Suça sürüklenen çocuk sorunsalı: Yaşı düşürmek, cezayı artırmak çözüm değil
Son zamanlarda gündeme getirilen suça sürüklenen çocuklarla ilgili öngörülen yasa tasarısına ilişkin ortaya çıkan en belirgin tepki çocukların suça sürüklenmesinde devletin çocuklara karşı yükümlülüğünü yerine getirmediği yönünde.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Haber Merkezi - Suça sürüklenen çocuklar (SSÇ) ile ilgili 2025 yılının sonlarından itibaren kamuoyu ve Meclis’te ciddi tartışmalar yürütüldü. Adalet Bakanlığı tarafından, suça sürüklenen çocuklar ile ilgili Meclis’e yeni bir yasa tasarısı sunmayı planlanıyor. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, “suça sürüklenen çocuk” tanımının yeniden ele alınacağını belirterek, yaş sınırının ve cezai sistemin değişmesini hedeflediklerini söyledi. 12’nci Yargı Paketi kapsamında yapılacak düzenlemelerde 12 olan yaş sınırının daha da düşürülmesi ve hakimin karar yetkisinin arttırılması söz konusu. Bu taslağın asıl amacı her ne kadar “çocukları suça azmettiren veya suç örgütü hiyerarşisi içinde kullanan yetişkinlere yönelik cezaların artırılması” gibi görünse de düzenleme içerisinde birçok tehlike barındırıyor.
10 yılda yüzde 17,47 artış
Resmi verilere göre; suça sürüklenen çocuk sayısı 2015’te 158 bin 560 iken, bu sayı 2016’da 146 bin 737, 2017’de 145 bin 210, 2018’de 157 bin 96, 2019’da ise 161 bin 378 olarak kaydedildi. 2021’de 134 bin 464 çocuk suça karışırken, sayı 2022’de önceki yıla göre yüzde 31 artarak 176 bin 128’e, 2023’te ise 177 bin 174’e ulaştı. 2024’te 188 bin 926 ile zirve görülürken, 2025’te sayı yüzde 1,4’lük düşüşle 186 bin 256 oldu.
İstatistiklere göre, 2015’ten 2025’e uzanan 10 yıllık dönemde suça sürüklenen çocuk sayısında yüzde 17,47 artış yaşandı.
Çocuk hakları aktivistleri ve hukukçular bu düzenlemenin çocuk ve toplum için tehlikelerine dikkat çekiyor. Haberimizde çocuk hakları alanında çalışan hukukçu, aktivist, sosyolog ve siyasetçi kadınlar değerlendirmelerde bulunuyor.
Av. Dilan Koç: Kamuoyu eksik bilgilendiriliyor

Mêrdîn Barosu’ndan Avukat Dilan Koç, SSÇ ile ilgili birçok televizyon programında uzman olmayan kişilerin ağırlandığını ve yaptıkları yanlış yorumlarla toplumda çocuğa karşı algı oluşturduklarını eleştirerek konuşmasına başladı.
Adalet Bakanı’nın çocuklarda 12 olan ceza ehliyet yaşının düşürüleceğine yönelik açıklamasını hatırlatan Dilan Koç, “Bunu açıklarken Avrupa ülkelerini örnek gösterdi. Avrupa’da da ceza ehliyetinin 10 yaşa kadar düştüğünü söyledi. Ancak Avrupa ülkelerindeki ceza ehliyet yaşı 10 değil. Bu anlamda yanıltıcı bir bilgi söz konusu” dedi.
Avrupa ülkelerinde ceza ehliyet yaşı çeşitlilik gösteriyor: İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda, İsviçre (10 yaş), Fransa ve Polonya (13 yaş).
Dilan Koç, “Avrupa ortalaması ceza ehliyet yaşı 14 yaş iken, Türkiye’de 12 yaş olarak düzenlenmiş. Ortaçağ hukukundan kaynaklı olarak İngiltere’de 10 yaş. Yani yeni Adalet Bakanı’nın bizleri sürüklemek istediği ve referans aldığı yer Ortaçağ hukuku. Çünkü İngiltere Ortaçağdan kalma inanış ve çocukların da günahkar doğduğuna ilişkin kabul sebebiyle bunu daha aşağı bir yaş olarak belirlemiştir. Ancak yine İngiltere’de de 10 yaşında bir çocuk suç işler işlemez direkt cezaevine atılmıyor. Orada çocuğu rehabilite etmeye yönelik uygulamalar var. Fakat bu Türkiye’de geçerli olan bir durum değil” diye belirtti.
‘Cezayı arttırmak caydırıcı değil’
Bu kapsamda yeni düzenlemede hakimlerin yetkilerinin artırılmasının “olumlu” değerlendirmediğini kaydeden Dilan Koç, “Çocuk yargılaması gibi hassas bir konuda hakimlerin yetkilerinin arttırılmasını olumlu bir görüş olarak kabul etmiyoruz. Ceza kanunları ile bunun düzenlenmesini ve var olan özgürlükçü, daha demokratik olan yasalardan vazgeçilmesinin doğru bir uygulama olmadığını düşünüyoruz. Bunu caydırıcı olacağını düşünmüyoruz. Bir çocuk suç işlediğinde cezasının ağır olması çocuk açısında caydırıcı olmuyor. Çocuklar yetişkinlere göre işlediği suçun uzun vadede ne anlama geleceğini, nasıl sonuçlar doğuracağını düşünemiyor” ifadesini kullandı.
‘Çocuğu yargı sisteminin içine dahil etmeden erken müdahaleyle kurtarmak’
Cezaları arttırmak yerine çocukların yargı sistemi içinde dahil etmeden erken müdahaleyle kurtarılmasının gerektiğinin altını çizen Dilan Koç, “Çocuklar suç işledikten sonra cezaevine alındığında yetişkinlerle ve kendi koğuşlarında bulunan diğer çocuklarla temas kurabiliyorlar. Orada daha fazla suç tipi de görebiliyorlar, suçlu kişilikle birlikte olduğu için suça daha fazla itiliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
‘Çocuk Mahkemelerinin kapatılması’
Dilan Koç, çocukların yargılanmasında “Çocuk Mahkemelerinin de” önemli bir yerde olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Çocuklarla birebir temas eden kişilerin daha donanımlı, daha eğitimli olması, çocukların tekrar ceza adalet sistemi içinde yer almasına engel olacaktır. Örneğin Mêrdîn’de 15 Temmuz öncesi bir çocuk mahkemesi bulunurken, 15 Temmuz gerçekleştikten sonra birçok hakim ve savcının tutuklanmasından dolayı bir ihtiyaç doğdu ve ilk kapatılan yer çocuk mahkemesi oldu. Orada bulunan hakim bu yönde özel eğitimler almış olmasına, uzman olmasına rağmen mahkeme kapatıldı. Çocuklarda yetişkinlerle aynı mahkemelerde ‘çocuk mahkemesi’ sıfatıyla yargılanmaya başladılar. Hakimlerin, savcıların, avukatların ve kolluk kuvvetlerinin de bu konuda eğitim alması gerekiyor” uyarısında bulundu.
Adalet Bakanı’nın açıklamasının aksine yargılamada 12 yaşın düşük bir yaş olduğunu ve yükseltilmesi gerektiğini vurgulayan Dilan Koç, “12-15 yaşa arası çocukların o sisteme dahil olmadan önce ilk defa işlemiş olduğu suçlar bakımından rehabilite edilme gibi uygulamalara tabii tutulmaları gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
‘Kürtlerde oluşan haklı kaygı’
SSÇ ile ilgili düzenlemelerde Kürtlerde haklı bir kaygının oluştuğunu belirten Dilan Koç, “Ne yazık ki her durumda tetiğin Kürtlere döndüğünü ve en çok mağdur edilen kesim olduklarını görüyoruz. Kürtlerin hiç dahili olmadığı 15 Temmuz’da en çok zarar gören, mağdur edilenlerin Kürt kurumları, dernekleri, öğretmenleri, memurları olduğuna şahit olduk. Bu sebeple SSÇ kavramının neden bu kadar çok önümüze geldiği noktasında da bu kaygıyı taşımak elbette çok haklıdır. Rojava protestoları sırasında hedef alınan gençler ve çocuklar oldu. Birçok genç, çocuk gözaltına alındı. Bu anlamda ceza ehliyeti yaşı düşürüldüğünde çok daha fazla saldırı olacağını düşünüyoruz” dedi. Dilan Koç, “Adalet Bakanı yasa dışı işlerde çocukları kullanan suç örgütlerine işaret etti ve onların cezalandırılacağını söyledi. Eğer bu çocuklar birileri tarafından suça sürükleniyorsa, çocukları cezalandırmak yerine o çocukları o sistemin içinden çekip çıkarmak, sosyal koşullarını iyileştirmek ve neden çocukların suç örgütlerini kendilerine idol aldığı gibi çalışmalar yapılmalı. Ancak bunun yerine çocukları cezalandırmak üzerinde hareket ediliyor. Biz bunun bütün topluma zarar vereceğini düşünüyoruz” diye belirtti.
Sosyolog Özgür Aktükün: Çocuk haklarına bakış ve kuşaklar arası eşitsizliğin göstergesi
Sosyolog Özgür Aktükün de değerlendirmesini çocuk hakları ve çocukların suça sürüklenmesinin altındaki nedenlere odaklanarak yaptı. Çocukların suça sürüklenmesinin, sosyal devlet kapasitesi, çocuk hakları rejimi ve kurumsal koordinasyonla doğrudan ilişkili yapısal bir sorun olduğunu belirten Özgür Aktükün, şöyle dedi:
“Özellikle Türkiye’de son yıllarda derinleşen ekonomik kırılganlıklar, sosyal politika alanındaki kurumsal zayıflamalar ve hak temelli yaklaşımın gerilemesi, bu olguyu daha görünür ve yaygın hale getirmiştir. Yeni kuşak çocuklar; dijitalleşme, ekonomik güvencesizlik, mekânsal eşitsizlik ve geleceğe dair umutsuzluk duyguları içinde büyüyorlar. Aile ve okulun koruyucu işlevinin zayıfladığı koşullarda çocuklar aidiyet ihtiyaçlarını sokak ve akran grupları üzerinden karşılıyor; bu durum, suç davranışlarının normalleştiği çevrelerle temas riskini artırıyor.”
‘Kalıcı çözüm çocuk merkezli ve bütüncül bir sistemle mümkün’
Mevcut çocuk koruma politikalarının uygulanmasında hem operasyonel hem de sosyal engeller olduğuna değinen Özgür Aktükün, “Koruyucu hizmetler çoğu zaman evrak ve bürokrasi odaklı yürütülüyor; işbirliğine kapalı aile ortamları, yoksulluk ve şiddet koşulları rehabilitasyon çabalarını zayıflatıyor. Müdahale sonrasında çocuk çoğu kez aynı riskli çevreye geri dönmek zorunda bırakılıyor. Bu nedenle sistem büyük ölçüde reaktif çalışıyor; erken uyarı ve önleyici mekanizmalar çok katmanlı bu süreci yönetmekte zayıf kalıyor. Özellikle çocuk koruma sisteminde hayati bir rol üstlenmesi gereken yerel yönetimlerin çocuk ve gençlik hizmetleri kapasitesi iller arasında ciddi eşitsizlikler gösteriyor. Mahalle temelli izleme ve gençlik birimleri yeterince yaygın değil; sunulan hizmetlerin niteliği de çoğu yerde yetersiz” şeklinde konuştu.
Özgür Aktükün son olarak çözümün, yeni yasa düzenlemelerinden ziyade mevcut kurumsal yapıların güçlendirilmesi, önleyici sosyal hizmet kapasitesinin artırılması ve çocuk haklarını merkeze alan bir politika ve yönetim anlayışının geliştirilmesi olduğunu vurgulayarak, kalıcı sonucun ancak çocuk merkezli, bütüncül ve koordineli bir sistemle mümkün olacağını ifade etti.
Aktivist Mukaddes Alataş: Siyasi ‘suçlarda’ çocuklara yetişkin gibi yaklaşıldı

Çocuk hakları aktivisti Mukaddes Alataş, çocukların birer yetişkin yargılanmalarının yeni krizlere neden olabileceğini kaydetti.
“Biliyoruz ki siyasi ‘suçlarda’ çocuklara böyle yaklaşıldı” diyen Mukaddes Alataş, şöyle konuştu, “Bu bir devlet politikasıydı ve politik suçlu bulunan çocuklara uygulandı. Şimdi ise başka bir süreç işletilmeye çalışılıyor. Bu tartışmalar çocuk adalet sisteminin ruhuna ve Birleşmiş Milletler (BM) çocuk hakları sözleşmesine aykırıdır. Çocuk odaklı bir tartışma yürütürken, ‘çocuk hangi koşullarda suç işliyor?’ üzerinden de bir tartışmanın yürütülmesi gerekiyor” sözlerini kaydetti.
Türkiye’de SSÇ meselesinin diğer bütün alanlarda yaşanan sorunların bir parçası olduğunu vurgulayan Mukaddes Alataş, ulus devletlerde devletin güvenliği öncelediği takdirde halkın güvenliğin ikinci plana atıldığını kaydetti. Çocuklara yönelik ihlallerin devletin savaş ve güvenlik politikasından bağımsız olmadığını vurgulayan Mukaddes Alataş, “Bütün ekonomisini savaş politikasına aktarınca eğitim bütçesi azalır, sosyal hizmetler zayıflar, yerel yönetimlerdeki destekler azalır akabinde bu duruma ses çıkaran muhalif kesimin sesi çeşitli cezalarla susturulur. Ve zaten az olan çocuk koruma mekanizmaları adalet sisteminde geri plana atılır. Çünkü öncelik devletin güvenliği oluyor. Devlet sınırların ötesinde güç üretirken, içeride ciddi eşitsizlikler olmaya başladı. Hukuk hükümetin sözcüsü oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Mukaddes Alataş, “Çocukların suça sürüklenmesi yapısal bir sorundur. Suçun üretildiği alanlar olarak tabir edilen sosyal alanlara yönelik sistemsel bir baskının artmasıyla çocuklar ihmal ve istismar ediliyor. Ve böylece en kırılgan yapıya daha fazla yüklenilmiş oluyor” yorumunu yaptı.
‘Sorumluluk devletten alınıyor ve sonuçlar tartışılıyor’
SSÇ konusunda devletin temel yükümlülükleri olduğuna değinen Mukaddes Alataş, “Devletin temel yükümlülüğü çocuğu cezalandırmak değil çocuğu korumaktır. Aile içinde korunamıyorsa, kurumlarda istismara uğruyorsa, eğitim sisteminden kopmuşsa, sokakta çeteler içinde sosyalleşecektir. Uyuşturucu kullanımında yaş gittikçe düşmeye başlamış. Sokakta çeteler arasında sosyalleşen çocuğun suça sürüklenmesi bireysel değil kurumsal bir koruma zafiyeti ile ilgili. Sorumluluk devletten alınıp, sonuçlar üzerinden tartışılıyor. Neden çözülmezse sonuçlarla uğraşmak bitmez ve çözüm de getirmez. Sosyal hizmet mekanizmaları doğru işlemiyor, gençlere destek programları yok, eğitimde kopuş hızla artıyor. But tablo karşısında cezayı arttırmak çözüm olmaz” diyerek konuşmasını tamamladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mêrdin Milletvekili Beritan Güneş ise, “Suç işleme oranının azaltılmasında cezanın arttırılmasının çocuklar üzerinde bir etkisi yok” dedi ve şöyle devam etti: “Zaten bu nedensellik kurulamadığı için Pekin Sözleşmesi çocukları, ‘yetişkinlerden farklı muamele görmesi gereken kişi’ olarak tanımlıyor. Çocuklarda ki suç algısı yetişkinlerdeki gibi değil. Çocuklarda suçu önlemek için yapılacak en son seçeneklerin başına kapatılmanın ve ceza artırımının konulmasının sebebi bu. Uluslararası sözleşmelerde ve çocuk koruma sisteminde de bu böyle.”