Taliban yargı yönetmeliğini yeniden yayınladı: Kadınlar sistem dışında
Taliban yeni kararlar aldı. Yeni düzenleme “şeriatı tek kaynak” ilan ederken, sanık haklarına dair güvenceleri belirsiz bırakıyor; kadınlar ise yargı sisteminin tamamen dışına itiliyor.
BAHARİN LAHİB
Afganistan - Taliban, geçtiğimiz gün yargı sistemine ilişkin yargı yönetmeliğini yeniden yayımladı.
Taliban’ın ülke yönetimini yeniden ele geçirmesinden sonra Afganistan’daki yargı düzenini şekillendiren en önemli belgelerden biri olarak değerlendirilen bu metin, yalnızca yargılama süreçlerinin çerçevesini belirlemekle kalmıyor; aynı zamanda Taliban’ın adalet anlayışını, hukuk ve şeriat yorumunu da açık biçimde ortaya koyuyor.
Modern hukuk sistemi tavsiye ediliyor
Yeni yönetmelikte, “İslam şeriatının uygulanması” tek ve mutlak yasa kaynağı olarak tanımlanıyor. Belgede, Afganistan’ın daha önceki sivil yasalarına, anayasal düzene ya da ülkenin uluslararası yükümlülüklerine herhangi bir atıf yapılmaması dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, modern hukuk sisteminin fiilen tasfiye edilmesi ve son yıllarda biriken hukuki kazanımların yok sayılması anlamına geliyor.
Yargı gücü Taliban liderliğinde merkezileştirildi
Taliban’ın yargı yönetmeliği, yargı yetkisinin büyük ölçüde Taliban’ın üst kadrolarında toplandığını gösteriyor. Belgede özellikle Taliban lideri Heybetullah Ahundzade’nin belirleyici konumuna dikkat çekilirken, hâkimlerin seçiminde mesleki yeterlilik veya bağımsızlık ölçütlerinin değil, ideolojik bağlılık ve örgütsel itaatin esas alındığı ifade ediliyor.
Yönetmelikte sanık haklarına dair net bir çerçevenin bulunmaması da ciddi eleştirilerin odağında. Metinde; avukat tutma hakkı, susma hakkı, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı gibi temel güvenceler ya hiç yer almıyor ya da muğlak ifadelerle geçiştiriliyor. Bu durum, keyfi kararların ve geniş çaplı hak ihlallerinin önünü açabilecek bir zemin yaratıyor.
Kadınların ve azınlıkların tanıklığı değersizleştiriliyor
Yeni yargı düzeninde tanıklık meselesinin de Taliban’ın katı ve gelenekçi fıkıh yorumuna göre şekillendiği belirtiliyor. Buna göre; kadınların, dini azınlıkların ve Taliban’a bağlı olmayan kişilerin tanıklığının değeri ciddi ölçüde kısıtlanıyor ya da tamamen göz ardı edilebiliyor. Bu yaklaşımın, yargı sistemine “yapısal ayrımcılık” yerleştirdiği vurgulanıyor.
Taliban mahkemelerinde cezai suçlar, siyasi suçlar ve “ahlaki” suçlar arasında net bir ayrım yapılmaması da dikkat çekiyor. Özellikle kadınları doğrudan etkileyen çok sayıda kişisel ve sosyal davranış biçimi, hukuki ölçütlere dayanmaksızın “İslami suç” kategorisine alınabiliyor. Eleştirmenlere göre bu sistemin temel hedefi bireyi ıslah etmek veya adalet sağlamak değil; toplumsal korku üretmek ve Taliban iktidarını tahkim etmek.
Kapalı yargılama, itiraz hakkının yokluğu ve ‘güvenlik’ rolü
Yönetmelikte, mahkemelerin çoğu zaman kapalı kapılar ardında yürütüldüğü, bağımsız denetim ve şeffaflığın bulunmadığı aktarılıyor. Birçok davada hâkim kararlarının “nihai” olduğu, yani itiraz/temyiz hakkının sınırlı ya da fiilen yok sayıldığı belirtiliyor.
Taliban’ın yargı yapısında hâkimlerin yalnızca hukuki karar verici değil, aynı zamanda güvenlik ve istihbarat işlevi gören bir rol üstlendikleri de ifade ediliyor. Bu durum, yargının bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkıp baskı ve kontrol aracına dönüşmesi eleştirilerini güçlendiriyor.
Kadınlara dair hükümler: Vatandaş değil, şeriata tabi
Yönetmeliğin kadınlarla ilgili bölümleri, en sert eleştirilerin toplandığı alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Metinde kadınlar bağımsız haklara sahip yurttaşlar olarak tanımlanmıyor; daha çok “şeriat hükmüne tabi kişiler” yaklaşımıyla ele alınıyor. Bu anlayışın, kadınların hayatını doğrudan ve dolaylı biçimde etkileyen tüm düzenlemelerin temelini oluşturduğu kaydediliyor.
Kadınlar yargı sisteminden tamamen dışlanmış durumda: Yönetmelikte kadınların hâkim, savcı veya yargı personeli olabileceğine dair hiçbir hüküm bulunmuyor. Böylece yargı yapısı, bütünüyle erkek egemen ve ideolojik bir karakter kazanıyor.
Kadınların yargıya erişimi de ağır biçimde kısıtlanıyor. Pek çok durumda kadınların mahkemeye “şer’i mahrem” olmadan çıkmasına izin verilmediği belirtiliyor. Bu uygulamanın, kadınların adalete erişimini fiilen engellediği vurgulanıyor.
Tanıklıkta eşitsizlik ve ‘ahlak suçları’ üzerinden baskı
Yönetmelikte kadınların tanıklığının erkeklerle eşit değerde görülmediği, bazı durumlarda kadın tanıklığının kabul edilmediği ya da ancak erkek onayıyla geçerli sayıldığı aktarılıyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet temelli kurumsal ayrımcılığın bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Taliban mahkemelerinde kadınların erkeklere kıyasla “ahlak suçları” veya “iffet suçları” gerekçesiyle daha sık yargılandığına dikkat çekiliyor. Bu suçların tanımının belirsiz olması, kadınlara yönelik kötü muamele ve baskının yaygınlaşmasına neden olabiliyor. Kadının davranışı, kıyafeti, hareketi ve sosyal ilişkileri “dini ihlal” sayılabilirken, aynı davranışlar erkekler için suç kapsamına alınmayabiliyor.
Zina ya da evlilik dışı ilişki iddialarında ise çoğu zaman kadınların kanıt olmaksızın suçlandığı, kadınların daha ağır cezalarla karşı karşıya kaldığı belirtiliyor.
Cinsel şiddette ayrım: Rıza ve zor arasında netlik yok
Yönetmelikte, rıza ile zorlamanın veya cinsel şiddetin açık biçimde ayrıştırılmaması da ciddi bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu belirsizlik, tecavüz mağdurlarını hukuki korumadan mahrum bırakabiliyor.
Aile içi ihtilaflarda—boşanma, velayet, nafaka gibi konularda—Taliban’ın yorumlarının sistematik biçimde erkeklerden yana olduğu, kadının bağımsız karar alma hakkının tanınmadığı ifade ediliyor. Ayrıca ev içi şiddetin bağımsız bir suç olarak tanımlanmaması, faillerin cezasız kalmasına ve kadınlara yönelik aile içi şiddetin sürmesine neden olabiliyor.
Kadınlar açısından cezaların uygulanma biçimi de ağır bir risk yaratıyor. Kamuya açık ve aşağılayıcı cezaların, yalnızca kadınların bedenini değil, onurunu ve psikolojik güvenliğini hedef aldığı vurgulanıyor. Genel tablo, Taliban yargısının kadını hak öznesi olarak değil, “ahlaki risk” olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
‘Adalet’ yerini korkuya bırakıyor
Uzmanlara göre bu yargı sisteminin uygulanmasıyla birlikte Afganistan’da adalete duyulan güven hızla zayıfladı. Özellikle kadınlar başta olmak üzere birçok yurttaş, mahkemeye başvurmak yerine susmayı, geri çekilmeyi veya zorla uzlaşmayı tercih ediyor.
Taliban’ın yargı sistemi, adalet üretmekten çok siyasi ve ideolojik hakimiyeti pekiştiren bir araca dönüşmüş durumda. Tartışmalara göre, bu düzen yalnızca ihtilafları çözmüyor; bizzat kendisi yeni bir şiddet ve haksızlık kaynağına dönüşüyor.
Taliban yargısı Afganistan’da yönetimin temeli olmaya devam ettikçe, bağımsız, kapsayıcı ve insani bir adaletin gerçekleşmesine dair umutların uzak olduğu ifade ediliyor. Metnin sonunda ise, bu koşullardan çıkışın ancak kadınların ve bilinçli erkeklerin sürekli mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulanıyor.