Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu’ndan 5 Kürdistan Partisinin ittifakına destek

Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu, beş Kürdistan partisinin oluşturduğu ittifakı İran’daki merkezileşme geleneğine karşı önemli bir kırılma olarak değerlendirdi.

Haber Merkezi – “Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu” yayımladığı analiz ve siyasi içerikli bir açıklamayla beş Kürdistan partisinin oluşturduğu ittifaka destek verdiğini ve bu adımı İran’daki merkezileşme geleneğine karşı “tarihi bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Açıklamada, İran’ın çok uluslu yapısına vurgu yapılarak söz konusu ittifakın, birey merkezli ve merkeziyetçi çerçevelerin dışında aşağıdan güç inşa edilebileceğinin bir göstergesi olduğu belirtildi. Metinde, İran’da ulusların ve siyasi güçlerin bağımsız biçimde örgütlenmesinin her zaman güvenlikçi yaklaşımlarla karşılaştığı ifade edilerek, Kürdistan partilerinin son dönemdeki yakınlaşmasının sıradan bir parti ittifakının ötesinde anlam taşıdığı kaydedildi.

Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu’nun açıklamasında ayrıca İran’ın mevcut kriz koşullarına — ekonomik kriz, bölgesel gerilimler, askeri tehditler ve siyasi meşruiyet kaybı — dikkat çekilerek, halkın örgütlü olmadığı bir ortamda otoriter senaryoların ya da perde arkası anlaşmaların dayatılma ihtimalinin arttığı uyarısında bulunuldu.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Beş Kürdistan partisinin ittifakı sıradan bir parti olayı değildir; bu adım, İran’daki tarihsel merkezileşme sütununa doğrudan bir darbedir. Kürt, Türk, Beluç, Arap, Lor ve diğer halkların her birinin kendi tarihsel hafızası, dili ve kültürüyle yaşadığı çok uluslu bir coğrafyada, bağımsız ve kolektif her türlü örgütlenme her zaman güvenlik etiketiyle karşılanmıştır. Bu ittifakın tarihsel önemi tam da buradan gelmektedir: Çünkü güç, monarşiden izin almadan, merkezden imza beklemeden ve kraliyet buyruğu olmadan aşağıdan da şekillenebilir.

Rıza Pehlevi’nin bu ittifaka verdiği tepki, yüz yıllık merkezileşme, kontrol ve güvenlikçi yaklaşım mantığının yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir. Geçiş dönemi için önerdiği “acil durum belgesinde” “güç yoluyla barış” ve komşu ülkelerle “karışıklıkları kontrol altına almak” için güvenlik iş birliklerinden söz edilmektedir. Bu dil İran halkına yabancı değildir; aynı kavramlar İslam Cumhuriyeti tarafından protestoları bastırmak için kullanılmış, aynı mantık Pehlevi dönemlerinde bağımsız ve ulusal sesleri susturmak için işletilmiştir. İsimlerin değişmesi projenin özünü değiştirmez.

İran’da merkezileşme her zaman sabit bir modelle işlemiştir: Halklar itaat etmeli, çeşitlilik kontrol altında tutulmalı ve her bağımsız örgütlenme tehdit olarak görülmelidir. Loristan’dan Beluçistan’a, Huzistan’dan Azerbaycan’a kadar merkezci yönetimlerin mesajı aynı olmuştur; ya merkezin tanımladığı çerçeveye uyun ya da güvenlik meselesi olarak tanımlanın. 1979 Devrimi de monarşiye karşı gerçekleşmiş olsa da, dini bir çerçevede aynı birey merkezli ve merkezci mantığı yeniden üretmiş; sonuç ise siyasi tıkanma, ulusların dışlanması ve daha geniş çaplı baskı olmuştur.

Beş Kürdistan partisinin ittifakı, bugünkü kriz koşullarında daha da önem kazanmaktadır. İran, çağdaş tarihinin en hassas dönemlerinden birinden geçmektedir. Savaş tehdidi, askeri gerilimler, bölgesel krizler, derin ekonomik sorunlar ve siyasi meşruiyetin aşınması ülkeyi kırılgan bir noktaya taşımıştır. Bu şartlarda tehlike yalnızca mevcut durumun sürmesi değildir; asıl risk, yukarıdan mühendislik ürünü bir iktidar geçişi, dış müdahale ya da otoriterliğin yeni bir biçimde yeniden inşasıdır.

Halklar örgütlü olmazsa, dışa bağımlı senaryolar kendilerini dayatabilir

Bölge deneyimi göstermiştir ki halk örgütlülüğünün olmadığı boşluklarda ülkelerin geleceği kamusal katılım alanında değil, güvenlikçi ve bölgesel perde arkası anlaşmalarla belirlenir. Eğer İran’daki bağımsız siyasi güçler ve halklar örgütlü olmazsa, merkezci projeler ya da dışa bağımlı senaryolar kendilerini “tek mümkün seçenek” olarak dayatabilir. Bu bağlamda beş Kürdistan partisinin ittifakı tarihsel bir ön almadır; “bizim hakkımızda karar verilmeden önce biz karar vereceğiz” mesajıdır.

İttifak bildirgesinin ardından gelen sert ve tehditkâr tepkiler, monarşi yanlısı projenin toplumsal tabandan ziyade iç grup övgülerine ve medya yeniden üretimine dayandığını göstermiştir. Gerçek ve kolektif örgütlenme karşısında yapay “geleceğin lideri” imajı çökmektedir. Aşağıdan şekillenmeyen güç, kaçınılmaz olarak güvenlikçiliğe ve tehdide sığınır.

Monarşi savunucuları kendilerini İslam Cumhuriyeti’nin alternatifi olarak sunmaktadır; ancak kullandıkları dil “kontrol”, “kargaşa” ve “sert güç” üzerine kuruluysa fark nerededir? Örgütlü ve kolektif siyasi eyleme yanıt güvenlik iş birliği ve baskı vaadiyse, bu demokrasiye geçiş değil, geçmiş otoriter yapının yeniden üretimidir.

Bu çerçevede kadınların rolü ve otoriter projelerde sembolik biçimde kullanılmaları da önemlidir. Tarihsel deneyimler, merkezci yönetimlerin zaman zaman meşruiyet sağlamak için kadınların görünürlüğünden yararlandığını; ancak karar alma mekanizmalarının güvenlikçi mantığın tekelinde kaldığını göstermiştir. Kadınların gerçek ve bağımsız katılımını tanımayan her proje, sonunda aynı tahakküm döngüsünü yeniden üretir.

Beş Kürdistan partisinin ittifakı yalnızca bölgesel bir yakınlaşma değildir; ulusal bir mesaj taşımaktadır. Diğer partiler, sivil toplum örgütleri, kadın hareketleri, işçiler, öğrenciler ve farklı ulusların temsilcileri de gerçek, yatay ve bağımsız ittifaklara yönelirse, İran’ın geleceğinin birey merkezli projeler ya da dayatılmış senaryolar tarafından gasp edilmesi en aza indirilebilir. Ancak geniş ve bağımsız bir ittifak ağı hem savaşa ve müdahaleye karşı durabilir hem de yeni bir istibdadın önüne geçebilir.

Bu ittifakla birlikte bu döngüyü kırma fırsatı doğmuştur

İran’ın tarihsel deneyimi göstermiştir ki bireysel güç yoğunlaşması kısa vadede görünürde bir istikrar sağlasa da uzun vadede toplumsal patlamalara yol açar. Siyasi tıkanma, kültürel baskı ve bağımsız seslerin tasfiyesi İran toplumunun defalarca ödediği bir bedeldir. Bu ittifakla birlikte bu döngüyü kırma fırsatı doğmuştur.

Beş Kürdistan partisinin ittifakı yeni bir yolun bayrağını kaldırmıştır: İran’ın tek bir komuta merkezi değil, özgür ve eşit iradelerin ağı olduğu bir yol. Bu adım İran için tehdit değil; istibdat için tehdittir. Tam da bu nedenle korku ve karalama ile karşılanmaktadır.

Bugün asıl soru kimin taç giyeceği değildir; İran’ın yeniden birey merkezli merkezileşme tuzağına düşüp düşmeyeceğidir. Yanıt örgütlenme ve birliktedir. Kürdistan partilerinin ittifakı bunun mümkün ve uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Şimdi sıra diğer özgürlükçü güçlerde, siyasi partilerde, sivil yapılarda ve farklı ulusların temsilcilerindedir.

Güç aşağıdan gelir; ne kraliyet buyruğundan, ne acil durum belgelerinden, ne de merkezci bir geçmişin nostaljisinden. İran’ın geleceği ancak gerçek ittifak ağlarıyla, çok uluslu yapıya saygıyla ve bağımsız örgütlenmeyle şekillenecektir. Savaş ve kriz gölgesinde bu birlik artık bir tercih değil; tarihsel bir zorunluluktur.