Serbest bırakılan YPJ savaşçısı Şêrîn Hisên, cezaevi sürecini anlattı

Cihatçı HTŞ’nin Rakka saldırıları sırasında esir alınıp Halep Cezaevi’nde işkenceye maruz kaldıktan sonra 27 YPJ savaşçısıyla serbest bırakılan Şêrîn Hisên, zorluklara rağmen direniş ve umudu koruduklarını belirterek, YPJ’nin tanınması çağrısında bulundu.

SORGUL ŞÊXO

Qamişlo – Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) savaşçısı Şêrîn Hisên’in yaşadıkları, dört parça Kürdistan’da yıllardır süren savaşların ortaya çıkardığı sayısız hikayeden yalnızca biri. HTŞ’nin Rakka’ya yönelik saldırıları sırasında Ocak ayında esir alınan Şêrîn Hisên, 1 Haziran’da 27 YPJ savaşçısıyla birlikte serbest bırakıldı. YPJ Basın Merkezi, ilk olarak Şêrîn’in yaşamını yitirdiğini duyurmuş, ardından ailesi ve yakınları için taziye ve anma törenleri düzenlenmişti. Ancak daha sonra Şêrîn’in HTŞ’nin elinde esir olduğu ortaya çıktı. Ajansımıza sonuşan Şêrîn Hisên, cezaevi süreciyle ilgili yaşadıklarını anlattı.

‘Teslim olmayı kabul etmedik’

18 Ocak'ta esir alınan Şêrîn Hisên, yaşananların başlangıcını şöyle anlattı:

"Rakka'daydık. Yaklaşık 12 kadın ve 12 erkek savaşçıdan oluşan bir grubumuz vardı. Saat 18.00'e kadar direndik, ancak çıkış yolu bulamadık. Bize saldıran gruplar etrafımızı sarıyor, kurtulma ihtimalimiz giderek azalıyordu. Bunun üzerine kurtulmak için bir plan yapmaya başladık. Sivil kıyafetler giydik, silah ve teçhizatlarımızı omuzlarımıza alarak bölgeye dağıldık. Amacımız arkadaşlarımızın bulunduğu noktalara ulaşmak ve kurtulmaktı. Yaklaşık 4-5 saat boyunca yürüdük. Bu sırada arkadaşlarımıza ulaşabilmek için bir aracı durdurmak istedik, ancak aracın çetelere ait olduğunu fark ettik. Daha sonra bir binaya sığındık ve gece saat 02.00'ye kadar burada direndik. Bu süreçte köylüler, aşiretler ve Arap toplulukları etrafımızda toplandı. Tam anlamıyla kuşatma altındaydık. Sürekli bize seslenerek teslim olmamızı istediler, ancak biz teslim olmayı kabul etmedik."

Kuşatma nedeniyle 24 savaşçının bir süre sonra fedai eylem kararı aldığını kaydeden Şêrîn Hisên, "Bulunduğumuz alan giderek daralıyordu. Çetelerin eline sağ geçmemek için fedai eylem yapma kararı aldık. Son ana kadar komutanlıkla iletişim halindeydik, ancak daha sonra esir düştük. Esir alındıktan sonra çeteler tarafından Halep Cezaevi'ne götürüldük. Orada bize üç ya da dört gün içinde serbest bırakılacağımız söylendi, ancak günler haftalara, haftalar da aylara dönüştü" dedi.

İşkence, baskı ve teslimiyete karşı direniş

Cezaevine ilk götürüldükleri süreci anlatan Şêrîn Hisên, sözlerine şöyle devam etti:

"Cezaevine götürüldüğümüzde yüzümüz duvara dönüktü, ellerimiz bağlıydı ve dizlerimizin üzerinde oturuyorduk. Kimlik bilgilerimizi aldılar, ancak biz yanlış bilgiler verdik. Daha sonra kadınlarla erkekleri birbirinden ayırdılar. Dokuz kadın arkadaş birlikte kaldık, dokuz erkek arkadaş ise başka bir odaya götürüldü. Bizden sonra altı savaşçı daha esir düştü; bunların üçü kadın, üçü erkekti. Daha sonra bizi Kadın Asayiş üyelerinin tutulduğu koğuşa götürdüler ve sayımız 28'e ulaştı. Ancak erkek arkadaşlarımızın kaçının içeride kaldığını ya da kaçının çıkarıldığını bilmiyorduk. Sözlü ve psikolojik baskılar sürekli devam etti. Çeteler sürekli üzerimize bağırıyor, kapılara yumruk atıyor ve bizi korkutmaya çalışıyordu. Son sorguda gerçek kimlik bilgilerimizi verdik. Ancak başlangıçta yanlış bilgi verdiğimiz için bize fiziksel şiddet uyguladılar. Erkek arkadaşlarımıza ise elektrik verilerek işkence yapılıyordu. Her gün erkek arkadaşlarımız işkenceyle uyandırılıyordu."

Genç kadın savaşçıların ve yaşı daha büyük olan kadınların birbirinden ayrıldığını belirten Şêrîn Hisên, yaklaşık üç buçuk ay boyunca birlikte kaldıklarını söyledi. Daha sonra çoğu anne olan ve yaşları daha büyük olan 13 Asayiş üyesinin kendilerinden ayrılarak İdlib Cezaevi'ne götürüldüğünü aktaran Şêrîn Hisên, genç savaşçıların ise Halep Üniversitesi'ndeki cezaevine sevk edildiğini ifade etti. Bu süreçte kendilerini teslim olmaya zorlamak için çeşitli yöntemlere başvurulduğunu kaydeden Şêrîn Hisên, son sorgusunda kendisine defalarca "Bize teslim ol, bizimle çalış. Biz Suriye devletiyiz. Bizimle birlikte çalışırsan ailene kavuşursun" denildiğini anlattı. Ayrıca bazı imkanlar ve ayrıcalıklar vaat edilerek muhbir yapılmaya çalışıldığını dile getiren Şêrîn Hisên, ancak bu teklifleri kesin bir şekilde reddettiklerini belirtti.

Örgütlülüğün yarattığı güç

Cezaevi sürecinde sürekli baskı altında tutulduklarını dile getiren Şêrîn Hisên, görevlilerin sık sık üzerlerine bağırdığını ve "Öcalan sizi çağırsa yine gider misiniz?" şeklinde sorular yönelttiğini söyledi. Şêrîn Hisên, “Ayrıca arkadaşlarımızın bizi sattığını ve kimsenin bizimle ilgilenmediğini söylüyorlardı. Her türlü yöntemle irademizi kırmaya ve bizi teslim olmaya zorlamaya çalıştılar. Ancak biz bunlara inanmadık. Çünkü hem arkadaşlarımızı hem de düşmanımızı iyi tanıyorduk. Bu nedenle cezaevinde bütün savaşçılar, tüm sorgularda aynı tutumu sergiledi ve aynı doğrultuda cevaplar verdi. Bu yüzden Kürt kadınlarına sürekli hakaret ediyorlardı. Çünkü ortak bir duruş sergiliyor ve bilgilerimizi açığa çıkarmıyorduk. Cezaevi içerisinde de kendi aramızdaki örgütlülüğü korumaya devam ettik" dedi.

‘Umut, başarıdan daha değerlidir’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "Umut, başarıdan daha değerlidir" sözünü hatırlatan Şêrîn Hisên, “Zaten umut olmadığında insan da yok olur. Bizim umutlarımız vardı, bir gün mutlaka özgürlüğümüze kavuşacağımızı biliyorduk. 10 yıl da sürse sonunda özgür olacaktık. Umudumuzu hiç kaybetmedik, çünkü arkadaşlarımızın serbest bırakılmamız için çalıştığını ve bizi çıkaracaklarını biliyorduk. Araçtan indiğimizde bizi karşılayan arkadaşlarımız, şehadetimizin duyurulduğunu söyledi. Ailemi gördüğümde ise kelimelerle anlatılamayacak bir mutluluk yaşadım” şeklinde konuştu.

‘YPJ tanınmalı’

Kadınların mücadelelerinden vazgeçmemesi gerektiğini söyleyen Şêrîn Hisên, “Kadınlar geçici yönetime boyun eğmemelidir. Çünkü mevcut yönetimin amacı kadınları ev içinde tutmak, evlendirmek ve her zaman itaatkar olmalarını sağlamaktır. Her zaman mücadelemizi küçültmeye çalıştılar. Ancak biz her zaman başımız dik kalacağız. Bu onurlu duruşu korumak için de mücadele etmeye devam ediyoruz. YPJ’nin varlığı ve tanınması bizi gururlandırıyor. Verilen şehitler de mücadelemizin hedeflerini ve anlamını ortaya koyuyor. Geçici yönetimin YPJ’yi tanıması gerekir ve bu mücadele uğruna ne kadar ağır bedeller ödendiğini bilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.