Şantaj, baskı ve intihar: Loristan'da kadınlara dijital şiddet
Loristan'da yüzlerce kadının özel görüntülerinin yayılması yalnızca dijital bir ihlale dönüşmedi; kadınlar aile baskısı, toplumsal yargı ve ölüm tehdidiyle yüz yüze bırakıldı. Olay, ataerkil şiddetin dijital alandaki yeni yüzünü ortaya koydu.
SARE PURHEZRİ
Kirmanşan – Loristan'da yüzlerce kadına ait özel görüntülerin bir Telegram kanalında paylaşılması, kamuoyunda büyük endişe ve öfkeye yol açtı. Kanalı yöneten kişiler, kadınları görüntülerini kaldırma vaadiyle tehdit ederek, şantaj yaparak ve baskı uygulayarak taleplerini kabul etmeye zorladı. Paylaşılan görüntülerin bir kısmının kadınların kişisel hesaplarından çalındığı, bir kısmının ise yapay zeka teknolojileri kullanılarak manipüle edildiği belirtildi.
Olayın yol açtığı psikolojik ve toplumsal baskı nedeniyle birkaç kişinin intihar ettiği, şu ana kadar üç kadının yaşamını yitirdiğinin doğrulandığı bildirildi. İntihar girişiminde bulunan çok sayıda kişi ise hastanede tedavi altına alındı. Olayla ilgili yaklaşık 200 şikayet kayda geçti.
Görüntülerin doğruluğu araştırılmadan önce bazı ailelerin kadınlara baskı uyguladığı, onları tehdit ettiği ve suçladığı ifade edildi. Bu durum yalnızca intihar riskini artırmakla kalmadı; aile içi şiddet, "namus" gerekçesiyle tehditler ve kadın katliamı ihtimaline ilişkin kaygıları da büyüttü.
Olayın yakın tanıklarından ve güvenlik gerekçesiyle ismi değiştirilen Nergis Rostemi, şunları söyledi:
“Bu olayın merkezindeki kadınlar bugün ailelerinin ağır ve boğucu baskısı altında yaşıyor. Baskı öylesine yoğun ki bazıları için intihar, bu dayanılmaz durumdan kurtulmanın tek yolu gibi görünüyor. Bu kadınlar yalnızca ailelerinin sert yargılarıyla değil, toplumun üzerlerine yüklediği ağır baskıyla da karşı karşıya. Ancak baskı sadece kadınlarla sınırlı değil. Son günlerde Loristan'da birçok aile, bu haberin ardından kız çocuklarına ağır kısıtlamalar getirdi. Bazıları kızlarının cep telefonu kullanmasını yasakladı, evden çıkmalarına izin vermiyor ve tüm sosyal ilişkilerini kontrol ediyor. Bunların çoğu herhangi bir somut olaya değil, yalnızca olası bir ihtimale dayanıyor.”

Özel görüntülerin yayılmasından kadınlara yönelik şiddet dalgasına
Loristan'da yaşananlar, kadınların topluca cezalandırıldığı bir tabloyu ortaya koyuyor. Olay, ataerkil anlayışın kadınları daha fazla denetlemesi ve temel karar mekanizmalarından dışlaması için bir gerekçeye dönüştü. İddialar doğrulanmadan ve kadınların kendilerini savunmasına fırsat verilmeden önce birçok kadın baskı altına alındı.
Olayı yakından takip eden kaynaklar birkaç kadının intihar ettiğini ve üç kişinin yaşamını yitirdiğini belirtirken, Loristan'da daha önce yaşanan kadın katliamları göz önüne alındığında, bu ölümlerin "namus cinayeti" adı altında işlenmiş olabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.
2021 yılında 14 yaşındaki Mubina Suri yakınları tarafından katledilmiş, ölümü intihar olarak kayıtlara geçirilmişti. 2023 yılında ise Loristan'da iki kadın babaları ve amcaları tarafından katledildi; bunlardan birinin ölümü pirinç hapı içerek intihar etmiş gibi gösterilmişti. Bu geçmiş vakalar, son olaylarda yaşamını yitiren kadınların aile bireyleri tarafından öldürülmüş olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.
‘Namus’, katliam gerekçesine dönüşüyor
Benzer olaylar yalnızca Loristan'da değil, İran'ın farklı bölgelerinde de daha önce yaşandı.
2019 yılında benzer bir olaya maruz kalan Roya F., yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Kirmanşan'ın küçük kentlerinden Senqur'da yaşıyordum. Orada kadınlar sürekli gözetim altında tutuluyor ve 'namus' kadınları toplumdan dışlamanın bir aracı olarak kullanılıyor. O yıl açılan bir Instagram sayfasında insanlar hoşlandıkları kişilerin fotoğraflarını paylaşarak aşklarını ilan ediyordu. Ben alışveriş yaparken çekilmiş bulanık bir fotoğrafım bilgim dışında o sayfada yayımlandı. Paylaşımı yapan kişi fotoğrafın altına romantik ifadeler yazmıştı. Bir saat içinde yüzlerce kişi fotoğrafımı bana göndermeye başladı. Bir hafta boyunca hakkımda öyle söylentiler çıkarıldı ki uzun süre evden çıkamadım. Neyse ki ailem bana inandı. Ama hala şunu düşünüyorum; eğer babam başka biri olsaydı, belki o yıllarda ben de hayatta olmayacaktım.”
Kadınlar hedef alınırken asıl failler gölgede kalıyor
Kadınlara yönelik toplumsal baskının yanı sıra bu olayın, hükümet ve iktidara yakın medya tarafından dijitall medya üzerindeki kısıtlamaları ve internet sansürünü artırmak için kullanılabileceği yönünde de kaygılar bulunuyor. Görüntüleri paylaşan failler yerine, bazı hükümet yanlısı medya organları dijital medyada fotoğraf paylaşan kadınları hedef alan yayınlar yaptı.
Yıllardır dijital medya ve dijital iletişim araçlarına karşı kısıtlayıcı politikalar izleyen yönetimin, bu olayı filtreleme ve denetim politikalarını güçlendirmek için kullanabileceği değerlendiriliyor.
Ancak Roya'nın anlattıkları ve olaydan etkilenen kadınların deneyimleri, ataerkil toplumlarda bedeli yine kadınların ödediğini gösteriyor. Böyle bir düzende kadınlardan, erkek şiddetini önlemek için giyimlerini, davranışlarını ve kamusal alandaki varlıklarını sürekli denetlemeleri bekleniyor. Oysa ataerkil anlayışta krizlerin en kolay çözümü, kadını susturmak ve toplumsal yaşamdan dışlamak olarak görülüyor.
Loristan'da yaşanan olayda da asıl failler belirlenip cezalandırılmadan önce, kadınlar yalnızca kadın oldukları için baskı, tehdit ve hatta ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıldı.