Umudun filizlendiği tarih: 4 Nisan
Türkiye’de yeniden tartışılan barış ve çözüm arayışlarıyla birlikte 4 Nisan, yalnızca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın doğum günü değil; diyalog, demokratik çözüm ve toplumsal dönüşümün simgesi olarak öne çıkıyor.
SARYA DENİZ
Haber Merkezi- Türkiye’de Kürt meselesinde uzun yıllardır süren çatışmalı sürecin ardından yeniden tartışılmaya başlanan barış ve çözüm arayışları devam ediyor. Bu süreçte İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile gerçekleştirilen görüşmeler ve bu görüşmelere dair yapılan açıklamalar, uzun süredir tıkanmış olan çözüm tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Çözüme dair umutlar canlanırken bu süreçte devam eden baskı politikaları ya da devlet tarafından somut adım atılmaması elbette soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Türkiye, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözülüp çözülemeyeceği konusunda kritik ve hassas bir dönemdeyken Abdullah Öcalan’ın üstlendiği rol 4 Nisan vesilesi ile bir kez daha gündeme geliyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hem geçmişte yürütülen çözüm süreçlerindeki belirleyici etkisi hem de bugün yeniden dillendirilen diyalog ve müzakere zeminindeki rolü dikkat çekiyor. 4 Nisan’ın yıllar içinde yalnızca Abdullah Öcalan’ın doğum günü olmanın ötesine geçerek özgürlük, demokratikleşme ve siyasal çözüm arayışlarının simgesi haline gelmesi, bu tartışmaları daha da derinleştiriyor. Tam da bugün Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü konuşulurken 4 Nisan tarihi anlamını bir kez daha ortaya koyuyor.
Geçmişte Amara’ya yönelik yürüyüşlerle, yasaklara rağmen sürdürülen kitlesel buluşmalarla ve “Güneşe Yolculuk” adıyla hafızaya kazınan bu tarih, bugün gelinen noktada yeniden şekillenen barış süreciyle birlikte farklı bir anlam kazanıyor. Türkiye’de çatışmasızlık, diyalog ve demokratik çözüm ihtiyacının daha güçlü dile getirildiği bir dönemde, Abdullah Öcalan’ın çözüm perspektifi ve yaptığı çağrıların daha fazla dikkate alınması gerekiyor.
Yeniden doğuş ve özgürlük mücadelesinin simgesi
Abdullah Öcalan’ın öğretilerini benimseyen ve onun özgürlüğüne kavuşmasını isteyen halklar, bu yıl da 4 Nisan’da çeşitli etkinliklerle kutlamalar yapıyor. Abdullah Öcalan için yapılan kutlamalar, sadece bir günün kutsanmasından öte halklar açısından yaşamın her alanında yeniden doğuşun ve özgürlük mücadelesinin de bir simgesi.
Abdullah Öcalan, Riha’nin (Urfa) Xelfetî (Halfeti) ilçesinin Amara köyünde 4 Nisan 1949 tarihinde dünyaya geldi. İlköğrenimini komşu Ermeni köyü Cibin’de, ortaöğrenimini Dîlok’un (Antep) Nizip ilçesinde tamamladı. 1968 yılında Ankara Anadolu Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi’ni tamamlayan Abdullah Öcalan, memurluğu sürerken 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Hukuk öğrencisi olduğu bu yıllarda Kürt sorunu temelinde bir yandan Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) çevreleriyle, diğer yandan 68 gençlik kuşağı liderleriyle tanıştı. Özellikle Mahir Çayan’ın Kürt sorununun çözümüyle ilgili radikal çıkışının etkisiyle hukuk fakültesini bıraktı. 1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kayıt yaptı. Mahir Çayan ve 9 arkadaşının 1972 yılının Mart ayında Kızıldere’de katledilmesi olayını protesto etmek amacıyla fakültede yapılan boykota öncülük etti. Bu olaydan dolayı 7 Nisan 1972’de başlayan ve 7 ay süren bir tutukluluk dönemi yaşadı.
Tutukluluğun ardından üniversite ve ilk yazılı belgesi
Cezaevinden çıktıktan sonra sol, sosyalist devrimci yapıları ortak bir çatı altında toparlama girişimlerinde bulundu. Ancak bu çabalar sonuç vermeyince 1973 başlarında “Kürdistan Sömürgedir” tezi etrafında ayrı grup kurma hazırlıklarına başladı. Bu yönlü ilk tarihi toplantısını da grup arkadaşlarıyla 1973 yılı içinde Ankara Çubuk Barajı’nda gerçekleştirdi. Abdullah Öcalan’ın ideolojik-politik grup olarak örgütlenme aşaması ise, 1974-1975’de eylemsel olarak Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) başkanlığı deneyimiyle geçti. 1975 yılında Mehmet Hayri Durmuş ile kaleme aldığı “Emperyalizm ve Sömürgecilik Değerlendirmeleri”, grubun ilk yazılı belgesi oldu.
PKK’nin kuruluşunu ilan etti
1977 yılı Mart ayında gerçekleştirilen Bazîd, Qers-Dîgor, Dêrsim, Çewlig, Xerpet, Amed, Mêrdîn, Riha ve Dilok’u kapsayan Kürdistan yürüyüşünün ardından 18 Mayıs’ta Haki Karer katledildi. Abdullah Öcalan, Haki Karer’in anısına yanıt olarak kısa bir süre sonra kuruluşunu ilan edeceği Partiya Karkerên Kurdistan-Kurdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Parti Programı’nı kaleme aldı ve 1978 yılında Serxwebûn gazetesiyle yayın dönemine geçildi. Gazetenin ilk sayısında 1978 yazında kaleme aldığı “Kürdistan Devriminin Yolu”, diğer adıyla “Manifesto” adlı çalışması yayınlandı ve 26-27 Kasım 1978 tarihinde Amed’in Licê ilçesinin Fis köyünde Kurucu Kongre ile PKK’nin kuruluşu ilan edildi. Sıkıyönetim, yoğun tutuklamalarla karşılık vermesi ve her yerde aranması üzerine, 1979 yılı ortalarında Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesi sınırından Kobanê’ye geçti.
Kürt halkının uyanışını sağlayan Abdullah Öcalan, yıllar sonra küresel güçlerin ortaklığında gerçekleştirilen uluslararası komployla hedef alındı. 15 Şubat 1999’da “tabutluk” olarak tanımladığı İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne konuldu.
Birinci doğuş
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, doğuşunu 3 aşama olarak ele alır. İlki Abdullah Öcalan’ın kendi yaşamını ve politik hattını tarihsel bir çerçevede anlamlandırma çabası olarak öne çıkıyor. “Birinci doğuş” anlatımı Abdullah Öcalan’ın bireysel bir hikayesinden çok, Kürt toplumunun geleneksel yapıdan geçişte kırılmalarını anlatır. Abdullah Öcalan, birinci doğuş olarak tanımladığı süreci şu sözlerle anlatıyor:
“Birinci dönem, tarımcıl köy toplumunun 20’nci yüzyılla çelişen koşullarındaki anadan doğuş ve resmi model topluma kadar geçen süreyi kapsar. Bu dönem arada 15 bin yıllık tarih bulunan bir kopuş sürecinin büyük anlam ve yetersizlikleri içinde geçti. 15 bin yıl öncesi, sonrası yaşam ağı çözümlenememektedir.
Bu çözümsüzlük, aile içi ve köy sosyal savaşımına yol açtı. Bir köy isyancısıydım. Bu isyan resmi topluma geçişe kadar devam etti. Daha sonra bu sürece ilkokulla başlayan ve çeşitli aşamalardan geçerek oligarşik cumhuriyete karşı başkaldırıya kadar devam eden ikinci yaratılış süreci eklendi. Don Kişot’un yel değirmenine saldırısına benzeyen bu dönem, sorunların açığa çıkmasına ve daha da ağırlaşmasına yol açtı. Neolitik ve feodal toplumun çelişkilerine kapitalist özellikler de katıldı. Devrimci tarz olmadığı için, bir kargaşa ortamı egemen oldu. Başvurulan isyan kendi içindeki gericiliği bile çözümleyemedi. Yirmi yıl kadar süren bu isyan aşaması, bölge ve dünya çapında etkilemelere yol açtıktan sonra, önüne çıkan çıkmazların sonucu olarak İmralı sürecine dönüştü.”
Yeniden doğuş
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan İmralı süreci ve koşullarının sadece kendisi için değil aynı zamanda halk olarak da yeni bir doğuş anlamını taşıdığını belirtiyor. Bu ‘doğumu’ Türkiye ve Kürt meselesi açısından tarihsel bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. “İkinci doğuş” kavramsallaştırmasıyla, uzun yıllar boyunca çatışma ve şiddet ekseninde şekillenen mücadelenin artık yerini demokratikleşme, siyasal çözüm ve toplumsal dönüşüm arayışına bırakması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, hem devletin yapısal krizlerine hem de çözümsüz bırakılan çelişkilere dikkat çekerken, yeni dönemin ancak diyalog ve demokratik bir yeniden inşa ile mümkün olabileceğine işaret ediyor. Bu süreci ise şöyle tanımlıyor:
“İmralı koşulları yalnız kişi olarak değil, cumhuriyet ve halk olarak üçüncü bir doğuş anlamına gelmektedir. İkinci doğuş şiddet ve savaşla doğmayı, temizlenmeyi ifade ediyordu. Doğada ve toplumda her olguda geçerli zıtlıkların varlığı ve birliği yasası gereğince şiddet temelinde yeterince uzun süren oligarşik cumhuriyete karşıtlık dönemi, yerini demokratikleşmeyle gerçekleşecek olan laik ve demokratik cumhuriyete bırakacaktır. Çelişkisiz gelişme sağlanamayacağı gibi, çözümsüz kalan anlamsız çelişkilerle sürekli boğuşmakla gelişmenin sağlanması şurada kalsın, ancak tahribat, yıkım ve krizler gelişebilir. Türkiye çelişkilerini yeterince anlamakta ve zamanında çözmekte geciktiği için doğal olarak kriz sürecine girmiştir ve bir türlü çıkamamaktadır.”
Üçüncü doğuş
Abdullah Öcalan, İmralı sürecinin farklı bir doğuş dönemi olduğunu anlatırken bu son dönem ile ilgili olarak ise şu cümleleri kuruyor:
“Süreç tüm güçler açısından yeniden bir doğuşu ve şekillenmeyi zorlamaktadır. Devletten ekonomiye, siyasetten hukuka, ahlaktan sanata kadar her alan sarsılmakta, bunalmakta ve krizle birlikte çözümü aramaktadır. Benim İmralı sürecim bu gerçeği tetikleme anlamına da gelmektedir. Nasıl ki daha önceki süreç ‘ben ve savaş’ olgusu olarak anlam bulmuşsa, bu yeni süreç de ‘ben ve barış’ olgusu anlamına gelmektedir. Kurumsal olarak varlığımın temel bir parçası, Kürt özgürlük bilinci ve iradesidir. Savaşla deneyimden geçen bu bilinç ve irade şimdi barış sürecinden geçmektedir.”
İlk kutlama
Halklar Abdullah Öcalan’ın doğumunu aynı zamanda kendileri için de bir doğum anlamını taşıdığını belirterek 2004 yılından bu yana “Güneşe yolculuk” adıyla gelenekselleştirdikleri doğum günü yürüyüşleri düzenlediler. Yıllardır tükenmeyen bir enerji ve direnişle Amara’ya giden halklar, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü istiyor.
İlk yürüyüş Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED), tarafından organize edildi. Yürüyüşe binlerce kişi katıldı. Halk tüm saldırılara rağmen Amara’ya ulaşmayı başardı. 2005 yılında daha da yoğun bir katılım yaşandı. Devlet yürüyüşü engellemek için zor kullansa da başarılı olamadı.
Halka ateş açıldı
Abdullah Öcalan’ın tecrit koşulları ve zehirlenme haberleri nedeniyle sağlığından endişe eden halklar her yürüyüşlerinde İmralı’ya bağımsız heyetlerin gönderilmesini talep etti. 2009 yılına gelindiğinde Amara’ya “Özgürlüğün özgürlüğümüzdür” sloganıyla yapılan yürüyüşe devlet halka silahla saldırdı. Bu saldırıda yüzlerce kişi yaralandı. Dicle Üniversitesi öğrencisi Mahsum Karaoğlan ve Pirsûslu genç Mustafa Dağ katledildi.
Mahsum Karaoğlan ve Mustafa Dağ’ın 2009 yılında katledilmesinin ardından organize edilen yürüyüş, "Doğuşun doğuşumuz, özgürlüğün özgürlüğümüzdür" sloganıyla yapıldı. Köye ulaşmayı başaran yaklaşık bin kişi kutlama yaptı. 2011’de ise buluşma yeri Xelfetî olarak belirlendi. Kutlama festivale dönüştü. 2012 yılında Amara yürüyüşü öncesinde Riha’nın tüm giriş çıkışları kapatıldı. Amara yürüyüşçüleri Aligor’da buluştu. Engelleri yürüyerek aşabilenler köyde kutlama yaptı.
Festival ve mesajlar
2014 yılında 4 Nisan yürüyüşü Newroz’da Abdullah Öcalan’ın mesajının okunmasıyla çok daha da kalabalık gerçekleştirildi. Aligor’da kurulan çadırlarda Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları sergilendi, havai fişeklerle kutlamalar festival havasında gerçekleştirildi. İlk kez Abdullah Öcalan Amara’ya giden halka mesaj yollayabildi. Abdullah Öcalan’ın mesajında şu ifadeler yer aldı:
"Sevgili Kürdistan Halkı, 4 Nisan’ı benim kişisel doğum günümden çok bir halkın yeniden doğuşu olarak anlamlandıran, özgürlük hayallerini şahsımda birleştirip, Amara’ya yürüyen bütün yoldaşlarımı, gençleri, kadınları saygıyla selamlıyorum. 40 yıl önce 'Kürdistan sömürgedir' diyerek başladığımız özgürlük mücadelemiz, artık sizlerin fedakârlığı, tartışılmaz değerlerimizin emeği ve tüm kurumlarımızın kararlı mücadelesiyle öz yönetimsel yaşamın eşiğine gelmiştir. Bu coğrafya çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok farklı gerçekliklerin yan yana yaşadığı bir halklar bahçesiydi. Bütün Ortadoğu halkları, Kapitalist Modernite’nin kendi topraklarına ve değerlerine dönük seferi azgınlaştığında, ulus devlet gerçekliğinin katliamcı yüzüyle karşılaşmıştır. Bundan böyle eski rejimler ve onların ideolojileriyle bu topraklarda yaşanılamayacağı anlaşılmıştır. Özgür toplumun inşası, ancak demokratik özerk yönetimlerin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Özgür yarınları kurmak, ancak köleleştirilmiş insanın yerine özgür insanı koymakla mümkündür. Bu gerçeklik ışığında bakıldığında, fiziki zindanların çok önemsiz olduğu da anlaşılacaktır. Kendi mücadele pratiğimizin bütün dünya halklarına verdiği ilham, tam olarak da zindanların birer özgürlük alanlarına dönüştürülmesi gerçeği olmuştur. Böyle bakılmadığı zaman dağları, ovaları ve kentleriyle bütün bir ülkenin karanlık bir zindana dönüştüğünü biliyoruz. Aramızdaki fiziki ayrılık önemsizdir. Ben bugün sizlerle beraber Amara’da kurulan güneşin sofrasındayım. Tek tek bütün yoldaşlarımın arasındayım. Sadece bizlerin değil, bütün uygarlığın doğumuna tanıklık etmiş topraklarımızı başta kadın ve genç yoldaşlarımız olmak üzere bütün halkımızın özgürlük bilincine emanet ediyorum. Hep birlikte özgür bir ülkede buluşacağımıza olan inancımla hepinizi kucaklıyorum.”
Kutlamalar son bulmadı
Abdullah Öcalan’ın doğum gününe ilişkin 2015 yılında Riha, Semsûr ve Dîlok üzeri 3 koldan yürüyüş yapıldı. Dördüncü bir kol da Amed’den başlatıldı. 3 Nisan’da Xelfeti’ye ulaşan Amara yürüyüşçüleri, 4 Nisan Parkı’nda festival havasında doğum günü kutlaması gerçekleştirdi.
Amara’ya 2016 yılında gerçekleştirilen yürüyüşte tecridin son bulması istenirken çözüm sürecine devam edilmesi talep edildi. 2018’de yine yasaklamalar vardı. Abdullah Öcalan’ın doğduğu ev abluka altına alındı.
2019’da DTK, halkın bulunduğu her yerde doğum günü kutlaması yapması için çağrı yaptı. Halk çağrıya uyarak bulundukları her kentte ve alanda 4 Nisan’da kutlamalar gerçekleştirdi. Kutlamalara tecridin kaldırılması talebi ile DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde başlattığı ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleri damga vurdu.
Umudun yeniden filizlendiği tarih
Bu yıla kadar çeşitli gerekçelerle yürüyüş engellenirken halklar bir şekilde kutlamaları yapmanın yolunu buldu. Bu yıl da halk kutlamalar için Amara’da olacak. Abdullah Öcalan’ın doğum günü uzun yıllardır toplumsal hafızada sadece bir tarihten ibaret değil; bir paradigma değişiminin, demokratik çözüm iradesinin ve halklar arası diyalog çağrısının sembolü olarak yer buldu. Son süreçte “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının sahibi ve yürütücüsü olan Abdullah Öcalan için halk ‘umut hakkının’ uygulanmasını ve fiziki özgürlüğünün sağlanmasını talep ediyor. Abdullah Öcalan’ın çağrısını sahiplenen halklar, tam da bu yüzden 4 Nisan’ı aynı zamanda kendi uyanışları, doğum günleri olarak kutluyor. 4 Nisan sadece bir doğum günü değil, aynı zamanda çözüm, barış ve demokratik topluma olan inancın yeniden filizlendiği bir tarih olarak görülüyor.
Elbette kadınlar da özgürlüklerinin bir simgesi olarak Abdullah Öcalan’ın toplumsallaşan, kadına mal olan özgürlük felsefesi ile birlikte doğum gününü yeniden doğuş günü olarak kutluyor.