Megan Bodette: Suriye'nin geleceği Kürtlerin haklarının tanınmasına bağlı
Rojava'daki entegrasyon sürecini değerlendiren Barış Enstitüsü Direktörü Megan Bodette, kalıcı barış ve istikrar için Kürtlerin anayasal haklarının, Kürtçenin resmi statüsü ve kadınların eşit temsiliyetinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
SORGUL ŞÊXO
Qamişlo – Rojava Kürdistanı'nda halk ayaklanmalarının ardından başlayan devrim, cihatçı Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) Suriye'de iktidarı ele geçirmesiyle yeni bir siyasal evreye girdi. Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırılar sürerken, Suriye geçici yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (QSD) arasında yürütülen entegrasyon görüşmeleri de ülkenin geleceğini şekillendirecek en kritik başlıklardan biri haline geldi.
Ajansımız, entegrasyon sürecinin mevcut durumunu, Kürtlerin temel taleplerini, kadınların ve Kürtçenin statüsüne ilişkin tartışmaları, sürecin önündeki siyasi engelleri ve Suriye'nin geleceğine olası etkilerini Barış Enstitüsü Araştırma Direktörü Megan Bodette ile değerlendirdi.
*Rojava Devrimi yeni bir sürece giriyor ve bu süreç kadınlar açısından da oldukça stratejik. Bir araştırmacı olarak Rojava Devrimi'nin geçtiği bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Güçlü yönleri ve eksiklikleri nelerdir?
Doğru, belirli bir ölçüde Rojava Kadın Devrimi'nin kazanımları entegrasyon sürecinde resmi olarak tanınmıyor. Örneğin; Eşbaşkanlık Sistemi, kadınların eşit temsili, kadınların kurduğu özerk örgütlenme sistemi ve öz savunma güçleri (YPJ). Suriye yönetimi bu kazanımları tanımadığını ve kabul etmeyeceğini söylüyor. Ancak biliyoruz ki, Kürdistan kadın özgürlük hareketinin tarihinden Kuzey ve Doğu Suriye'deki kadınların deneyimine kadar, bu kazanımlar resmi olarak tanınmasa bile kadınlar en ağır koşullarda dahi mücadelelerini sürdürebiliyor.
Suriye yönetimi YPJ'yi Savunma Bakanlığı bünyesinde kabul etmiyor. Ayrıca Hesekê ve Kobanê bölgelerinin yönetimi için deneyim ve birikime sahip kadınların isimleri önerildiğinde, yönetim bunları reddediyor. Bunun yerine, kadınlardan daha az deneyime sahip erkekler görevlendiriliyor. Bu önemli bir sorun. Ancak buna rağmen, Qamişlo Bölge Yöneticiliği ve Kobanê Belediye Eş Başkanlığı gibi kritik görevlere bazı kadınların seçildiğini görüyoruz. Böylece ilk kez Kürt kadınları Suriye tarihinde bölge yöneticisi ve belediye eş başkanı görevlerine geliyor. Kuşkusuz bu da Özerk Yönetim'in önemli kazanımlarından biridir.
Kadınların özgürlüğü ve hakları konusundaki ısrar büyük önem taşıyor
Ancak mesele yalnızca kaç kadının resmi olarak tanınacağı değil; kadın haklarının tanınması ve kadınların yaşamın tüm alanlarında karar alma süreçlerine katılımının güvence altına alınmasıdır. Rojava'daki kadın örgütleriyle yaptığım görüşmelerde en çok vurgulanan konu, kadın hakları mücadelesinin sürdürülmesi ve kadınların siyaset, hukuk ile güvenlik alanlarındaki etkin katılımının korunmasıydı. Kadınların özgürlüğü ve hakları konusundaki kararlı tutum, pek çok sorunun çözümünde belirleyici olabilir. Bana göre en önemli nokta ise Kürt kadınlarının, Özerk Yönetim'in ve Avrupa ile ABD'deki Kürt diplomatik kurumlarının yürüttükleri tüm diplomatik temaslarda kadınların durumunu temel gündemlerden biri haline getirmesidir.
*Ortadoğu'da savaş yaşayan ve ardından barış süreçlerine giren ülkelerde sıkça görülen bir durum var; kadınlar, yıllarca süren mücadelelerine rağmen karar alma mekanizmalarından dışlanıyor. Suriye de buna dahil. Sizce kadınların müzakere masalarında yeterince yer almamasının nedeni nedir ve kadınları hangi riskler bekliyor?
Bu uluslararası bir sorundur. Çünkü biliyoruz ki kadınlar barışa yönelik diplomatik müzakerelere katıldığında, varılan anlaşmaların kalıcı ve başarılı olma ihtimali artıyor. Kadınların sürece katılımı yalnızca kadınlar açısından değil, barışın başarısı açısından da büyük önem taşıyor. Bu nedenle kadınların diplomatik süreçlerden ve siyasi çalışmalardan dışlanması ciddi bir sorundur.
Kadınları siyaset ve diplomasi alanlarından uzaklaştırmayı amaçlayan anlayış yalnızca Suriye'ye özgü değildir; bu küresel bir sorundur. Pek çok güç, kadınların bilgi ve deneyimini görünmez kılmak, onları karar alma mekanizmalarının dışına itmek istiyor. Bu nedenle buna karşı verilen mücadele, hem kadınların özgürlük mücadelesinin hem de kalıcı barışın başarısı açısından büyük önem taşıyor.
Ne yazık ki Rojava'da kadınlar Şam yönetimi ve uluslararası aktörlerle yürütülen müzakerelerde yer alsalar da, kadınların özgürlük ve barış adına dile getirdiği tüm talepler bugüne kadar tam anlamıyla karşılık bulmuş değil. Buna rağmen kadınların bölgede yürüttüğü siyaset büyük önem taşıyor. Çünkü kadınlar karar alma ve müzakere süreçlerine ne kadar güçlü katılırsa, elde edilecek sonuçlar da o kadar olumlu olacaktır.
*Cihatçı HTŞ'nin iktidara gelmesinin ardından çok sayıda kadın kaçırıldı. Bu kadınların bir kısmının ise ailelerinden kendi rızalarıyla ayrılıp hükümete sığındıkları iddiasıyla alıkonulduğu belirtiliyor. Suriye, kadınlar açısından adeta denetimsiz bir hapishaneye dönüşmüş durumda. Yıllardır akıbeti bilinmeyen yüzlerce kadın cezaevlerinde tutulurken, kadınlar Suriye sokaklarında da kendilerini güvende hissetmiyor. 21. yüzyılda yaşanan bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu çeteler ve savaş suçu işleyenler yargılanacak mı?
Geçici Suriye yönetiminin yapısına baktığımızda, yıllardır savaşlarda kadınlara yönelik ağır ihlaller gerçekleştiren çok sayıda silahlı grup ve ismin yönetimde yer aldığını görüyoruz. En az üç kişi bugün Suriye ordusunun üst düzey kademelerinde görev yapıyor ve bu kişiler hakkında ABD, İngiltere ile Avrupa ülkelerinin yaptırımları bulunuyor. Çünkü bu isimler kadınlara, Kürtlere, Êzidîlere ve Hristiyanlara yönelik çok sayıda savaş suçuyla ilişkilendiriliyor.
Bugünkü hükümet, kadınlara ve farklı halklara karşı işlenen savaş suçlarının gölgesinde kurulmuş bir hükümettir. Elbette bugün hükümet içinde kendisini daha ılımlı göstermeye çalışan, söylemini değiştiren bazı isimler var. Bu olumlu bir gelişme olabilir. Ancak uluslararası toplum ve halklarla sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için yalnızca söylemlerini değiştirmeleri yeterli değildir. Kadınlara tecavüz eden, onları alıkoyan ve kadınlara karşı savaş suçları işleyen kişilerin yargılanması ve Suriye ordusu ile hükümetindeki üst düzey görevlerde yer almamaları gerekir.
Kadınların siyasette ve yaşamın her alanındaki varlığı kabul edilmeli
Kadınların Suriye'de kendilerini güvende hissedebilmeleri için bu kişilerden hesap sorulması gerekiyor. Hesap sorulmadığı sürece yalnızca Kürt kadınları değil, Suriye'deki tüm kadınlar kendilerini güvende hissedemez; mevcut güvenlik ortamına güven duymaz ve özgür olduklarına inanmaz.
Suriye yönetimi uluslararası toplumun bir parçası olmak istiyorsa, sadece ‘değiştik’ demesi ya da birkaç bakan ataması veya Rojava'dan bazı kadınların yönetime entegre edildiğini göstermesi yeterli değildir. Öncelikle kadınların siyaset ve yaşamın her alanındaki eşit katılımını kabul eden bir anlayışı benimsemelidir. Aynı zamanda hükümet ve ordu içinde kadınlara yönelik ağır suçlara karışan kişiler hakkında da hukuki süreç işletilmelidir.
Eğer bu adımlar atılırsa, bu yalnızca Suriye'deki bütün kadınlar için değil, aynı zamanda Suriye'nin uluslararası toplumdaki konumu açısından da önemli bir kazanım olacaktır. Ancak bunlar gerçekleştirilemezse, Suriye'nin geleceğinin ve Rojava Kürdistanı'nın entegrasyon sürecinin tamamen mevcut hükümetin iradesiyle şekillenmeyeceğini göreceğiz.
Türkiye bağlantılı gruplar
Sözünü ettiğimiz silahlı gruplar Türkiye bağlantılı gruplardır ve Türkiye'nin özellikle kadınlara ve Kürt kadınlarına yönelik yaklaşımının son derece olumsuz olduğunu biliyoruz. Bu nedenle kadınlara karşı işlenen suçların gündeme gelmesini ve bir adalet meselesi olarak ele alınmasını istemiyorlar. Her ne kadar bunun önünde ciddi zorluklar bulunsa da, kadın hakları açısından bu mesele Suriye'nin tamamı için büyük önem taşıyor.
Türkiye destekli silahlı gruplardan Sultan Süleyman Şah Tuggayı’nın (El-Emşat) komutanı Muhammed el-Casim (Ebu Emşa), Ehrar el-Şarkiye grubunun komutanı Ebu Hatim Şekra ve Hamza Tümeni (El-Hemzat) komutanı Seyfeddin Bulad (Ebu Bekir), kadınlara yönelik istismar ve diğer ihlallere ilişkin raporlar nedeniyle ABD yaptırımlarına maruz kaldılar. Buna rağmen bugün bu üç grubun da Suriye ordusunda üst düzey görevlerde bulunduğunu görüyoruz.
Suriye'de geçiş dönemi adaletine ilişkin bir mekanizma bulunuyor, ancak önemli eksiklikleri de var. Çok sayıda Kürt ve Suriyeli sivil toplum kuruluşu, mevcut geçiş adaleti düzenlemelerinin ağırlıklı olarak eski Baas rejiminin suçlarına odaklandığını; buna karşın Türkiye bağlantılı silahlı grupların ve DAIŞ'in işlediği suçların yeterince dikkate alınmadığını dile getiriyor.
Hükümet içindeki radikaller buna karşı çıkacaktır
Pek çok kişi ve kurum, geçici Suriye yönetiminin DAIŞ ve Türkiye bağlantılı silahlı gruplar hakkında etkili bir adalet süreci başlatamayacağına inanıyor. Çünkü hükümetin bunu tek başına gerçekleştirecek güce sahip olmadığı ve hükümet içindeki radikal unsurların buna sert tepki göstereceği düşünülüyor. Bu durumun ise hükümet açısından ciddi bir istikrarsızlık riski yaratabileceği değerlendiriliyor.
Eğer gerçekten Suriye'de bir geçiş dönemi adaleti süreci başlatılmak isteniyorsa, uluslararası toplumdan, Birleşmiş Milletler'den ve sivil toplum kuruluşlarından destek alınabilir. Böylece bütün savaş suçlularının hesap vermesi sağlanabilir.
Ancak geçiş dönemi adaleti süreci yürütülürken tüm failler hakkında hesap sorulamaz ve süreç yalnızca belirli taraflarla sınırlı tutulursa, bu adalet anlamına gelmez. Böyle bir yaklaşım, adaletten çok savaşın taraflarından yalnızca birine yönelik hesaplaşma olarak algılanacaktır.
*Kürtçenin çok uluslu ve çok etnik yapıya sahip Suriye'de resmi dil olarak tanınması neden önemlidir? Bunun önündeki engeller nelerdir ve bu konudaki diyalog süreci hangi aşamadadır?
Dil hakkı temel bir haktır. Çünkü bütün uluslararası sözleşmeler, her halkın kendi dilini kullanma hakkını güvence altına alıyor. Ayrıca Rojava'daki Kürt halkının mücadelesinin temel nedenlerinden birinin de anadil hakkını kazanmak olduğunu çok iyi biliyoruz. Kürtçe, Kürdistan'ın dört parçasında uzun yıllar yasaklandı; Rojava'da da Baas rejiminin baskılarına maruz kaldı.
Ancak Rojava'da 14 yıllık mücadelenin ardından Kürtçe artık üniversitelerden bilimsel çalışmalara, siyasetten yönetime, güvenlikten askeri alana kadar yaşamın her alanında temel dil haline geldi. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Rojava'da da Kürtçe resmî bir dil konumunda bulunuyor. Bu nedenle Suriye hükümetinin Kürtçeyi tanıması hem meşru bir haktır hem de pratik bir gerekliliktir. Çünkü Kürtçe, bu bölgedeki halkın ve Suriye'de yaşayan Kürtlerin resmî kullanım dili haline gelmiştir.
Çok dillilik, Özerk Yönetim sisteminin ve toplumsal sözleşmenin temel ilkelerinden biridir
Geçici yönetimin bir gecede Kürtçeyi tanımayıp her şeyi yalnızca Arapça üzerinden dayatması kabul edilemez. Bu, Kürtlerin Arapçaya karşı olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, çok dilli sistem korunabilir. Örneğin Qamişlo'da Süryaniler, Ermeniler ve Araplar Kürtçe konuşabiliyor; Kürtler de Arapça ve Süryanice biliyor. Arapça ortak iletişim dili olsa bile, halklar birbirlerinin dillerini öğrenmiş ve birlikte yaşamayı bu çok dillilik üzerine kurmuştur.
Bu, korunması gereken önemli bir kültürel zenginliktir. Çok dillilik, Özerk Yönetim sistemi ile Toplumsal Sözleşme'nin temel ilkelerinden biridir. Bu nedenle geçici Suriye hükümetinin de bu çok dilli yapıyı tanıması son derece doğaldır. Kürtçenin resmî olarak kabul edilmesi, aynı zamanda Rojava'da kurulan sistemi ve bölge halkının yaşam biçimini tanımak anlamına gelecektir.
Şu ana kadar Suriye'de Kürtçenin resmî olarak tanınmasına ilişkin herhangi bir yasa çıkarılmadı
Geçici Suriye yönetimi tarafından bazı olumlu adımlar atıldı. Örneğin, yıllarca inkâr edilen Kürt halkının Suriye'de resmen tanınması önemli ve olumlu bir ilk adımdır. Ayrıca Hesekê, Qamişlo ve Kobanê'deki kent tabelalarının Kürtçe ve Arapça olarak yazılması da olumlu bir gelişmedir.
Ancak bugüne kadar Kürtçenin resmî dil olarak tanınmasına yönelik somut bir yasal düzenleme yapılmış değildir. Dünyadaki çok dilli ülkelerin anayasalarında bu diller resmî dil olarak kabul edilmektedir. Bunun Ortadoğu'da, Avrupa'da ve Latin Amerika'da pek çok örneği bulunmaktadır. Buna karşın Suriye'de hâlâ Kürtçeyi resmî dil olarak tanıyan herhangi bir yasa çıkarılmış değildir.
Bana göre Kürt halkının haklarının güvence altına alınması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması açısından Kürtçenin resmî dil olarak kabul edilmesi ve diğer halkların dilleri gibi eğitim dili statüsüne kavuşması büyük önem taşıyor. Bu nedenle, yarın değiştirilemeyecek güçlü bir hukuki güvence sağlayacak şekilde Kürtçeyi ülkenin resmi dillerinden biri olarak tanıyan bir yasanın çıkarılması gerekiyor.
*Rojava'daki gelişmeleri yakından takip eden biri olarak entegrasyon sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürtlerin önündeki fırsatlar nelerdir ve uluslararası alanda nasıl bir çalışma yürütülmelidir?
Bu önemli bir soru. Entegrasyon süreci hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle ilerliyor.
Olumlu tarafı, bugün bölgede görece bir istikrarın sağlanmış olmasıdır. Ocak ayında yaşanan savaş tehlikesi ve etnik temizlik riski şu an için ortadan kalkmış durumda. Halk kendi evlerinde ve topraklarında yaşamayı sürdürüyor. Efrîn'e göç edenlerin dönüşü başladı, Serêkaniyê'den göç etmek zorunda kalanların dönüşü de yakın görünüyor. Ayrıca Kobanê'den Cizîrê'ye kadar Kürtler kamu kurumlarında görev alıyor; askeri güçlerin entegrasyonu kapsamında da QSD/YPJ savaşçılarından oluşan dört tugayın kurulması yönünde adımlar atılıyor.
Bununla birlikte sürecin önemli eksiklikleri de bulunuyor. Siyasi sorunlar ve tarafların benimsediği anlayış farklılıkları henüz çözülebilmiş değil. Suriye yönetiminin yaklaşımı ile Kürtlerin Özerk Yönetim modeli arasında hala ciddi bir mesafe bulunuyor. Bu nedenle iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarının kısa sürede tamamen giderilmesi kolay görünmüyor.
Arap şovenizmi Baas rejiminden bu yana Suriye'nin çok kültürlü yapısını kabul etmek istemiyor
Şam yönetimi merkeziyetçi bir devlet modeli kurmak istiyor. Yönetim içinde hala topluma radikal İslam anlayışını dayatmak isteyen çevreler bulunuyor. Arap şovenizmi de Baas rejiminden bu yana varlığını sürdürüyor ve Suriye toplumunun çok kimlikli, çok kültürlü bir yapıya sahip olmasını istemiyor. Bunların tamamı önemli engellerdir.
Bununla birlikte Suriye'nin barışı ve istikrarı açısından tarafların ortak çıkarları da bulunuyor. Örneğin çok dilli bir sistemin varlığı Suriye için bir sorun değil, aksine önemli bir zenginliktir. Aynı şekilde Savunma Bakanlığı'nın bugün YPJ'nin orduya katılımını kabul etmemesine rağmen, kadınların askeri yapılarda yer alması ordu ile toplum arasındaki güveni ve ilişkileri güçlendirecek olumlu bir etkendir. Bu durum Suriye için bir tehdit değil, önemli bir kazanımdır.
Geçici Suriye yönetimi, Özerk Yönetim'in benimsediği çoğulculuk ve eşitlik anlayışını kabul ederek kendi sistemine entegre edebilirse, bu yalnızca Kürtler için değil, Şam yönetimi ve Ortadoğu'nun genel barış ve istikrarı açısından da önemli bir kazanım olacaktır.
Suriye yeni bir ülke olmak istiyorsa geçmişin hatalarını tekrarlamamalı
Her ne kadar bugün hükümet açısından bazı temel taleplerin kabul edilmesi zor görünse de, Kürtlerin başvurabileceği başka yollar da bulunuyor. Özerk Yönetim'in ve Kürtlerin dile getirdiği talepler meşru ve temel haklara dayanıyor. Bunlar, uluslararası standartlara göre demokratik bir devletin benimsemesi gereken ilkelerdir.
Bu kazanımların korunabilmesi için yurt dışındaki tüm Kürt diplomatik kurumları ve kuruluşlarının, entegrasyon sürecinde Kürtlerin haklarının güvence altına alınması amacıyla lobi faaliyetlerini daha da yoğunlaştırması gerekiyor. Özellikle ABD, Avrupa, Fransa ve Birleşik Krallık'ta, entegrasyon sürecinde etkili olan karar alıcılar nezdinde diplomatik girişimlerin artırılması büyük önem taşıyor. Bu mesajın uluslararası topluma güçlü biçimde ulaştırılması gerekiyor.
Suriye ile kurulacak yeni ilişkilerin demokratik ve çoğulcu bir sistem temelinde inşa edilmesi şarttır. Çünkü son 14 yıldır süren savaş ve geçmişte uygulanan merkeziyetçi yönetim anlayışı, halkların haklarının inkâr edilmesine, yaşamlarının tahrip olmasına ve bölgesel istikrarın bozulmasına neden oldu. Eğer Suriye gerçekten yeni bir ülke inşa etmek istiyorsa, geçmişte yapılan bu hataları yeniden tekrarlamamalıdır.
Yönetimin önündeki en önemli fırsat, Kürt halkının haklarını tanımaktır
Entegrasyon süreciyle birlikte mevcut eksikliklerin giderilmesi mümkün olabilir. Her ne kadar yürütülen entegrasyon süreci birçok kişinin beklentilerini tam olarak karşılamasa da, elde edilen pek çok kazanım farklı yöntemlerle korunabilir. Kürtçenin resmî olarak tanınması için düzenlenecek protestolar ve kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsili için yürütülecek kitlesel eylemler buna örnek gösterilebilir.
Halkın direnişi büyük önem taşıyor. Toplumun hakları konusundaki kararlı duruşu ve mücadelesini sürdürmesi halinde hiçbir hükümet bu taleplere karşı kolayca olumsuz adımlar atamaz. Entegrasyon sürecinin olumlu sonuçlar vermesi ise zaman, emek ve sabır gerektiriyor.
Bugün Suriye yönetiminin önündeki en önemli fırsat, Kürt halkının haklarını tanımak ve bunları güvence altına almaktır. Bu adım yalnızca Kürtler için değil, Suriye'nin demokratikleşmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması açısından da belirleyici olacaktır.