Sevda Çetinkaya: Türkiye medyası Kürt meselesinde gerçek yüzünü gösterdi
Rojava’ya saldırılar medyada iktidar ve muhalefet arasındaki görünür ayrımları ve konu Kürtler olunca ayrımların nasıl hızla ortadan kalktığını açığa çıkardı. İlke TV Genel Yayın Yönetmeni Sevda Çetinkaya, medya dilinin ne anlama geldiğini değerlendirdi.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Kuzey ve Doğu Suriye’de Halep’e bağlı iki Kürt mahallesine yönelik saldırılarla başlayan ve haftalarca süren çatışmalı süreç, yalnızca bölgesel güç dengelerini değil, Türkiye’deki siyasal iklimi ve medya reflekslerini de bir kez daha görünür kıldı. Sahada yaşanan askeri gelişmeler kadar, bu gelişmeler karşısında üretilen dil, kurulan ittifaklar ve sessizlikler; barış, demokrasi, kadın mücadelesi ve Kürtlerin kolektif hakları meselesinde kimlerin nerede durduğunu açık biçimde ortaya koydu. Özellikle Kürt kadınlara yönelik işlenen insanlık suçları karşısında takınılan tutum, medyanın etik, politik ve ideolojik sınırlarını yeniden tartışmaya açtı.
Türkiye medyasında konu Kürtlerin statüsü ve hak talepleri olduğunda durumun nasıl bulanıklaştığı bu süreçte daha da belirginleşti. Kendini muhalif olarak tanımlayan yayın organları ile iktidar medyası arasındaki farkların, söz konusu Kürtler ve özellikle Kürt kadınları olduğunda hızla ortadan kalkması; barışın toplumsallaşması önündeki en büyük engellerden birinin medya dili ve refleksleri olduğunu bir kez daha gösterdi. Rojava’da kadınların öncülüğünde inşa edilen eşitlikçi ve çoğulcu toplum modeline yönelik bu ortak körlük, yalnızca Suriye’ye dair değil, Türkiye’de kurulmak istenen ya da istenmeyen barışın sınırlarına dair de önemli ipuçları barındırıyor.
‘Türkiye medyasında çözüm sürecini istemeyenler var’
İlke TV Genel Yayın Yönetmeni Sevda Çetinkaya, Türkiye medyasının bu süreçteki pozisyonunun tesadüfi olmadığını vurguluyor. Sevda Çetinkaya, medya içindeki temel ayrımı şöyle tarif ediyor:
“Başından beri aslında Türkiye medyasında bir çözüm sürecini istemeyenler var. Bir taraf ‘Terörsüz Türkiye’ diyor, Kürtler ‘Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ diyor. Buna topyekun karşı olan, üstelik kendilerini muhalif olarak konumlayan bir medya var. Bir de iktidar medyası dediğimiz, Cumhur İttifakı’nın çizdiği çerçevede ‘Terörsüz Türkiye’yi destekleyen ama iş barışa, demokrasiye, kadın özgürlüğüne, eşitliğe, Kürtlerin anayasal ve kolektif haklarına gelince ‘aman ha’ diyen bir medya var. Bu tablo başından beri böyleydi.”
‘Kendini muhalif olarak tanımlayan medya ile iktidar medyası birleşti’
Sevda Çetinkaya’ya göre Halep’teki saldırılarla birlikte bu medya tutumları daha görünür hale geldi ve farklı görünen hatlar aynı noktada birleşti:
“Kuzey ve Doğu Suriye’de, Halep’teki iki Kürt mahallesine yapılan saldırılarla başlayan süreçte bütün eteklerindeki taşları döktüler. Gerçek yüzleri ortaya çıktı. Üstelik bu sefer kendini muhalif olarak tanımlayan medya ile iktidar medyası birleşti. Mesele Kürtlerin hakları olunca, demokratik, kadın özgürlükçü, çoğulcu bir Suriye modelini savunan Kürtler olunca, düne kadar terörist dedikleri IŞİD yerine, IŞİD’le mücadele edip dünyayı bu barbarlıktan kurtaran Kürtler terörist ilan edildi.”
‘En kirli hali kadınlara karşıydı’
Bu dilin en ağır biçimde kadınlara yöneldiğini söyleyen Sevda Çetinkaya, yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
“Bunun en kirli hali kadınlara karşıydı. Kendi topraklarını, toplumunun bugüne kadar kazandığı hakları savunan kadınlara yapılan korkunç savaş ve insanlık suçlarını ya akladılar ya meşrulaştırdılar ya da en hafifinden görmezden geldiler. Bunları gösterenleri de yine düşman ve terörist ilan eden bir dille karşımıza çıktılar.”
‘Kürt kadınları kurucu özne oldu’
Sevda Çetinkaya, bu yaklaşımın nedeninin Rojava’daki kadın mücadelesi olduğunu vurguluyor ve kadınların kurucu özne olmasının yarattığı rahatsızlığa dikkat çekiyor:
“Kuzeydoğu Suriye’de, yani Rojava’da bugüne kadar kadınlar öncülük etti. Ortadoğu hep yıkım ve savaş gördü ama Rojava’da kadınlar bambaşka bir toplum modelini ortaya koydu. Kadınların öncülük ettiği, eşit olduğu, özgürlüğünün güvence altına alındığı yeni bir toplum modeli. Kürt kadınları ‘Ben sadece haklarım için mücadele etmiyorum, yeni kurulacak Suriye’nin kurucu öznesi olmak istiyorum’ dedi. Bu, ister iktidar ister muhalefet tarafında olsun, bu erkek akıl için, bu erkeklik ittifakı için çok tehlikeli bir şeydi.”
‘Orada bir kadın mücadelesi görmediler’
ABD ziyareti sonrasında geçici Suriye yönetimine yönelik sert eleştiriler getiren muhalif medyanın, söz konusu Kürt mahalleleri olduğunda neden tutum değiştirdiği sorusu da Sevda Çetinkaya’ya göre bu tarihsel reflekslerle ilgili:
“Mesele Kürtler ve Kürtlerin hakları olunca, o tekçi, ulusalcı, 100-150 yıllık refleksler açığa çıktı. İktidar medyasının diline şaşırmayabiliriz ama yıllarca laiklik ve kadın hakları üzerinden yayın yapmış, HTŞ’yi, IŞİD’i büyük bir kadın tehdidi olarak anlatmış insanlar, söz konusu Kürt kadınları olunca sustu. Orada bir kadın mücadelesi görmediler. Bu çok kötü bir körlük.”
‘Irkçı olmamak yetmez, ırkçılık karşıtı olmak gerekir’
Bu körlüğün temelinde milliyetçilik ve ırkçılık olduğunu ifade eden Sevda Çetinkaya, Angela Davis’in sözlerini hatırlatarak şöyle devam ediyor:
“Hafızam yanıltmıyorsa Angela Davis demişti: Irkçı olmamak yetmez, ırkçılık karşıtı olmak gerekir. ‘Ben ırkçı değilim’ deyip köşenize çekilemezsiniz. Bu yaşanırken taraf olmanız gerekir. Kürt kadınlarının mücadelesi, bütün kadınların sahiplenmesi gereken bir mücadeleydi ama Kürtlük üzerinden ırkçı bir refleksle dayanışma kurulamadı.”
‘Saç örgüsü küçümsenmeyecek kadar anlamlıydı’
Çatışmaların ardından varılan anlaşmanın ve kadın dayanışmasının etkisine de değinen Sevda Çetinkaya, sınırlı ama anlamlı bir toplumsal karşılık oluştuğunu söylüyor:
“Kadın dayanışmasının güçlendiğini düşünüyorum. Saç örgüsü üzerinden gösterilen tepki küçümsenemez. Bütün toplumu kapsamadı ama anlamlıydı. Buna rağmen 16 yaşındaki bir kız çocuğunun bu video yüzünden tutuklandığını gördük. Böylesi bir baskı ortamında dayanışma göstermek çok daha önemli.”
‘Kürtler masadan düşmediler’
30 Ocak’ta varılan anlaşmaya dair tartışmalara da değinen Sevda Çetinkaya, “Kürtler yenildi mi?” sorusuna farklı bir yerden yaklaşıyor:
“Ben öyle bakmıyorum. 30 Ocak anlaşması büyük bir katliamı ve savaşı durdurdu. Kürtler masadan düşmediler. Bugüne kadar elde ettikleri hakları ve statüleri korumak için mücadele etmeye devam edeceklerini ilan ettiler.”
‘Yönetimin ve temsiliyetin yarısı kadın’
Kadınların kazanımlarının altını özellikle çizen Sevda Çetinkaya, Rojava’da kurulan yönetim modelinin, kadın mücadelesi açısından yalnızca sembolik değil, somut ve kurumsal bir karşılığı olduğuna dikkat çekiyor. Kadınların siyasetten toplumsal yaşama kadar her alanda eşit temsiliyetle yer aldığını vurgulayan Sevda Çetinkaya, bu durumun yeni Suriye tartışmalarında kritik bir eşik oluşturduğunu ifade ediyor. Rojava’daki kazanımların geri çekilmediğini ve kadınların bu çıtayı özellikle koruduğunu söyleyen Sevda Çetinkaya, entegrasyon görüşmelerine yansıyan tabloyu şöyle anlatıyor:
“Bugün Rojava’da fiilen yönetimin yarısı kadın. Siyasal ve toplumsal temsiliyetin yarısı kadın. Şam ile yapılan entegrasyon görüşmelerine giden heyetin fotoğraflarına bakın. Üç erkeğin karşısında Rojava heyetinde bir erkek ve iki kadın var. Bu çok büyük bir kazanım. Kadınlar o çıtayı düşürmediler.”
‘Buradaki Kürtlerle nasıl bir barış yapacaklarını göreceğiz’
Son olarak Türkiye’deki sürece dönen Sevda Çetinkaya, Suriye’de yaşananların Türkiye açısından da belirleyici olacağını vurguluyor:
“Suriye’deki Kürtler kendi mücadelelerini yürütecekler. Şimdi Türkiye’de Kürtlerin kolektif hakları ve statüleri konusunda ne yapılacağını göreceğiz. ‘Suriye’ye bakalım’ deyip ayak sürüyenlerin burada nasıl bir barış ve çözüm kuracaklarını izleyeceğiz.”