Kadın haklarının siyasi değişimlere bağlı kalmaması nasıl sağlanabilir?

Rojava’da kadınların elde ettiği kazanımlar, değişen siyasi dengeler karşısında geleceğe ilişkin soruları gündeme getiriyor. Kadın haklarının korunması, bu kazanımların kalıcı güvencelere dönüştürülmesini gerektiriyor.

ZOUHOUR MECHERGUI*

Haber Merkezi- Kürt bir kadın direnişe hazırlanırken saç örgülerini ördüğünde, bu yalnızca dış görünüşüne ilişkin bir ayrıntı değil, kadının toplumdaki yerini ve karar alma süreçlerine katılımını yeniden tanımlamaya çalışan siyasi ve toplumsal bir deneyimin simgesidir. Rojava deneyiminin şekillendiği Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınların varlığı yalnızca çatışma alanlarıyla sınırlı kalmadı; yönetim kurumlarında, toplumsal çalışmalarda ve kültürel faaliyetlerde de yer aldı. Bu model, kadınların geleneksel olarak dışlandığı alanların ötesine geçerek kamu işlerinin yönetimine katılmalarını amaçladı.

Kadınların kazanımlarının geleceği ne olacak?

Ancak Suriye’de yaşanan değişimler, bu deneyimi askeri mücadelenin ötesine geçen bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Güç dengeleri değiştiğinde, kurumlar ve siyasi ittifaklar yeniden şekillendiğinde kadınların kazanımlarının geleceği ne olacak? Henüz son biçimini almamış bu koşullarda söz konusu kazanımlar varlığını sürdürebilecek mi?

Rojava deneyimi, savaş koşullarına verilmiş geçici bir yanıt değildi. Kadın, toplum ve iktidar arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeyi amaçlayan siyasi ve düşünsel bir projeyle bağlantılıydı. Eşbaşkanlık modeli, kadın kurumları ve yapılarının yanı sıra kadınlara sorumluluk ve karar alma mekanizmalarında yer alma alanı açtı. Böylece kadınların rollerini uzun süre özel alanla sınırlayan siyasi ve toplumsal kalıpların aşılması hedeflendi.

Kadın sembollerinin hedef alınması

Deneyim, Kürt, Arap, Süryani ve diğer topluluklardan kadınların katılımıyla daha da önem kazandı. Ortak yönetim biçimleri oluşturmayı amaçlayan siyasi ve toplumsal bir alan ortaya çıktı. Buradaki hedef yalnızca sorumluluk makamlarındaki kadınların sayısını artırmak değildi; aynı zamanda dışlanmayı üreten iktidarı toplumsal cinsiyet ile aidiyet temelinde yeniden dağıtan kuralların değiştirilmesinin mümkün olup olmadığını sorgulamaktı.

Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadın kurumlarının geleceğine ilişkin kaygılar artarken, kadın sembollerinin hedef alınması ve bazı anıt ve heykellerin tahrip edilmesine ilişkin haberler, bölgenin kimliği ve geleceği üzerindeki mücadelede kadın belleğinin yerini de sorgulatıyor. Bu saldırıların anlamını değerlendirmek için yalnızca tahribatın kendisine bakmak yeterli değil. Olayın gerçekleştiği bağlamı, taşıyabileceği mesajları ve sorumlu olan tarafları da incelemek gerekiyor. Kamusal semboller yalnızca maddi yapılar değildir; toplumların tarihlerini nasıl hatırladıklarının ve ortak yaşam alanlarında hangi kişilere ve değerlere yer verdiklerinin bir parçasıdır.

Kadınların katılımının güvence altına alınması

Kadın bu temsillerin konusu olduğunda tartışma, onun tarihteki ve siyasetteki rolünün tanınması hakkıyla da bağlantılı hale geliyor. Kadın yalnızca savaşın mağduru değil, aynı zamanda toplumun ve geleceğinin şekillenmesinde etkin bir aktördür. Ancak bu deneyimin karşılaştığı her şeyi kadınlar ile onların karşıtları arasındaki bir çatışmaya indirgemek, tablonun karmaşıklığını anlamak için yeterli değildir. Kadın kurumlarının geleceği; askeri ve siyasi güç dengelerinden, mevcut uzlaşmaların niteliğinden ve kadın haklarının gelecekteki siyasi düzenlemelerde nasıl bir yer tutacağından etkileniyor. Temel sorun ise kadınların katılımının güvence altına alınması gereken bir ilke olarak mı ele alınacağı, yoksa bir aşamadan diğerine değişebilen siyasi koşullara mı bağlı kalacağıdır.

Bu nedenle tartışma, Rojava deneyimini savunmak ya da elde ettiği kazanımları kutlamakla sınırlı kalmamalı; kazanımların ve sınırlarının değerlendirilmesini, bu deneyimi farklı kimlikleriyle yaşayan kadınların dinlenmesini de kapsamalıdır. Kürt, Arap ve Süryani kadınların yaşamlarında gerçekte neler değişti? Her biri neleri kaybetmekten korkuyor? Siyasi katılımın olağanüstü koşulların ortaya çıkardığı geçici bir kazanıma dönüşmemesi için hangi güvencelere ihtiyaç duyuyorlar?

Rojava deneyiminin gündeme getirdiği sorular

Bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Çünkü kadın haklarının korunması, bu semboller ne kadar güçlü olursa olsun, yalnızca sembolik temsillere dayanamaz. Bunun için varlığını sürdürebilen kurumlara, temsili ve hesap verebilirliği güvence altına alan kurallara, kadınların kendi toplumlarının geleceğini belirleme süreçlerine bağımsız ve etkin katılım hakkının siyasi ve toplumsal düzeyde tanınmasına ihtiyaç var. Bu hakları savunma sorumluluğu yalnızca Rojava kadınlarının omuzlarında değildir. Katılım ve eşitlik için yeni alanlar açan kadın deneyimleri, coğrafi sınırları aşan sorular ortaya koyuyor. Bu durum bölge ve dünyadaki feminist hareketler ile insan hakları örgütlerinin ilgisini gerektiriyor.

Anıtlar ve heykeller tahrip edilebilir, kurumlar varlıklarını tehdit eden krizlerle karşılaşabilir. Ancak siyasi deneyimlerin geleceği yalnızca sembollerle belirlenmez; geçmişlerine bağlı kalmak da onların devamlılığını tek başına güvence altına alamaz. Belirleyici olan, toplumların elde edilen kazanımları koruma, katılımı bir istisna olmaktan çıkarıp kurala dönüştürme ve hakları siyasi vaatlerden somut güvencelere taşıma kapasitesidir. Rojava deneyiminin gündeme getirdiği sorular, bölgede kadınların kazanımlarını koruyabilmesi ve haklarını savunan sivil alanların bağımsızlığını güvence altına alabilmesi üzerine yürütülen daha geniş tartışmadan ayrı düşünülemez.

Tunus’taki kadın örgütlerinin bağımsızlığı

Feminist hareketin uzun yıllara dayanan hukuki ve sivil mücadelesiyle öne çıkan Tunus’ta da sivil toplum çalışmalarının özgürlüğü ve insan hakları ile kadın örgütlerinin bağımsızlığı konusunda sorular gündeme geliyor. İki deneyimin siyasi ve kurumsal koşulları farklı olsa da ikisi temel bir soruda buluşuyor: Kadınların haklarının siyasi değişimlere bağlı kalmaması ve bu hakların devamlılığını koruyacak bağımsız kurumlara, hukuki ve toplumsal güvencelere dayanması nasıl sağlanabilir?

Bu nedenle kadınların ördüğü saç örgüsü, direnişin bir görüntüsünden çok daha fazlasıdır. Özgürlüğün bir kez kazanılıp sona eren bir an değil, korunması, gözden geçirilmesi ve yeniden güçlendirilmesi gereken bir süreç olduğunu hatırlatır.

*Tunuslu gazeteci