Türkiye’de kadınlar erkekleri ifşa ediyor
Kadınlar, adaletin sağlanamadığı; toplumsal değerlerin kadınlar üzerinden ayaklar altına alındığı; yargı ve yaptırımların erkek aklına göre işlediği bir sisteme karşı ifşayı bir direniş yöntemi olarak geliştiriyor.

ROJBÎN DENİZ
Türkiye’de iç siyasetin topluma yansıyan baskıcı erkek yüzü, en çok kadınları hedef alıyor. Hükümetin cihadist yapılarla kurduğu ilişkiler ve şeriatı kadınların yaşamı üzerinden meşrulaştıran söylemleri, toplumu derin bir ahlaki ve manevi çöküntüye sürükledi. Erkek egemen devlet anlayışı, kadınları ya kendi kalıplarına uymaya zorluyor ya da yaşamın her alanında hedef haline getiriyor. İş yerinde, sokakta, evde, sanat ve spor alanlarında kadınlar yargısız infazın kurbanı haline gelirken; teşhir, ötekileştirme ve “kadınsan kadınlığını bil” kodlamalarıyla kuşatılıyor.
AKP’nin 22 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin kadın politikaları, toplumsal cinsiyetçiliği derinleştiren ve tecavüz kültürünü farklı yöntemlerle, dini referanslarla meşrulaştıran bir çizgide ilerledi. Bu süreçte küçük yaşta evlilikler, kaçırılan genç kızlar, çocuklara yönelik taciz ve tecavüz vakalarındaki artış, yargının erkek yanlısı tutumu AKP hükümetiyle birlikte kurumsallaştı. Özellikle kültür ve sanat alanında kadınları görünmez kılan, erkeğe hizmet etmeyi dayatan bir zihniyet öne çıktı.
Arabeskin Aşık kadınlarından
Mevcut gerçeklikte, erkeği aklayan yargı mekanizmaları ve her durumda kadını suçlayan toplumsal cinsiyetçilik; devletin güvencesine yaslanan tecavüzcü erkek zihniyetiyle birleşerek, kadınlar açısından telafisi zor bir tablo yarattı. Türkiye tarihinde arabesk sanatının kraliçeleri, “Arabeskin Aşık Kadınları” belgeselinde görüldüğü gibi, sanat alanını bir sektör gibi ele alan erkeklerin baskılarının en çıplak tanıklarıydı.
On bölümlük belgeselde ünlü sanatçılar, şöhret yolunda yaşadıklarını paylaşıyor. Sanatçı, patron, müdür, mafya ya da başka sıfatlarla karşılarına çıkan erkeklerin; kadınlara yönelik taciz, tecavüz, tehdit, sanat dışına itme, teşhir ve şiddet pratikleri belgeselde açıkça ortaya konuyor. Devletin derinleştirdiği toplumsal cinsiyetçilik ve taraflı yargı mekanizmaları ise kadını teşhir eden, suçlu gören bir bakış açısını sürekli canlı tutuyor. Dün yalnızca kısık seslerle dile getirilebilen bu deneyimler, bugün dijital medya platformlarında güçlü ve toplu bir şekilde ifade ediliyor.
Bugün ise kadınlar, benzer baskılara karşı yeni yöntemlerle direniyor. Sanat ve kültür alanında çalışan kadınların öncülüğünde dijital medya platformlarında başlayan cinsel taciz ve tecavüz ifşaları, Türkiye’de giderek daha güçlü bir gündem yaratıyor ve geniş kesimlere yayılıyor.
Türkiye’de son günlerde sosyal medyada yayılan taciz ve tecavüz ifşaları, sanat ve medya dünyasında büyük yankı uyandırdı. Kadınlar, yaşadıkları taciz ve tecavüzleri kamuoyuyla paylaşarak sessizliği bozarken, aynı zamanda uzun süredir örülen baskı duvarlarını da yıkıyor. Bireysel çabalarla başlayan bu hamle, giderek kadınların ortak bir eylem alanına dönüşüyor ve buna dair tartışmalar her geçen gün büyüyor.
Erkekler deşifre oluyor
Kadınlar, adaletin sağlanamadığı; toplumsal değerlerin kadınlar üzerinden ayaklar altına alındığı; yargı ve yaptırımların erkek aklına göre işlediği bir sisteme karşı ifşayı bir direniş yöntemi olarak geliştiriyor. İfşalarda adı geçen erkeklerin çoğu, sistemde kendilerine yer edinmiş; kendilerini sanatçı, demokrat, aydın ya da toplum değerlerine bağlı kişiler olarak tanıtmış isimler. Ancak kadınlar yaşadıklarını anlattıkça, bu erkeklerin maskeleri tek tek düşüyor.
Kırılan sessizliğin ilk adımı internet platformlarında atıldı. Önce fotoğrafçılara yönelik ifşalarla başlayan, ardından kültür-sanat alanının farklı kollarına yayılan kampanya, her geçen gün daha da genişliyor ve etkili bir toplumsal gündeme dönüşüyor.
Süreç, bir grup kadının erkek fotoğrafçıların tacizlerini açıklamasıyla başladı. Fotoğrafçıların kadınları çıplak poz vermeye zorlamak için manipüle ettiği, hatta cinsel tacizde bulunduğu iddiaları kısa sürede gündeme oturdu. Bu ifşalar fotoğrafçılardan oyunculara ve sanatçılara uzandı ve dijital medyada geniş yankı buldu. Kadınlar, uğradıkları benzer saldırıları failiyle birlikte açıklayarak ellerindeki mesajları paylaşmaya başladı. İfşa edilenlerin listesi oyunculardan sanat eleştirmenlerine, hatta medyaya kadar genişledikçe genişliyor.
Susma bitsin
Bu paylaşımlar birçok kadına cesaret verdi; sessizliğe zorlanan kadınlar artık birer birer seslerini yükseltmeye başladı. Tacizin ve tecavüzün üzerini örten erkek egemen düzen karşısında, kadınlar birbirlerine yalnız olmadıklarını hatırlattı. Bu dayanışmanın büyümesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyasından kadınların kurduğu “Susma Bitsin” platformu yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Hiçbir eyleminiz yanınıza kalmayacak; kadınlar susmadı, susmayacak” vurgusu yapılarak, tüm kadınlara açık bir çağrıda bulunuldu: “Susma, yalnız değilsin; dayanışmayla güçlüyüz.” Bu çağrı, kadınları ortak mücadeleye davet ediyor.
Liste gittikçe kabarıyor
Fotoğrafçı Mesut Adlin’in küçük yaştaki bir kişiyle mesajlaştığı ve tacizle suçlandığı iddiaları büyük yankı uyandırdı. Bunun üzerine müzik grubu Manifest, Mesut Adlin ile olan iş birliklerini sonlandırdığını duyurdu. Tacizle suçlanan Adlin ise savcılığa başvurarak yargısız infaza uğradığını savundu ve hakkındaki iddiaların araştırılmasını talep etti.
Oyuncu Doğa Lara Akkaya, dijital medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Set bitti, buna rağmen beni sözlü ve yazılı taciz etti” diyerek birlikte çalıştığı oyuncu Tayanç Ayaydın’ı ifşa etti. Tayanç Ayaydın ise gönderdiği mesajların “kötü bir niyet taşımadığını” söyleyerek hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
Fotoğrafçı Dilan Bozyel, yaptığı bir paylaşımda 16 yaşındayken oyuncu Mehmet Yılmaz Ak tarafından silah zoruyla birlikte olmaya zorlandığını iddia etti. Mehmet Yılmaz Ak ise suçlamaları reddederek hukuki süreç başlatacağını açıkladı.
Kültür-sanat platformu Argonotlar’ın kurucu yayın yönetmeni Kültigin Kağan Akbulut hakkında sosyal medyada taciz iddiaları ortaya çıktı. İddiaların ardından Argonotlar yayınını askıya almak zorunda kaldı. Akbulut özür dilemekle yetinirken, AICA Türkiye tarafından etik komisyona sevk edilmesi, sanat dünyasında yıllardır görmezden gelinen, saklanan taciz ve tecavüzler kadınların ifşa hamlesiyle açığa çıktı.
Radyo programcısı ve stand-up sanatçısı Mesut Süre de taciz ile anıldı. Mesut Süre, iddiaları reddetse de kamuoyu baskısı iş hayatına doğrudan yansıdı. Mesut Süre’nin bazı sahne programları iptal edildi. Mesut Süre’nin yıllardır sunuculuğunu yaptığı “İlişki Testi” isimli eğlence programının yapımcısı İda İletişim de kendisi ile bir daha çalışmayacaklarını açıkladı.
Bu süreçte adı geçenlerden biri de yönetmen Selim Evci oldu. Selim Evci hakkında sosyal medyada taciz iddiaları paylaşıldı. Akbank Kısa Film Festivali’nin direktörü ve yönetmen Selim Evci hakkında ortaya çıkan taciz suçlamalarının ardından, önce yönetmenin filmi Mubi’den kaldırıldı, ardından Akbank Sanat ile olan ilişkisine son verildi. Akbank Sanat tarafından yapılan açıklamada ise festivalin 22. edisyonunun iptal edildiği duyuruldu. Yönetmen Selim Evci ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti.
Toplumun vicdanı yargıdan daha güçlü
Bu örnekler, ifşaların ne kadar hızlı gündem olduğunu ve kişilerin aynı hızla kamuoyu önünde açıklama yapmak zorunda kaldığını gösteriyor. İfşalar yalnızca bireyleri değil, kurumları da doğrudan harekete geçiriyor ve sanat dünyasında somut iş birliklerinin iptaline yol açabiliyor. İfşaların en doğrudan sonucu ise kamuoyu baskısıdır. Gelişen ifşa hamlesiyle isimleri ifşa olan kişilerin çalıştıkları iş yerlerinin bu kişileri taciz ve tecavüzle ilişkilendirerek çalışma dışında tutulmaları, toplum nezdinde itibar kaybı, toplumsal yargı üzerinden bu kişilerin cezalandırıldıklarının olumlu bir adımı olarak görülebilinir. Bu duyarlılık geniş kitlelere ulaşıyor ve sahiplenilmesi durumunda kadınlar açısından önemli bir gündem yaratıyor. Buna bir süre önce 178 edebiyatçı da ortak bir açıklama yayımlayarak cinsel şiddete karşı sessiz kalmayacaklarını duyurdu. Bu kolektif tavır, ifşaların artık yalnızca bireysel hikayelerden ibaret olmadığını, giderek toplumsal bir harekete dönüştüğünü gösteriyor.
Yargının adaletsizliği
Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre cinsel saldırı ve taciz davalarında ceza oranı, diğer suçlara kıyasla düşük seyrediyor. Açılan davaların önemli bir kısmı beraat ya da davanın düşmesiyle sonuçlanıyor. Bu durum mağdurlarda “suç cezasız kalıyor” algısını pekiştiriyor. Erkek şiddetini yargıya taşımak isteyen kadınlar ise çoğu zaman sanık konumuna itilerek yargılanan tarafa dönüşüyor; yargı erkeği aklarken kadını teşhir etmeyi tercih ediyor. Türkiye’de daha önce benzer davalarda kadınlara karşı suç işleyen erkeklerin cezaları, mahkemeler tarafından denetimli serbestlik kapsamında ertelendi.
Demokratik Türkiye kadınların güvencesi olabilir
Kadınlar, yargının değil ifşanın erkeği durdurabildiğine defalarca tanık oldu. Neredeyse tüm yargı süreçlerinde kadınların giyimi, konuşması, gülüşü, sevgisi ya da aşkı; erkeği aklamak için araçsallaştırıldı. Bu bağlamda, Türkiye’deki anayasa ve hukuk sistemi kadınların haklarını korumak yerine, tecavüz kültürünü besleyen erkek egemen zihniyetin yanında duruyor. Türkiye Anayasası ve mevcut hukuk düzeni, erkek zihniyetinin ürünü olarak geliştiği için demokratik değil. Bu nedenle kadınlar, mevcut sistemde kendilerini güvende hissetmiyor; yaşam ve var olma hakkına sahip olduklarını düşünmüyor. Kadınlar yalnızca demokratik bir toplum ve demokratik bir anayasa içinde kendilerini güvende hissedebilir. Türkiye’nin kadınlara güvence veren, haklarını savunan bir ülkeye dönüşmesi ancak demokratik dönüşümle mümkün. O da bu süreçle gelişmeye her zamankinden daha yakın.