Türkiye’de demokrasi Reber Apo’nun fiziksel özgürlüğü ile sağlanır-ANALİZ
Türkiye’de demokrasinin başlıca kriteri; İmralı’daki soykırım, tecrit ve işkence sisteminin yıkılması ve Reber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması olduğu açıktır. Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu durum Türkiye'nin demokratikleşmesiyle aşılabilir.

BERÎVAN ZÎLAN
Önderliğin çağrısı Kürdistan’ın, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun ve dünyanın gündemini değiştirdi. Yeni bir dalga yarattı. Görüldüğü gibi sadece Kürdistan’daki kadınlar değil tüm dünyadaki kadınlarda heyecan ve beklenti oluşturdu. Çağrı büyük bir ses getirdi. Tarihin seyrinde değişim için büyük bir yol açtı. Küresel olarak Reber Apo’nun paradigmasını tanıyan herkeste etki yarattı.
Rêber Apo Demokratik- Ekolojik- Kadın özgürlükçü paradigmayı üçüncü doğuş olarak tanımladı. Özgürlüğün doğuşunun hayati önem taşıması için dünyadaki, bölgedeki ve Kürdistan'daki güncel-siyasal-askeri durumun anlaşılması önemlidir. Kapitalist modernitenin zihniyetini, projesini, planını ve hamlelerini iyi analiz etmek gerekir. Kapitalist modernitenin zihniyetinin toplumla sürekli savaş halinde olduğu, toplum karşıtı olduğu bilinmektedir. Üçüncü Dünya Savaşı’yla birlikte bölgesel ve hegemon güçler örgütlenmiş çete güçleriyle birlikte kendilerine iktidar alanı açtılar, bu da insanlık dışı politikalardan biridir. IŞİD’in, HTŞ'nin yoluyla şu an gerçekleştirdiği katliamlar, kadınlara yönelik tecavüzler, kadınları yürüyen ölülere dönüştüren Taliban zihniyeti, kadınların yeryüzündeki varlığını yok etmek istemesi, seslerinin duyulmasını engellemesi, erkek egemen sistemin vahşetini gözler önüne seriyor. Kadınların şahsında toplumu sağır ve kör bırakmak istiyorlar.
Öte yandan kapitalist modernitenin krizlerinin yapısal krizlerle daha da derinleştiği bu süreçte, sistem her düzeyde kendini ayakta tutmak için çaba sarf ediyor. Kapitalist hegemonik güçler çözümü; hegemon alanlarını genişletme, toplumu ahlaki politik değerlerinden koparma ve teknolojik gelişmelere hız verme ki bu da ciddi olarak ekolojik bir tehdittir, görmektedir. Bu yollarla insanlık son yüzyılda üç dünya savaşına tanık oldu, manevi ve maddi büyük zararlar yaşadı. Mevcut durum, kapitalist sistemin hem toplumsal hem de ekolojik açıdan kendini sürdüremez bir noktaya geldiğini göstermektedir. Uygarlığın son aşamasında sistem adeta bir canavara dönüşmüş, kendisini yemektedir. Ekonomik, kültürel, toplumsal ve ahlaki olarak tıkanma yaşamaktadır. Kapitalist sistemin siyasi ve askeri hamleleri her geçen gün kadınların ve halkların öfkesine ve tepkisine yol açıyor, öz güce dayalı, demokratik, özgürleştirici anlayış ve hareket arayışı artıyor.
Ulus devletler Ortadoğu halkları mozaiğinin en büyük düşmanıdır
Birinci Dünya Savaşı'nda temelleri atılan ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra milliyetçilik, cinsiyetçilik ve din üzerine kurulu yerleşik bir düzene kavuşan ulus devletler, Ortadoğu halkları mozaiğinin en büyük düşmanıdır. Bölge halkı etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel ve coğrafi açılardan bölünmüş, her kesim birbirine düşman edilmiştir. Kapitalist hegemonya güçleri onları karşıtlık ile birbirine düşürerek, hakem rolünü üstlenir ve her şey üzerinde egemenlik politikası izler. Birinci Dünya Savaşı sırasında Araplar 22 ulus-devlete bölünmüş, İran ve Türkiye de ulus-devletlere bölünmüş, bu da bölgede İngiliz hegemonyasının pratikte uygulanmasına yol açmıştır. 2’nci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin de yardımıyla İsrail ulus-devleti bu sistemin merkezine yerleştirildi. Ancak bu politika, bölgenin bitmeyen bir iç savaş alanına dönüşmesine neden oldu. Kronik Arap-İsrail savaşları, Kürt-Fars, Kürt-Türk, Kürt-Arap çekişmeleri, Sünni-Şii çatışmaları, her coğrafyada yaşanan kültürel, etnik ve mezhepsel çatışmalar sistemin zihniyet ve yapısal gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. Bu projenin mimarları batılı hegemon güçleri bugün Ortadoğu'yu yeniden İsrail'in varlığıyla uyumlu, hatta İsrail hegemonyasına uygun şekilde yeniden düzenlemeyi hedeflemektedirler. Bu temelde ortak yönetimleri de iktidarda tutmaya çabalıyorlar. Bölgedeki daha totaliter ulus-devletler aynı anlayışla kurulmuş olsalar da Arap-İsrail savaşından sonra dengeler önemli ölçüde değişmiş, hatta bazı devletler batılı hegemonik güçlerin çıkarlarını tehdit eder hale gelmiştir. Bununla birlikte açığa çıkmıştır ki, diğer ulus-devletlerin bu tıkanmayı aşmak için kabiliyetleri yoktur. Bu durumun kapitalist sistemin tıkanmasıyla aynı zamana denk gelmesiyle, Ortadoğu bölgesine müdahale bir kez daha batılı hegemonik güçlerin temel hedefi haline gelmiştir.
Rêber APO'nun, Demokratik Modernite paradigmasına dayalı olarak, Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözme yaklaşımı, onu bölgesel sorunların barışçıl yollarla çözümüne öncülük etmeye yöneltmiştir. Rêber Apo, İmralı sisteminin zor koşullarına rağmen esaret altında defalarca ateşkes çağrısı yapmış, tıkanan süreçleri yaratıcı çözümlerle yeniden açmıştır. 2013 Newroz’unda Diyarbakır’da ilan ettiği manifestoda, başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm bölgenin sorunlarına özgürlükçü, demokratik, uzlaşmacı ve barışçıl bir yaklaşımın formülü önerilmiştir. Gerillanın çatışma bölgelerinden çekilmesi ve örgüt modelinin demokratik sisteme göre yeniden kurulması, Önder Apo'nun çözüm yaklaşımının ne kadar stratejik olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.
Amaç; Kürdistan’ın özgür, Türkiye’nin demokratikleşmesiydi
Kuşkusuz ki bu adım atılırken amaç; Kürdistan’ın özgür olması, Türkiye’nin demokratikleşmesiydi. Atılan adımlar, halkın demokratik değerleri gözetilerek sorunun rahatlıkla çözülebileceğini de ortaya koydu. Ancak AKP, o süreçte bile Reber Apo'nun başlattığı demokratikleşme sürecine yakın değildi. Buna bir müzakere süreci olarak değil, özgürlük hareketinin eylemlerini, mücadelesini yok etme süreci olarak yaklaşmak istedi. Bu yaklaşımın temel nedeni; AKP’nin iktidarcı zihniyetinin demokratikleşmeye karşı direnmesidir. Rebêr Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı önemli çağrıyla başlattığı süreç, aynı perspektifle, ideolojik ve siyasi iradeyle, bu çağrı devletle mutabakat temelinde yapılmış olmasına rağmen, devletin bu talebi bu kez Bahçeli’nin “Önder Apo örgüte çağrı yapsın” şeklindeki konuşmalarıyla daha da belirginleşmiştir, ancak AKP’nin iktidarını sağlamlaştırmak için sadece Kürt sorununa değil, diğer tüm sorunlara da aynı zihniyetle yaklaşmaya devam ettiği açıktır.
Bir başka deyişle AKP demokratikleşmeyi hegemonyasının kaybı olarak görüyor. AKP'nin demokratikleşme sürecine samimiyetle yaklaşmamasının ikinci nedeni ise; göbekten ABD hegemonyasına bağlı olmasıdır. AKP bu yanılgısıyla Kürt sorununun demokratik temelde çözülmesine ve Türkiye'de demokratik değerlerin gelişmesine gerek görmemektedir. Yani şu anda bile pratik anlamda, AKP'nin tutumundan ve DEM Parti’nin Türkiye'deki bütün örgüt ve partilerle yaptığı görüşmelerden anlaşılıyor ki; Erdoğan görüşmeye karşı ertelemeci yaklaşıyor. Ancak şu anda görülüyor ki devlet görüş ve tutumunda bir değil, bu da sürecin çoğunluğun iradesinin mücadelesiyle başarıya ulaşacağını ortaya koyuyor. Toplumun artık Kürt sorununu kaldıramayacak noktaya geldiğini ve çözüm taleplerinin giderek yükseldiğini görmek gerekiyor. Rêber APO, sorumluluk üstlenmiş durumda ve buna bağlı olarak Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı çok önemli adımlar atıyor.
Özgürlük hareketi, 1 Mart'ta ateşkes ilan ederek, barışın sağlanmasındaki görevlerini ve demokratik mücadeledeki tutumunu dile getirdi. Ancak AKP iktidarı demokratikleşme yönünde hiçbir adım atmamış, savaş dilini ve söylemini değiştirmemiş, ayrıca Rojava’da bir yandan Kürt halkına karşı çeteleri açıkça desteklerken, diğer yandan hava saldırılarıyla insanları katletmeye, işgal ettiği bölgelerde çeteler aracılığıyla kadınları kaçırmaya, katletmeye, tecavüz etmeye devam etmiştir. Bu uygulamalarının devamında son olarak Kobanê'de bir aileyi katletti. Medya Savunma Alanları’nda da gerillaya yönelik saldırılar aralıksız sürüyor. Buna karşı Özgürlük Hareketi, bir açıklama yaparak uyarıda bulundu, durumu ve iktidarın yaklaşımlarını detaylı bir şekilde değerlendirdi. Dolayısıyla tüm dünyada coşkuyla karşılanan demokratikleşme süreci, Türkiye iktidarının bu yaklaşım ve anlayışları nedeniyle belirsiz bir noktaya gelmiştir. Bilinmelidir ki çözüm olacaksa bu, Reber APO’nun iradesinin ve fiziki özgürlüğünün tanınması, Kürt halkının iradesinin kabul edilmesiyle olacaktır.
AKP çözümsüzlük politikasında iflas etmişti
Sonuç olarak; AKP bir kez daha inkar ve çözümsüzlük politikalarında iflasla karşı karşıya gelmiştir. AKP’nin tıkandığı nokta sadece Kürt sorunu değil, esasta hiçbir hesabı tutmadı. Faşist iktidarın Kürdistan'da kaybetme korkusu, Türkiye içinde de artmış ve yayılmaya başlamıştır. Muhalefete karşı ciddi bir didişmenin içine girerek, bastırma, tutuklama, herkesi susturmak ve etkisiz kılmak istiyor. Özgürlük hareketinin, ‘Kürdistan’da faşizm, Türkiye’de demokrasi ya da Kürdistan’da demokrasi, Türkiye’de faşizm olmaz’ tespitinin ne kadar yerinde ve önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Kürdistan’da demokratik siyaset gelişmiş olsaydı, Türkiye’de faşizm ve onların da dediği gibi terör sorunu olmazdı.
Faşizme karşı; Kürt halkının, Özgürlük Hareketi’nin ve Kadın Özgürlük Hareketi’nin tutumu nettir. Kürdistan ve Türkiye’de kadınlar özellikle baskı ve soykırım siyasetinin sonucunda, yaşadıkları acılardan daha fazla ders çıkartmış, eskiye göre direniş bilincini daha fazla geliştirmiştir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde, kadınlar öncü rol üstlenmektedir ve Kürdistan'da toplumsal devrimin gelişimi kadınların gelişimiyle ve eliyle gelişiyor ve güçleniyor. Bunun yanında bölge kadınları; ideolojik, örgütsel ve siyasal anlamda da önemli çaba sahibi olmuşlardır. Bir kez daha anlaşılmıştır ki, genel mücadele içinde kadınların emeğinin sömürülmemesi ve erkek iktidarının tasarrufuna girmemesi için kadınların birlik içinde olması gerekir. Öncelikle kadınlar, özgürlük arayışı üzerinden bölgede, yerel tüm alanlarda ortak örgütlenmelere doğru gidiyor. Kadınlar açısından faaliyet ve eylemsellik boyutuyla ortak projeler geliştirmek hayati önemde olacaktır. Bölgedeki kadınlar, kadının özgürlük sorunlarının, tarihi boyutları olduğu kadar, günlük bir sorun olarak da çözüm beklediğini dile getiriyor. Bu ihtiyaç, Ortadoğu'nun her yerinde ve dünyada her geçen gün daha fazla belirginleşiyor ve bununla bazı önemli adımlar da atılıyor. Bu konuda Özgürlük Hareketi’nin deneyimleri ve Reber Apo’nun kadın kurtuluş ideolojisi büyük ilgiyle karşılanmaktadır. Kadınların 8 Mart ve Newroz’daki birliği, dayanışması, arayış ve duygusu bir kez daha kendini en güçlü bir şekilde göstermiştir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Güney Amerika’nın birçok kentinde kadınlar sokaklara çıkarak, Kadın Devrimi’ne ve Kürdistan’a yönelik saldırılara karşı seslerini yükseltti. Aynı zamanda Almanya, Fransa ve daha birçok ülkede kadınların eylemleri ve mesajları çok anlamlıydı. Birçok ülkeden özgürlük arayışları olan kadınlar, Reber Apo ve Kadın Özgürlük Hareketi’ne karşı umutlarını, inançlarını ve beklentilerini ifade etti. Bu yılki 8 Mart’ta kadınlar, özgürlük arzusuyla her yerde birleşerek, halkların demokratik birleşenlerine öncülük edeceğini göstermiştir. Bundan sonra atılacak adımların ve yürütülecek çalışmaların yapısal ve pratik sonuçları olmalı. Bu kadın ekseninde toplumsallaşmanın özü olarak, demokratikleşmenin gerçeğinin ortaya çıkması açısından çok önemlidir. Dolayısıyla medya, kadını bu tartışma ve çabalara çekmek ve kadın eylemlerini ve faaliyetlerini sürdürmekte daha fazla rol sahibidir.
Kadınlar Reber Apo’nun inisiyatifinde yürütülen sürece aktif öncülük ediyorlar
2025 Newrozu, kadın ve gençlerin öncülüğünde "Civaka Demokratîk û Rêbertiya Azad”, “Demokratik Toplum ve Özgür Önderlik” sloganıyla, Reber Apo’nun yaptığı asrın çağrısını selamlama olarak gelişti.Kadınlar Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Reber Apo’nun inisiyatifinde yürütülen sürece aktif bir biçimde öncülük ediyorlar. Aynı zamanda Kürt kadınların, Rojava’da gerçekleştirdiği tarihi konferans bu süreç açısından önemli tartışma ve mesaj içeriyordu. Kürt kadın ulusal birliği açısından bu konferansın mesajı tüm Kürt kadınları açısından anlamlıydı.
Ayrıca Suriye'nin içinden geçtiği oluşum sürecinde kadın konferansının gerçekleşmesi ve kadınların; “Kadınlar bu süreçteki rollerini belirleyemezse büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacaklardır” tespiti, yerinde bir tespit olmuştur. Suriye'deki durumun ele alınması ve kadınların gelecekleri açısından duruşları, tutumları ve irade olmaları, Rojava Kürdistan’ın Kadın Devrimi’nde ifadesini bulması bir kez daha önem kazanmıştır. Bu, bölgedeki gelişmeler açısından çok güçlü bir adım oldu.
Aynı zamanda kaos sürecinde büyük bir umutla karşılanan tek alternatif 3. Yol olarak Demokratik Modernite paradigması olmaktadır. Rojava’da sistemleşmiş Demokratik Ulus modeli bölge halklarına örnektir. Özgürlükçü ve demokratik yapılar, cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve iktidar kalıplarını kırabilirse bölge bir kez daha evrensel tarihini ve insanlığını kaybettiği yerde kazanacaktır.
Reber Apo, İmralı esaret koşullarında bile yapısal, sistemsel kaosa çözüm geliştirmiş ve kapitalizmin her türlü saldırısına karşı direnişin odağı haline gelmiştir. Reber Apo şahsında gelişen özgürlük ufku özgürlük mücadelesine akarak, kadınlar ve Kürt halkında da özgürlük mücadelesini geliştirmiştir. Reber Apo’nun özgürlüğü, güvenliği ve sağlığı sağlanırsa, bu açıktır ki toplumsal özgürlük çağına Önderlik yapacaktır. Bu anlamda Reber Apo’nun fiziki özgürlüğü, halkların özgürlük ve demokrasisi ve kadınların özgürlüğü için mücadelenin yükseltilmesi güçlü bir şekilde ön plana çıkmaktadır.
Reber Apo’nun fiziki özgürlüğünün bu sürecin temel koşuludur
Reber Apo’nun Demokratik Modernite Paradigması ve Reber Apo’nun pratik önderliği kadınları ve halkları Ortadoğu’da özgür yarınlara kavuşturacağını açıkça göstermiştir. Kürt Özgürlük Hareketi, Kadın Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının tutumunda Reber Apo’nun fiziki özgürlüğünün bu sürecin temel koşulu olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Devlette bunu biliyor fakat genel kamuoyuyla paylaşmıyor. Özgürlük Hareketi, her türden ertelemenin önüne geçmek için Reber Apo’nun hamlesini güçlü yürüteceklerini göstermiştir. “Reber Apo’ya özgürlük ve Kürt sorununa çözüm” hamlesi bu süreçle bağlantılı olarak etkili yürütülüyor. En son Nobel Barış Ödülü sahiplerinin de aralarında bulunduğu 200 kişi, Reber Apo’nun, “Barış ve Demokratik Toplum” Çağrısı'na destek veren bir açıklama yayımladı ve bu açıklamanın içeriği de önemliydi.
Türkiye’de demokrasinin başlıca kriteri ve ölçüsü; İmralı’daki soykırım, tecrit ve işkence sisteminin yıkılması ve Reber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması olduğu çok açıktır. Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu mevcut durum, mevcut sorunlar ve gerginlikler bir tek Türkiye'nin demokratikleşmesiyle, Kürt sorununun çözülmesiyle, Reber Apo'nun fiziki özgürlüğünün sağlanmasıyla aşılabilir. Türkiye'de toplumsal muhalefetin gücü bir tek Reber Apo'nun demokratik çözüm çağrısıyla kendini örgütleyerek iktidar rejimine ve faşizme karşı başarılı olabilir. Kürdistan’daki faşizm tüm Türkiye’ye yayılmıştır. Toplumdaki muhalefet doğru zamanda doğru mücadeleyi ve duruşu yükseltmiş olsaydı, iktidarın Kürt halkına yönelik haksızlık ve adaletsizliklerine karşı duyarlılık geliştirseydi, bugün Türkiye'de faşizm bu kadar cesaretle yayılamazdı.
Özgür Kadın Hareketi Reber Apo’nun çağrısını, Demokratik Toplum Manifestosu olarak karşıladı. Kadın Özgürlük Hareketi, çağrıyla başlayan sürecin başarısında kendini sorumlu ve muhatap olarak gördüğünü ifade diyor. Kadınlar, Reber Apo'dan aldıkları güç ve moralle, bu yüzyılı kadınların çağı ve yüzyılı yapma kararlılığını bir kez daha ortaya koymuşlardır.