Tunus’ta basın özgürlüğü geriliyor: Gazeteciler ve hak savunucularından acil reform çağrısı
Tunus’ta devrimin üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen basın özgürlüğü alanındaki kazanımların giderek aşındığına dikkat çeken gazeteciler ve hak savunucuları, basın özgürlüğünü düzenleyen yasal çerçevenin acilen gözden geçirilmesini istedi.
ZOUHOUR MECHERGUI
Tunus - Tunus devriminin patlak vermesinin üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen, birçok medya çalışanı gazetecilik alanında beklenen reformların hayata geçirilmediği görüşünde. Medya sektörü, basını toplumun sesi olmaktan çıkarıp rejimin sözcüsü haline getiren Zeynel Abidin Bin Ali’nin 23 yıllık iktidarının mirasından en fazla etkilenen alanlardan biri oldu. Bu dönemde Tunus Dış İletişim Ajansı ve Enformasyon Bakanlığı gibi kurumlar aracılığıyla uygulanan idari ve kurumsal baskılar, basın özgürlüğünü ciddi biçimde kısıtladı. Sansür yalnızca içerik denetimiyle sınırlı kalmadı, yayın politikalarına doğrudan müdahaleleri de kapsadı. Buna rağmen gazeteciler, muhalif gazeteler ve bağımsız medya üzerinden alternatif alanlar yaratmaya çalıştı. Bu çabalar çoğu zaman yargılama ve hapis cezalarıyla karşılık buldu.
2011’de kayda değer bir ilerleme sağlandı
2010’un sonlarında devrimin patlak vermesiyle birlikte basın özgürlüğünün güçlenmesi, sektör çalışanları tarafından yeni dönemin en önemli kazanımlarından biri olarak görüldü. 2011 sonrası yıllarda Tunus, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde kayda değer bir ilerleme kaydetti. Bu süreçte Bağımsız Yüksek Görsel-İşitsel İletişim Otoritesi’nin (HAICA) kurulması, basın ve yayıncılığı düzenleyen 115 sayılı Kararnamenin yürürlüğe girmesi ve gazetecilerin haklarını savunan sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkması, sektörde görece bir düzen ve şeffaflık sağladı.
Kazanımlar zamanla geriledi
Ancak son yıllarda bu kazanımların önemli ölçüde gerilediği görülüyor. HAICA’nın faaliyetlerinin askıya alınması, birçok sivil toplum örgütünün kapatılması ve 115 sayılı Kararnamenin yerine 54 sayılı Kararnamenin uygulanması, gazeteciler ve insan hakları örgütleri tarafından ifade özgürlüğüne yönelik yeni kısıtlamalar olarak değerlendiriliyor. Yasal istikrarsızlık, çok sayıda gazeteciye profesyonel basın kartı verilmemesi ve ekonomik baskılar nedeniyle medya kuruluşlarının kapanması ya da personel çıkarması, sektördeki endişeleri daha da derinleştiriyor. Gazeteciler, yasal çerçevenin yeniden gözden geçirilmesi ve medyanın bağımsızlığını güvence altına alacak acil adımlar atılması çağrısında bulunuyor.
‘54 sayılı kararname özgürlüğü zayıflattı’
Gazeteci Najwa Hammami, devrimden bu yana geçen 15 yılın, beklenen reformların hayata geçirilmesi için yeterli olmadığını belirtti. Tunus devriminin en önemli kazanımlarından biri olarak görülen ifade ve basın özgürlüğünün son yıllarda belirgin biçimde gerilediğine dikkat çeken Najwa Hammami, bu hakkın büyük fedakarlıklarla kazanılmış anayasal bir güvence olduğu için dokunulmaz kalacağına inanıldığını ancak bugün bu beklentinin karşılanmadığını ifade etti. Najwa Hammami, özellikle 54 sayılı Kararnamenin uygulanmasının gazetecilik özgürlüğünü ciddi biçimde zayıflattığını ve bu düzenlemeye bağlı cezai yaptırımların haber merkezlerinde ciddi bir tedirginlik yarattığını vurguladı.
Zorlu ekonomik ve sosyal koşullara, mesleki hakların tam olarak tanınmamasına rağmen hem kadın hem de erkek gazetecilerin bilgiye erişim hakkını ve mesleklerinin bağımsızlığını savunmaya devam ettiğini belirten Najwa Hammami, basın özgürlüğünün yasal baskılar ve gazetecilere yönelik artan tehditler nedeniyle aşındığı uyarısında bulundu. Gazeteciler ve ilgili örgütlerin, medya özgürlüğünü eski rejime karşı mücadelenin merkezinde gördüğünü hatırlatan Najwa Hammami, bu alanda yaşanacak her geri adımın demokratik sürecin özünü zedeleyeceğini dile getirdi.
‘Bağımsızlıktan uzak bir medya’
İnsan hakları aktivisti Soufia Hammami ise, Tunus’ta basın ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların kademeli olarak geri döndüğüne dikkat çekti. Bağımsızlıktan uzak bir medya yapısının, gazeteciliğin geleceğini ve toplumun sorunlarına hizmet etme rolünü ciddi biçimde tehdit ettiğini belirten Soufia Hammami, yetkililer adına konuşan medya kuruluşlarının çoğalmasının, tarafsız ve bağımsız olması gereken gazetecilik mesleğini zayıflattığını ifade etti. Soufia Hammami, medyanın, Tunus’un ve vatandaşların çıkarlarına hizmet etmesi gerekirken siyasi otoritenin sözcülüğüne indirgenmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Basın özgürlüğünde tehlikeli bir süreç
Gazetecilere yönelik sansürü ve mesleki faaliyetleri nedeniyle yasal baskıya maruz bırakılmalarını eleştiren Soufia Hammami, özellikle 54 sayılı Kararname temel alınarak açılan davaların medya camiasında ciddi bir endişe yarattığını söyledi. Bu kararname kapsamında öngörülen cezaların niteliğinin gazeteciler üzerinde caydırıcı bir etki oluşturduğunu belirten Soufia Hammami, mesleki çalışmalar nedeniyle yargılanmanın ifade özgürlüğünü doğrudan tehdit ettiğini ve bu durumun basın özgürlüğü açısından tehlikeli bir sürecin habercisi olduğunu kaydetti.
Soufia Hammami, gazeteciler Mourad Zghidi, Borhane Bsaies ve Souar Bargawi’nin devam eden hapis cezalarına da dikkat çekti. Gazeteci Chadha Haj Mbarek’in serbest bırakıldığını hatırlatan Soufia Hammami, buna karşın çok sayıda gazetecinin hala tutuklu olduğunu ve basın özgürlüğünü güvence altına alan koşullar altında mesleklerine geri dönebilmeyi beklediklerini söyledi. Basın özgürlüğünü düzenleyen yasal çerçevenin acilen gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Soufia Hammami, gerçek bir reform sürecinin ancak gerçeği objektif biçimde aktarabilen, özgür ve bağımsız bir medya ortamının sağlanmasıyla mümkün olacağının altını çizdi.