Sudan’da bin günlük savaş: Gerçek barış kadınlarla olur
Bin gündür süren Sudan savaşında en ağır bedeli kadınlar ödedi, gerçek barış ise onları sürecin merkezine koymadan mümkün değil. Çünkü kadınlar yalnızca savaşın mağdurları değil, aynı zamanda barışın kurucularıdırlar.
MARİAM HAMED*
15 Nisan 2023’te başlayan Sudan savaşı, bininci gününe girerken geride derin bir yıkım bıraktı. Çatışmaların sona ermesine ya da sivillere yönelik vahşet ve ihlallerin durdurulmasına dair somut bir umut hala görünmüyor. Aradan geçen bin gün, Sudan halkı için katliamlar, zorla yerinden edilmeler, açlık ve yaşamın temel unsurlarının çöküşüyle anılan, ülkenin modern tarihindeki en ağır insani krizlerden birine dönüştü. Kan dökülmesini durduracak ya da insan hayatını önceleyecek güçlü bir siyasi iradenin yokluğunda savaş, halkın yaşamını tüketen gündelik bir gerçeklik halini aldı.
Buna rağmen Sudanlılar olarak sorumluluğumuz, bu yıkıcı savaşın karşısında net bir duruş sergilemeyi ve günlerin sessizlik içinde geçmesine izin vermemeyi gerektiriyor. Öncelikli hedef, düşmanlıkların sona erdirilmesi ve ardından savaşın ortasında kalan sivillere acil yardımın ulaştırılması olmalıdır. Sudan’ın bu ağır çileden çıkışı, yalnızca savaşa yol açan politikaların geçmişteki seyrini ele almakla sınırlı bir yaklaşımla mümkün değildir, aynı zamanda siyasetin kendisinin yeniden tanımlandığı, ciddi ve kapsamlı bir yüzleşmeyi de zorunlu kılmaktadır.
Hedefleri nelerdir? Kime hizmet ediyor ve sahada nasıl uygulanıyor?
Bu sorular, bin gündür süren savaşın gerçek yüzünü anlamak için hala yanıt bekliyor. Bin günlük savaşın Sudanlı kadınlar üzerindeki etkisi ise yıkımın en ağır boyutunu ortaya koyuyor. Savaş herkesi etkiledi ancak en büyük bedeli kadınlar ödedi. Bin gün boyunca biriken acılar, zorla yerinden edilme, derinleşen gıda güvensizliği, sağlık hizmetlerine erişimin neredeyse tamamen ortadan kalkması ve çöken hizmetler ortamında ailelerin geçimini üstlenme yükü olarak kadınların omuzlarına bindi.
Çatışma bölgelerinde kadınlar, yiyecek ve su kıtlığı, sağlık hizmetlerinin yokluğu ve güvensiz koşullarda savaşın günlük sonuçlarıyla mücadele etti. Mısır, Çad, Uganda ve Libya’daki mülteci kamplarında ise kadınlar ve çocuklar benzer zorluklarla karşı karşıya kaldı, acı hikayeler sınırları aşarak tekrarlandı. Kimi hayatta kalmak için çölleri aşmak zorunda kaldı, kimi ise savaştan kaçmaya çalışırken yaşamını yitirdi.
Çocuklar da hem ülke içinde hem de mülteci kamplarında yaygın yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalarak, savaşın derinleştirdiği insani felaketin boyutlarını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Süregelen çatışmalar, acı ve yoksunluk uçurumunu her geçen gün daha da büyütüyor, mevcut krizleri ağırlaştırıyor ve en zor koşullarda hayatta kalma, korunma ve bakım sorumluluğunu büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklüyor.
Sudan’ın geleceğine dair yürütülecek herhangi bir tartışma, başta kadınlar, çocuklar, özel gereksinimli bireyler ve özellikle kronik hastalar olmak üzere, savaştan en ağır şekilde etkilenen kesimlerin sorunları merkeze alınmadan ciddiye alınamaz. Gerçek bir barış, yaşanan acıları görmezden gelerek ya da ülkeyi felakete sürüklemiş aynı söylem ve politikaları yeniden üreterek inşa edilemez.
‘Kadınlar aynı zamanda barışın kurucusu’
Geçmişten ders çıkaran, acıyı yücelten değil onun tekrarını önleyen bir ulusal hafızaya ihtiyacımız var. Tepki ve eylem döngüsünü aşan, ortak insanlığımızdan beslenen ve savaşın kaçınılmaz olmadığına, barışın ise yaratmamız ve korumamız gereken bilinçli bir tercih olduğuna dayanan yeni bir söylem inşa edilmelidir.
Hedeflenen barış, adil, hoşgörülü ve sürdürülebilir bir barış olmalıdır; kadınları sürecin kenarına değil, merkezine yerleştiren bir barış. Çünkü kadınlar yalnızca savaşın mağdurları değil, aynı zamanda barışın kurucuları, kolektif hafızanın taşıyıcıları ve farklı bir geleceği inşa edebilecek en güçlü öznelerden biridir.
Trajedinin üzerinden bin gün geçtikten sonra, hepimiz için şu soru hala açık: Acıyı sadece tekrar mı anlatacağız, yoksa birlikte çalışacak, karşılıklı kabulü benimseyecek ve Sudan halkına yakışır bir ulus inşa edecek cesareti mi göstereceğiz? Sudan barışı hak ediyor. Ve Sudanlı kadınlar savaşsız, güvenli ve onurlu bir yaşamı hak ediyor.
*Kayan Örgütü İcra Direktörü