Tunuslu aktivist: Rojava’da kadın şahsında toplum hedef alınıyor

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda kadınlar şahsında toplumun hedef alındığını vurgulayan Tunuslu insan hakları aktivisti Mounira Halimi, tüm dünyaya seslenerek, “Kadınları korumak bireysel bir görev değil, ortak bir sorumluluktur” dedi.

İHLAS HAMRUNİ

Tunus – Suriye geçici yönetimindeki cihatçı Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) ve IŞİD bağlantılı çeteler, Türk devletinin desteğiyle Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce kişi hayatını kaybederken, yüzlercesi yaralandı ve binlerce sivil göç etmek zorunda kaldı. Kuzey ve Doğu Suriye’de Özerk Yönetim çatısı altında kadınlar hayatın her alanında aktif rol oynuyor ve halklar Demokratik Ulus sistemiyle eşit ve demokratik bir yaşam sürdürüyor. Ancak, tüm dünyanın örnek aldığı bu sistem bugün yoğun saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. Dört parça Kürdistan başta olmak üzere saldırılara karşı dünyanın dört bir yanından tepkiler yükseldi.

‘IŞİD’in geri dönüşü kadınlara yönelik bir tehdittir’

Tunus’un Kasserine şehrinden insan hakları aktivisti Mounira Halimi, yaşananları değerlendirirken, “IŞİD’in geri dönüşü öncelikle kadınları hedef almak anlamına geliyor. Çünkü terörizmin tehlikesi, kadınları yok etmeye ve iradelerini kırmaya dayanıyor. Kadınların zayıflığı, ailenin ve toplumun bir bütün olarak zayıflığı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Mounira Halimi, terör örgütlerinin geri dönüşünün eski tehlikeleri yeniden canlandırdığını ve yaşamı güvensiz hale getirdiğini vurguladı. “Kadınlar artık normal bir hayat süremiyor, kendilerini ya da topluluklarını savunamaz hale geliyorlar. Ancak bu saldırılar sadece belirli bir grubu hedef almıyor, tüm kadınları kapsıyor” diyen Mounira Halimi, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, kadınların direnç ve dayanıklılık sembolleri olarak toplumsal iradeyi koruma mücadelesinde ön saflarda yer aldığını vurguladı.

Kadınların zayıflatılması, toplumun zayıflatılmasıdır

IŞİD zihniyetinin bağımsız, aktif, mücadeleci veya eğitimli kadınları bir tehdit olarak gördüğünü dile getiren Mounira Halimi, “Çünkü bu çeteler, sürekli olarak kadınları aşağılayarak ve iradelerini kırarak toplumu boyunduruk altına almaya çalışıyor. Irak ve Suriye’de yaşananlar bunun çarpıcı kanıtları. Kadınlar kaçırılmaya, katledilmeye ve sürekli tehditlere maruz kalıyor. Bu koşullar altında kadınlar yoksulluk, dışlanma ve kırılganlıktan etkileniyor. Yasaların yokluğu onları daha da savunmasız kılıyor ve terörizm bunu, toplumu korkutmak ve kontrol etmek için kullanıyor. Ama tüm bu deneyimler, kadınların sessiz kurbanlar olmadığını gösteriyor, aksine, terörizme karşı mücadelenin kalbinde yer alıyorlar. Onlara koruma ve destek verildiğinde, güç ve direnişin sembolleri haline geliyorlar” şeklinde konuştu.

‘Kadınlar terörizmin sessiz kurbanları değil’

Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadın savaşçıların direncin canlı bir örneği olduğunun altını çizen Mounira Halimi, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu kadınlar IŞİD için doğrudan bir tehdittir ve bu yüzden şiddet ve yıldırma politikalarıyla hedef alınıyorlar. Silahlanıp halklarını koruyan Kürt kadınlar, IŞİD için bir tehdit oluşturuyor. Bu yüzden IŞİD, direnen kadınları, katliam ve işkenceyle hedef alıyor. Örneği Rakka’da bir kadın savaşçının saç örgüsünün kesilmesi ve dijital medyada yayınlanmasının amacı toplumda korku yaymaktır. Direnişin sembolü olan kadınlar şahsında toplumu ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu örnekler, kadınların terörizme meydan okuyabilen ve onurlu bir şekilde direnebilen aktif bir güç olduğunu doğrulamaktadır. Kadınlar terörizmin sessiz kurbanları değil, ona karşı mücadelenin kalbinde yer alan aktif bir güçtür. Bu yüzden kadınları korumak yalnızca bireysel bir mesele değil, hükümetlerin kadınları koruyan ve failleri cezalandıran yasalar çıkarmasını, medyanın gerçeği çarpıtmadan aktarmasını ve uluslararası sivil toplumun dayanışmayı büyütmesini gerektiren ortak bir sorumluluktur.”

Korku politikalarıyla toplumu teslim alma çabası

Kadınların direncinin toplumun direnci anlamına geldiğini vurgulayan Mounira Halimi, “Korku, kadınların ve halklarının yaşamlarını kontrol etme aracı olmamalıdır. Kadınları korumak sadece bireysel bir görev değil, tüm toplumun istikrarı için temel bir sütundur. Direncin sürdürülebilir olabilmesi için nesilleri onurlu bir şekilde yetiştirmek gerekiyor. Kızlara ve genç erkeklere şiddetle yüzleşmeyi ve bağımsızlıklarını talep etmeyi öğretmeliyiz” şeklinde konuştu.

Yasal ve toplumsal desteğin mücadeledeki önemi

Kadınları koruma çabalarının devam etmesi için ilgili tüm tarafların güçlerini birleştirmesi gerektiğinin altını çizen Mounira Halimi, “Kadınlar, yasal ve toplumsal desteğe sahip oldukları sürece terörizme veya dışlanmaya teslim olmayacaklar. Kendilerini ve toplumlarını savunup dimdik durma yeteneğine sahiptirler. Kadınları desteklemek ve korumak, özgür ve güçlü bir toplumun hayatta kalmasının garantisidir, iradelerini kırmak ise tüm toplumu yok etmek anlamına gelir” dedi.