaynağı haline getirdi. Özellikle Suriye savaşının başladığı yıllardan itibaren kaçakçılık ağlarının faaliyetleri arttı ve Suriye’nin güneyi, bölgesel açıdan son derece hassas bir güvenlik meselesinin parçası oldu. Fiili güvenlik denetiminin bulunmaması, Süveyda’nın çöl bölgelerinde, özellikle Şiab bölgesi ve Bedevilerin yaşadığı alanlarda kaçakçılığı artırdı. Süveyda’daki tabloyu yalnızca Suriye içindeki gelişmeler çerçevesinde değerlendirmiyorum; daha geniş bir bölgesel çatışmanın parçası olarak ele alıyorum. İsrail, Suriye’nin güneyini stratejik öneme sahip bir bölge olarak görüyor ve kendi sınırlarına yakın alanlara Heyet Tahrir El-Şam’a bağlı güçlerin ulaşmasını engellemeye yönelik çıkarları bulunuyor.”

Rim El-Şufi, İsrail’in farklı dönemlerde Süveyda’nın güneyindeki gelişmeleri etkilemeye çalıştığını, bu girişimler arasında Dera ve Kuneytra’da silahlarla ilgili düzenlemelerin hayata geçirilmesine yönelik çabaların da bulunduğunu belirtti. Rim El-Şufi, “Temmuz olaylarının ardından İsrail, Süveyda’daki yerel kamuoyunu kazanmaya çalıştı. Bölge halkına ulaşan desteğin bir bölümü İsrail’deki Dürzilerden geldi. Bu destek, daha büyük kayıpların yaşanmasını önlemede önemliydi. Ancak İsrail yalnızca dayanışma amacıyla müdahale etmiyor; siyasi, güvenlik ve seçim hesaplarının yanı sıra daha geniş bölgesel çıkarları doğrultusunda hareket ediyor” şeklinde konuştu.

‘Temmuz olayları, Süveyda’nın Şam’la ilişkilerinde belirleyici bir dönüm noktası’

“Onur Meydanı”ndan Suriye’nin genel meseleleriyle bağlantılı talepler yükseldi. Bu talepler arasında Suriye’deki bazı bölgelerin kuşatmasının kaldırılması, Rukban Kampı ve Zekiye kasabasındaki kuşatmanın sona erdirilmesi çağrılarının yanı sıra siyasi, hukuki ve ekonomik talepler de yer aldı. Ancak Temmuz olayları, Süveyda’nın Şam’la ilişkilerinde belirleyici bir dönüm noktası oldu.

Temmuz olaylarının ardından yaşananların yeni yönetime duyulan güveni de ortadan kaldırdığını ve yönetim ile yerel toplum arasındaki kopuşu derinleştirdiğini kaydeden Rim El-Şufi, “Katliamlar, yeni yönetimden geriye kalan güveni de ortadan kaldırdı ve yönetim ile yerel toplum arasındaki kopuşu derinleştirdi. Olayların ardından Süveyda, gıda, su ve elektriği kapsayan ağır bir kuşatmayla karşı karşıya kaldı. İnternetin yeniden sağlanması ise yaklaşık iki hafta sürdü” diye belirtti.

Rim El-Şufi, Temmuz sonrasında ortaya çıkan yeni durumun yerel toplum açısından geçici yönetimle müzakereyi gündem dışı bıraktığını söyleyerek. “Güven kaybı artık geçici bir siyasi anlaşmazlıkla sınırlı değil. Temmuz olayları sırasında işlendiği düşünülen geniş çaplı ihlallerin yanı sıra sonrasında uygulanan cezalandırıcı önlemler, kuşatma ve halkın yaşamının temel alanlarını etkileyen kararlarla bağlantılı hale geldi. Bununla birlikte, müzakereyi reddetmek devletin yurttaşlarına sağlaması gereken haklardan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Güvenlik sorunları, gerilim ve mezhepsel kışkırtmaların gölgesinde eğitim meselesi, krizin boyutunu açıkça ortaya koyuyor” diye ekledi.

‘Dağ, bölge halkı için kendini savunmanın alanı oldu’

Bazı öğrencilerin iki eğitim yılını kaybettiğini, bazılarının geleceğinin ise hala belirsiz olduğunu ifade eden Rim El-Şufi, şöyle konuştu:

“Sınavların Süveyda dışına taşınması, öğrencileri ve ailelerini ek riskler ve baskılarla karşı karşıya bıraktı. Kadınların krizlere katılımı yeni bir olgu değil; yerel hafızada Fransız işgaline karşı direniş dönemine kadar uzanıyor. O dönemde kadınlar, çatışmalar sırasında erkeklere ve topluma destek vermede rol oynadı. Son yılların yarattığı en belirgin dönüşümlerden biri, yerel savunma fikrinin geçici bir güvenlik önleminden toplum kimliğinin temel unsurlarından birine dönüşmesi olabilir. Fransız işgaline karşı direnişten 2018’de IŞİD’le mücadeleye, oradan Temmuz 2025 olaylarına kadar bölge halkı, yerel dayanışmayı dağın korunmasının bir yolu olarak gördü.”

Ulusal Muhafızlar’ın kurulmasının bu bağlamda gerçekleştiğini anlatan Rim El-Şufi, “Bu oluşum, güvenlik ihtiyaçlarına ve resmi kurumlara duyulan güvenin azalmasına karşı toplumun kendisini koruma gereksinimine yanıt olarak ortaya çıktı. Ancak Temmuz olayları bu eğilimi daha da güçlendirdi. Yerel savunma, birçok kişi için artık yalnızca dışarıdan gelen bir tehdide karşı verilen bir yanıt değil, aynı zamanda geçici yönetime duyulan güvenin çökmesiyle de bağlantılı hale geldi. Fransız işgaline karşı direnişten bugüne kadar dağ, bölge halkı için kendini savunmanın alanı oldu. Ancak Temmuz sonrasında değişen şey, bu savunmanın artık yalnızca bir güvenlik seçeneği olmaması; Süveyda’nın hafızasının, siyasi ve toplumsal kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşmesiydi” diyerek sözlerini tamamladı.