İran yeni bir savaş döngüsünde: Dört senaryo, belirsiz bir gelecek

İran’da askeri çatışmalar ateşkeslerle kesintiye uğrasa da yaptırımlar, siyasi baskılar ve bölgesel gerilim savaşı farklı araçlarla sürdürüyor. Önümüzdeki süreçte ise anlaşmadan uzun süreli ekonomik savaşa kadar dört temel senaryo öne çıkıyor.

MARİA KEREMİ

İran’ın bugün karşı karşıya olduğu durum, artık başlangıcı ve sonu belli olan geleneksel bir savaş anlayışıyla açıklanamaz. Son yıllarda İran çevresinde şekillenen süreç; askeri çatışmalar, ateşkesler, ekonomik yaptırımlar, siyasi tehditler ve diplomatik baskıların birbirini izlediği sürekli bir mücadele döngüsüne dönüştü.

Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaş, bu sürecin en açık aşamalarından biri oldu. Ardından gelen dönemlerde çatışmalar farklı biçimlerde devam etti ve 40 günlük savaşla birlikte karşı karşıya geliş daha yıpratıcı bir boyut kazandı. Bugün ise ekonomik savaş, bu mücadelenin en önemli alanlarından biri haline geldi.

Asıl soru artık İran’ın önceki savaşlarda kazanıp kazanmadığı değil, bu döngünün nereye gideceğidir. Sürecin sonunda taraflar arasında bir anlaşma mı sağlanacak, yoksa daha geniş ve yıkıcı bir savaş mı yaşanacak?

 

'Savaş askeri ve ekonomik iki alanda sürüyor'

12 günlük savaşta İran ağır kayıplar verdi; bazı askeri ve nükleer tesisleri zarar gördü ve savunma sistemlerindeki zayıflıklar ortaya çıktı. Ancak siyasi yapı ayakta kaldı ve İran’ın askeri karşılık verme kapasitesi tamamen ortadan kalkmadı.

Öte yandan ABD ve İsrail de kısa süreli bir operasyonla İran sorununu tamamen çözemedi. Bu nedenle söz konusu savaş, taraflardan birinin kesin zaferi olarak değil, bir dönemin sonu ve yeni bir aşamanın başlangıcı olarak değerlendirilebilir.

24 Haziran 2025 ile 28 Şubat 2026 arasında geçen yaklaşık 249 gün de gerçek anlamda bir barış dönemi olmadı. Füze saldırıları durmuş olsa da ekonomik yaptırımlar, siyasi tehditler, diplomatik baskılar ve askeri hazırlıklar devam etti. Başka bir ifadeyle, iki savaş arasındaki dönem de savaşın farklı araçlarla sürdüğü bir süreçti.

30 ve 31 Ağustos 2026'da ABD ile İran arasındaki askeri gerilimin yeniden yükselmesiyle birlikte ekonomik ve askeri mücadele eş zamanlı hale geldi. ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınlarındaki hedeflere yönelik saldırılarının ardından İran da bölgedeki Amerikan güçlerine füze saldırıları düzenledi.

Aynı zamanda Washington, İran'ın petrol, petrokimya, teknoloji, deniz taşımacılığı ve finans ağlarına yönelik ekonomik baskıyı artırdı. Böylece savaşın iki cephesi öne çıktı: askeri mücadele ve ekonomik savaş.

Ekonomik yaptırımların etkisi yalnızca devlet kurumlarıyla sınırlı kalmıyor. Para biriminin değer kaybetmesi, enflasyon, gıda fiyatlarının yükselmesi, satın alma gücünün azalması ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan zorluklar, savaşın maliyetini doğrudan toplumun günlük yaşamına taşıyor.

İran, uzun yıllardır yaptırımları aşmak için alternatif ticaret ve finans yolları geliştirse de bu yöntemlerin maliyeti giderek artıyor. Petrolün daha düşük fiyatlarla satılması, karmaşık finans ağlarının kullanılması ve taşımacılık maliyetlerinin yükselmesi, ülke ekonomisini uzun vadeli bir yıpranma sürecine sürüklüyor.

 

'Ortadoğu yeniden şekillenirken İran'ın çevresi değişiyor'

İran açısından bölgesel gelişmeler de büyük önem taşıyor. Suriye, uzun yıllar boyunca Tahran'ın İsrail'e karşı stratejik derinliğinin önemli bir parçasıydı. Ancak Suriye'deki siyasi değişimler, İran'ın bölgedeki konumunu yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Demokratik Suriye Güçleri'nin (QSD) Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine girmesi de bölgesel dengeleri etkileyen gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin desteklediği bu süreç, Suriye'de “tek ülke, tek ordu” anlayışının güçlenmesine yol açabilir.

Kürt meselesindeki gelişmeler de İran açısından yalnızca bir güvenlik sorunu olmaktan çıkmış durumda. Türkiye, Suriye ve Irak'taki siyasi gelişmeler, İran'daki Kürtlerin siyasi ve toplumsal beklentilerini dolaylı olarak etkileyebilir.

Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki nüfuzunu artırması, bölgedeki güç dengelerini İran aleyhine değiştirebilecek faktörlerden biri olarak görülüyor. Irak ise bir yandan İran'la yakın ilişkilerini sürdürürken diğer yandan ABD ve bölge ülkeleriyle dengeli bir politika yürütmeye çalışıyor.

'Savaşın bedelini toplum ödüyor'

İran için en önemli sorunlardan biri, askeri baskıyla ekonomik krizin aynı anda derinleşmesidir. Tahran'ın ABD ve İsrail'e karşı mücadele ederken bölgesel nüfuzunu koruması, askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi ve yaptırımlar altındaki ekonomiyi yönetmesi büyük kaynaklar gerektiriyor.

Bu kaynakların azalması durumunda, ülkenin stratejik hedefleri ile gerçek kapasitesi arasındaki fark daha da büyüyebilir. Ancak ekonomik baskının doğrudan siyasi sistemin çöküşüne yol açacağını söylemek de mümkün değildir. Daha büyük tehlike, toplumun ve ekonominin uzun vadeli biçimde yıpranmasıdır.

Bu süreçte savaşın en ağır sonuçlarını kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Ekonomik kriz, ailelerin yaşam koşullarını doğrudan etkilerken kadınların bakım ve geçim yükünü artırıyor. Çocuklar ise yoksulluk, eğitim sorunları ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalıyor.

Bir çocuk savaş uçaklarını veya füzeleri hiç görmeden savaşın mağduru olabilir. Yeterli gıdaya, eğitime ve güvenli bir geleceğe erişememek de savaşın sonuçlarından biridir.

 

'İran'ın önünde dört olasılık var'

Mevcut koşullar devam ederse İran'ın geleceği açısından dört temel senaryo öne çıkıyor:

Birincisi, tarafların savaşın maliyetinin yararlarından daha fazla olduğuna karar vermesiyle siyasi bir anlaşmaya varılması ve gerilimin azaltılmasıdır.

İkincisi, ne İran'ın teslim olduğu ne de ABD ve İsrail'in kapsamlı bir savaşa yöneldiği, ekonomik yaptırımlar ve sınırlı çatışmaların yıllarca sürdüğü uzun süreli bir ekonomik savaş ihtimalidir.

Üçüncüsü, tarafların belirli dönemlerde birbirlerine saldırdığı ancak geniş çaplı bir savaşa girmediği sınırlı ve tekrarlayan çatışmalardır.

Dördüncü ve en tehlikeli senaryo ise, ekonomik ve siyasi baskıların daha geniş bir askeri savaşa dönüşmesidir.

Bu senaryoların hangisinin gerçekleşeceği; ABD'deki ara seçimler, enerji fiyatları, İran'ın ekonomik dayanıklılığı, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler, Suriye ve Irak'ın geleceği ve bölgedeki Kürt meselesinin izleyeceği yola bağlı olacak.

 

'Asıl mücadele kapasite savaşı'

İran'ın geleceğindeki savaş yalnızca füze ve uçaklarla belirlenmeyecek. Ekonomik, toplumsal, siyasi, askeri ve diplomatik kapasite, bu mücadelenin sonucunda belirleyici olacak.

ABD ve İsrail yalnızca askeri saldırılarla İran'ın siyasi geleceğini şekillendiremezken, İran da yalnızca askeri direnişle ekonomik sorunlarını çözemeyecek. Bu nedenle tarafların hiçbirinin diğerini tamamen ortadan kaldırabilecek güce sahip olmadığı görülüyor.

Asıl tehlike, askeri çatışma, ateşkes, ekonomik yaptırımlar ve yeniden başlayan saldırıların sürekli bir döngüye dönüşmesi. Ateşkesler gerçek bir çözüm ve diyalog sürecine dönüşmezse, ekonomik savaş bir sonraki askeri çatışmanın yalnızca ara aşaması olabilir.

Sonuç olarak İran'ın önündeki temel soru, bir sonraki savaşta kaç füzenin kullanılacağı değil, taraflardan hangisinin bu savaş döngüsünün artık kendi çıkarlarına hizmet etmediğini daha önce anlayacağıdır.

Çünkü savaş haritalarda sona erse bile, insanların yaşamında yıllarca devam edebilir. Kadınlar daha ağır bir yoksulluk yükü taşımaya, çocuklar ise güvensizlik ve belirsizlik içinde büyümeye devam ediyorsa, hiçbir askeri zafer toplumsal kayıpları gizleyemez.